Adalı Sanatçılarımız (Kani Kanol)

Adalı Sanatçılarımız (Kani Kanol)

05 Aralık 2018 - 14:26 - Güncelleme: 05 Aralık 2018 - 15:51

Bugün Adalı sanatçılarımız sayfamda kültür insanı Kani Kanol var.

Onunla kırk yılı aşkın bir dostluğumuz, bu dostluğun süzgecinden geçmiş olan yol arkadaşlığım var.

Kendisini bu toprakların kültürel kimliğine adamış, halk bilimi dendiğinde ilk akla gelen insanların başında gelen Kani dostumla hem kendisini hem de HasDer ile başlayan adamıza kök salma, var olma kavgasını ve adamızdaki BEY dönemi ile ilişkilendirdiği eserini (TMT’nin ŞİFRELER) konuştuk.

Noktasına virgülüne dokunmadan Kani Kanol…


E.H- ) Sevgili Kani dostum seni ben tanırım ama seni tanımayanlar da vardır Kani Kanol kimdir, seni okuyucularımız nasıl tanıyabilirler veya seni okuyucularımıza nasıl tanıtabilirim?

KK-) Herkes gibi ben de zorlanırım kendimi anlatmak konusunda sevgili Ertaç. Zorlanırım çünkü nereden başlayıp nerede bitireceğimi kestiremem.

Küçük Kaymaklı, Belediye Evleri’nde büyüdüm. Lefkoşa Türk Lisesi’nde okurken ve bitirdikten sonra da gönüllü mücahit oldum. Ardından ODTÜ’de 70’li yıllarda Maden Mühendisliği bölümünde okuyup mezun oldum. Kısa bir süre Türkiye’de çalışıp Kıbrıs’a döndüm.

Yanılmıyorsam 1982 yılıydı ve döner dönmez de, sadece 15-20 üyesi olan ve okul bahçelerinde halk dansları çalışmaları yapmakta olan, HASDER Halk Sanatları Derneği’nde önce koordinatör, sonra da başkan olarak sorumluluk üstlendim. O günden beridir de bu dernekte üye, yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulu başkanı, koordinatör v.b. her görevi üstlendim. Tüm bu görevleri gönüllü olarak yürüttüm.

Hayatımı kazanmak için ise önce kendi şirketimi kurup ticaret yapmayı denedim. Daha sonra Kıbrıs Gazetesi kuruluşunda ve yayın hayatının ilk yıllarında eğitim, kültür ve sanat muhabiri olarak çalıştım.

Fikret Demirağ, Bekir Azgın, Muharrem Faiz ile birlikte gazeteden atıldık.

Sonrasında Lefke Üniversitesi’nin kuruluşunda Halkla İlişkiler, Tanıtım ve Öğrenci Aktiviteleri Müdürü olarak görev yaptım.

Üniversite kuruluşunu tamamlayıp büyüme sürecine girdiği bir dönemde üniversiteyi yöneten ekibin, iktidarın kontrolüne girmeyi reddetmesi üzerine yasalara aykırı bir şekilde üst kademe yöneticileri olarak üniversiteden uzaklaştırıldık.

Açtığımız davayı kazandık ve tazminat aldık.

Sonrasında 2-3 yıl Londra’da ailemle birlikte okullarda ve belediyelerde çalışıp geri geldim. Geldikten sonra bir inşaat firmasında genel müdür olarak çalıştım ve sonuçta sigortalardan emekli oldum.

Emekli olunca 7-8 yıl kadar bir süre bütün sorumluluklarımı ve görevlerimi devrettim. HASDER’deki sorumluluklarımı da arkadaşlara devredip sıradan bir üye olarak dışarıdan destek olmaya çalıştım. 3-4 yıl önce ise, yeniden biraz daha fazla sorumluluk üstlenebileceğime inanarak, koordinatör olarak görev yapmaya başladım.

Halen HASDER’de koordinatör olarak, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na bağlı Kültür Sanat Danışma Kurulu’nda sivil toplumdan seçilerek gelen danışma kurulu üyesi olarak, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İki toplumlu Kültür Teknik Komitesi’nde eş-başkan olarak, Kıbrıs Türk Halk Dansları Federasyonu bünyesinde çalışan Teknik Kurulun üyesi olarak, ayrıca Federasyonun Eğitim Komitesi üyesi olarak, Cyprus Dialog Forum adlı platformda sivil toplum temsilcisi olarak, iki toplumlu Barış İnsiyatifi’nde örgüt temsilcisi olarak zamanım ve enerjim yettiğince, birikimlerim çerçevesinde çalışmaya,  toplumsal sorumluluğumu yerine getirmeye tamamıyla gönüllü olarak devam ediyorum.

E.H-) Sevgili Kani dost, ülkemizde Halk bilimi denince ilk akla gelen kişilerdensin, nedir Halk bilimi, neyi kapsar, içinde neyi veya neleri barındırır?

K K-) Halkbilimi aslında İngilizce “folklore” olarak bildiğimiz bilim dalının Türkçe adı. Adı üzerinde halkın bilimi. Halka ait maddi manevi her şeyi araştıran, inceleyen, yorumlayan bir bilim. Halk kültürü ürünlerinin tümü konuları arasındadır. Halk dansları ise bunların başında gelir elbette.

Sen de hatırlıyorsun çok uzun yıllar ülkemizde halk danslarına folklor deyip durdu herkes. Hatırladığım kadarıyla 1983 veya 84 yılıydı, Kıbrıs Postası gazetesinde “Halkbilimi nedir?” başlıklı bir yazı yazmış ve ilk kez Halkbilimi sözcüğünü folklor sözcüğü yerine kullanmamız gerektiğini, halk danslarının folklor demek olmadığını sadece halkbilimi yani folklorun konularından biri olduğunu gündeme taşımıştım.

O günlerde halk danslarıyla uğraşan herkes halkbilimi sözcüğünü kullanmakta çok zorlanmıştı. Halk danslarıyla uğraşan öğretmenler, eğitmenler dansçılar “folklor oynamak” diyerek uzun bir zaman yanlışta ısrar ettiler. Neyse ki zamanla terimler yerli yerinde kullanılmaya başladı ve bugün zaman zaman hatalı kullananlar olsa da nispeten doğru terimler ve tanımlar yaygın bir şekilde kullanılıyor. Bu da beni mutlu ediyor elbette.

E.H-) İlk olarak halk dansları ile başlayan sonra da bu yolda gelişen HASDER sürecin var, HASDER hangi ihtiyaçtan doğmuştu, biraz bundan bahsetsek nasıl olur?

K K-) HASDER 1977 yılında dönemin Gençlik, Spor ve Kültür Dairesi bünyesinde çalışmalar yapan halk dansçılarının, daire yönetiminin aldığı bazı kararları uygulamayı reddederek ve daire bünyesinden çıkarak kurdukları bir dernektir.

Daire bünyesindeki olanaklardan mahrum kalan dernek kurucu üyeleri bir-iki yıl kadar bir süre aktif olabilmiş ve sonrasında bir grubu geri daire bünyesine dönmüş diğerleri de derneğin faaliyetlerini dondurmuştu.

Yüksek öğrenimini tamamlayıp adaya dönen halk danslarına gönül vermiş başka bir grup genç derneği devralarak yeniden aktif hale getirmişti.

Yanılmıyorsam 1981 veya 82 yılında gerçekleşen bu değişimin hemen sonrasında ben de HASDER’de çalışmaya başladım. O gün bu gündür de hiçbir görevi reddetmedim ve derneğin her kademesinde gönüllü olarak çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum.

HASDER’ i HASDER yapan elbette bu ikinci yapılanma dönemi oldu. O güne kadar Kıbrıs’a özgü Kıbrıs halk danslarından çok Türkiye halk dansları ekipleri oluşturan ve pek çok Anadolu yöre danslarını icra eden devlete ait halk dansları ekiplerinin tersine HASDER Kıbrıs’a ait halk danslarını köy köy gezerek araştırmaya başladı ve repertuarını sadece Kıbrıs halk danslarından oluşturdu.

Kendine böyle bir misyon yükledi çünkü Kıbrıslılar olarak bizim de yüzyıllar içinde yaşadığımız coğrafyaya özgü kendi kültürel değerlerimizi oluşturduğumuzu düşünen gençler olarak, artık bu değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğine, bunları görünür kılmak gibi bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorduk.

E.H-) Rahat rahat oturmak varken arı kovanına çomak sokuldu ve uyuyan dev uyandırıldı. Hasder’in ülkemizde tabuların üzerine giden bir dernek olduğundan bahsedebilir miyiz? 

KK-) Evet aynen öyle oldu. HASDER Kıbrıs halk danslarını araştırmak için köylere geziler düzenlemeye başlayınca, daha önce de söylediğim gibi kendi coğrafyamıza ait ve Kıbrıs’tan gelmiş geçmiş tüm medeniyetlerin geride bıraktığı özgün kültür değerlerimizin zenginliğini fark ettik.

Çok uzun yıllar boyunca Kıbrıslı Türklere, Kıbrıslı Rum kültürü içinde asimile olmasın diye Türkiye’den gelen öğretmenler aracılığıyla ada kültürü yerine Türk kültürü benimsetildi, empoze edildi. Öyle zamanlar oldu ki, köylüler Türkçe yerine Rumca sözcük kullanmaları halinde para cezası ödemek zorunda bırakıldılar.

İşte böyle bir sürecin ardından bizlerin, HASDER bünyesinde örgütlenerek ve halkın da beğenisini ve desteğini arkasına alarak Kıbrıs’a özgü tüm kültürel değerlere sahip çıkmamız, yaygınlaşması için köylerde gösterilere gitmemiz, sergiler, panel ve sempozyumlar yaparak kimlik tartışması başlatmamız mevcut yönetimi, egemen güçleri çok ama çok rahatsız etti.

E.H) Bu bağlamda Has der’in halk bilimi seminerleri, sempozyumları da oluştu değil mi, kaç seminer sığdırıldı bu sürece ve bunlardan hedeflenen sonuçlara ulaşılabildi mi?

K.K) Halkbilimi Sempozyumları adı altında 1983 yılından başlayarak hemen hemen her yıl bir sempozyum düzenlemeye çalıştık. Bu yıl 33. Sempozyumumuz 17 Aralık tarihinde Şehit Tuncer İlkokulu salonunda gerçekleşecek.

İstediğimiz sonuca ulaştık mı? Evet, ulaştığımızı düşünüyorum. Kıbrıs kültürü ve kimliği üzerine gerçekleşen ve hiç bildiri sunma alışkanlığı olmayan onlarca sanatçı ve araştırmacıyı bilimsel çalışma yapmaya motive eden bu sempozyumlarımızın değeri ve önemi, zamanla daha da çok anlaşılmaktadır.

Nitekim bu sempozyumlara sunulan bildiriler, önceleri 1986 yılında HASDER yayını olarak, ülkemizde ilk kez yayınlanan halkbilimi dergisi olma özelliği taşıyan, Halkbilimi dergimizde yayınlanmıştır. Daha sonra ise Eğitim ve Kültür Bakanlığı yayınları arasında Halkbilimi Sempozyum Bildirileri olarak dört kitap halinde basıldı.

E.H-) Yazdığın kitaplardan da bahsedelim mi, kaç kitap ve neyi içeriyor bu kitaplar, tabii bir de yabancı dillere çevrildiler mi, çünkü sen uluslararası toplumun da bildiği birisin?

KK-) Kitap yazma konusunda çok üretken olduğumu düşünmüyorum. Kendimi yazar filan olarak da görmem aslında.

Önce sempozyumlarımıza sunulan bildirileri kitap olarak basıma hazırlama görevini üstlendim. Dört adet kitabın iki tanesini ben basıma hazır hale getirdim.

Daha sonra “Kıbrıs Halk Danslarının Yakın Geçmişi” isimli bu alanda yazılmış en kapsamlı ve halk dansları alanında çalışanlarca kaynak kitap olarak kabul edilen kitabımı yayınladım.

Son olarak da “TMT’nin Şifreleri” isimli kitabımı yayınladım.

Kitaplarımdan herhangi birinin yabancı bir dile çevrildiğini söyleyemem. Yurtdışında halkbilimi, halk kültürü ve kimlik konularında zaman zaman sunduğum bildiriler, katıldığım bilimsel toplantılar ve atölye çalışmaları oldu. Ancak öyle uluslararası bilinen biri olduğumu da açıkçası düşünmem.

E.H-) TMT’nin ŞİFRELERİ isimli kitabın ile Pandora’nın kutusuna elini soktun gibime geliyor değil mi, ne dersin?

KK-) Evet bu konuda sanırım haklısın. Kitabımın içeriğini oluşturan TMT İstihbarat Raporları’ nı önce Afrika gazetesinde yayınlandım. Işıklar içinde olsun Arif Hasan Tahsin hoca ile ÇOK GİZLİ damgalı bu raporları yayınlamadan önce uzun uzun tartıştık, konuştuk.

Gerçeklikleri üzerinde, gizli kalıp kalmamaları üzerinde, belli bazı çok özel kişisel konuları ayıklayıp ayıklamama konusunda hemfikir olduktan sonra yayınladım ve tam tahmin ettiğimiz gibi de, epeyce tartışma yarattı.

Ben toplumsal sorumluluğum gereği bu ülkenin geçmişinde yaşanmış Bayraktarlık döneminin iç yüzünü, çirkinliklerini, toplumun hiç haberinin olmadığı BEY döneminin çalışma biçimini, gerçek belgelere dayalı olarak deşifre ettiğime inanıyorum.

Burada uzun uzun kitabın içeriğini anlatamam ancak kitabı alıp okuyanlar, ne demek istediğimi rahatlıkla anlayacaklar sanırım.

E.H-) İnsanların sanatçı olsun olmasın hobileri, zevkleri, hedefleri de vardır. Nedir senin hobilerin, zevklerin, hedeflerin, biraz da bunlardan bahsedelim, böylece okuyucularımız senin bu yönlerini de öğrenmiş olurlar, ne dersin?

KK- ) Vallahi uzun yıllar benim en başta gelen hobim HASDER oldu. Hayatımı yukarıda anlattığım gibi farklı işlerde çalışarak kazandım. Gönüllü olarak da sivil toplumda çalışmayı bir hobi gibi yaptım.

1970’li yıllarda ODTÜ’lü olmanın insana kazandırdığı bir formasyon vardır. Ben ve benim gibi pek çok arkadaşım idealist düşüncelerle topluma hizmet etmeyi vicdani ve ideolojik bir sorumluluk olarak gördük, bildik.

Arada pek çok çürükler de çıkmıştır elbette. Bu birikimlerini kişisel menfaatleri için, makam, mevki, maddi kazanç elde etmek için kullananlara söyleyecek bir sözüm yok. Benim vicdanım bu konuda çok rahattır. Ne kendim, ne de çocuklarım için hiç kimseden, hiçbir makamdan bir çıkar, bir menfaat beklemedim, talep etmedim.

HASDER’ in hesap verebilir, şeffaf, demokratik, sürdürülebilir ve herkesi kucaklayan bir kurum olması için kendi adıma çok çalıştım. Benimle birlikte bu çalışmalarda yoldaşım olan tüm HASDER’ li arkadaşlarıma, dostlarıma buradan yürekten bir selam gönderiyorum. Onlar olmasaydı bugün HASDER olmazdı.

Haaa! HASDER’ den geriye zaman kalırsa ne yaparım diye sorarsan balık avını özellikle Melana avlamayı, bahçemde toprak ve bitkilerle uğraşmayı, kitap okumayı, film seyretmeyi, fırsat buldukça ve imkanım elverdiğince yurt içi ve yurt dışı gezmeyi çok sevdiğimi söyleyebilirim.

E.H-) Sanatımızın evrensele ulaşması için bir sanatçı, bir halk bilimci gözü ile bakarsak ne veya nelerimiz eksik ve yapmamız gereken neler vardır?

KK- ) Deveye de sormuşlar: "Boynun neden eğri?". Deve de cevap vermiş: "Nerem doğru ki?"

Ben bunca yıl uğraşıp, çabaladıktan sonra artık şuna inanıyorum. Toplum olarak uluslararası düzen, hukuk, ekonomi ve değerlerin dışında kalmaya devam ettiğimiz sürece hiçbir alanda yapısal sorunlarımızı kökten çözmemiz mümkün olamayacak. Palyatif çözümlerle idare edip gideceğiz.

Bu toplumun bir fay hattı kırılmasına ihtiyacı var. 1963’te yaşadığı gibi, 1974’te yaşadığı gibi, Annan Planı sürecinde yaşadığı gibi bir büyük, sarsıcı kırılmaya ihtiyacımız var. Bu da belki bir “çözüm” ile mümkün olabilir diye düşünürüm.

Bence bu olmadığı takdirde ne yazık ki, Kıbrıslı Türkler açısından her geçen gün daha da kötüye giden toplumsal bir yok oluş süreci yaşanmaktadır.

Sanatımız da, ekonomimiz da, adaletimiz da güvenliğimiz da kimliğimiz da bir bütün olarak bu sürecin bir parçası halindedir. Herkes elinden geldiğince bu gidişatı değiştirmek için elbette elinden geleni yapmalıdır ve yapsın da. Ama gerçeği de görmekte yarar var diye düşünürüm.

E.H-) Son soruyu arkadaşlara bırakırım. Sorulmamış, söylenmemiş ne varsa diye son olarak neler söylemek istersin sevgili Kani dostum?

KK-) Sevgili arkadaşım, topluma kendimi anlatma fırsatı verdiğin için sana ve tüm gazete çalışanlarına içtenlikle teşekkür eder, kolaylıklar dilerim.

Teşekkürler ve başarılar sevgili Kani dostum.

Evet Kani Kanol ile yaptığım sohbet ve onun içten gelen samimi aktarımları, haftaya bir başka sanatçı dostumla beraber burada buluşmak ümidiyle sanatla kalınız sanatsız kalmayınız.

ANLAYANA !!!
















YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
"Vali mi, mahkeme yargıcı mı?"
Spor kazandı, siyaset kaybetti
Spor kazandı, siyaset kaybetti