Erdoğan’ın gündemi bambaşka

Erdoğan'ın gündemi bambaşka

Sosyolog ve Siyaset Bilimi Uzmanı Hakan Gündüz, zorlu bir seçimden çıkan Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir sürecin beklediğine vurgu yaparak, “Bu aşamada TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ada’ya Kıbrıs odaklı bir ajandayla gelmesini beklemek gerçekçi olamaz” dedi.

09 Temmuz 2018 - 08:52 - Güncelleme: 10 Temmuz 2018 - 14:13

“Türkiye’de seçilenin ilk yurt dışı gezisini Kıbrıs’a yapması bir teamül.  Bizde de durum aynıdır. Erdoğan daha ziyade bu teamülün devamı için geliyor. Bu geziye bundan daha fazla bir anlam yüklemek doğru sonuç vermez. Tabi ki kendi için sembolik önemi olan cami açılışı geziye ayrı bir anlam yüklüyor. Ama gezideki ayrıcalık ajandada değil camidedir”


“Hem batı Türkiye’yi hem de Türkiye batı’yı gözden çıkaramaz. Siz karşılıklı savrulan sloganlara bakmayın. Uzlaşım iki taraf içinde kaçınılmaz. Bu bağlamda önümüzdeki dönem batı ile Türkiye’nin karşılıklı ilişkilerini yeniden inşa etme çabası içinde olacağı bir dönem olması kuvvetle muhtemel. Bu yeniden inşada Kıbrıs meselesi her zaman olduğu gibi pazarlık sürecinde koz”


“Hiçbir ülkenin uluslararası ilişkileri duygusal bağlarla yürümez. Ülke çıkarı esastır. Bu Kıbrıs-Türkiye ilişkileri için de böyledir. Şikâyet ve jurnal ağlarının etkili olduğu, sitem ve hakaretlerin sık sık rastlandığı bir uluslararası  ilişki ağında zaten olumlu duygusal bağlardan söz edemezsiniz”


“BM girişimlerinin artık tarafları motive etmediği ortadadır. BM’nin yapacağı çıplak girişimin hiçbir olumlu etkisi olmaz. Kıbrıs’ta bir olumlu gelişmenin olabilmesi taraflara bağlıdır”


Özlem ÇİMENDAL

Sosyolog ve Siyaset Bilimi Uzmanı Hakan Gündüz, TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarın KKTC’ye günübirlik gerçekleştireceği ziyareti Yeni Bakış’a değerlendirdi, Türkiye’nın Kıbrıs sorununa bakışı ve BM’nin sürece yönelik adımlarını değerlendirdi. 


Y.B: TC Cumhur Başkanı Erdoğan yarın ülkeye geliyor. Ajandasında Kıbrıs kaçıncı sırada?

H.G: Şu an CumhurbaşkanıErdoğan son derece zorlu bir seçim sürecinin ertesinde. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal rejimi ciddi anlamda değişiyor. Kamu dizini yeniden revize edilecek. Erdoğan’ın atayacağı kabine kurulacak. Bunun yanında askıya alınan ekonomik kriz söz konusu. Dış ilişkiler de tekrar kurgu bekliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan cephesinde tüm bunlar yaşanırken tabi ki Kıbrıs’ta ajandasının bir yerinde. Ama böyle kritik bir aşamadan geçerken Kıbrıs odaklı bir ajanda ile geliyor demek, gerçekçi değil. Türkiye’de seçilenin ve görev alanın ilk yurt dışı gezisini Kıbrıs’a yapması bir teamül. Bizde de durum aynıdır. Erdoğan daha ziyade bu teamülün devamı için geliyor. Bu geziye bundan daha fazla bir anlam yüklemek doğru sonuç vermez. Tabi ki kendi için sembolik önlemi olan cami açılışı geziye ayrı bir anlam yüklüyor. Ama  gezideki ayrıcalık ajandada değil camidedir.


Y.B: Türkiye’nin son yıllarda ekonomik anlamda içine girdiği darboğaz, soğuk ilişkileri olmasına rağmen Erdoğan’ı bir yerde AB’ye bağımlı kılıyor. Bu temelde Kıbrıs bir pazarlık marjı olarak kullanılabilir mi önümüzdeki dönemde? 

H.G: Bu ilişki türünü bağımlılık ya da ilişki alanı olarak AB olarak kısıtlamamız doğru olmaz. Geçmiş on yılda Türkiye yaşadığı ciddi ekonomik büyümeyi üretim ile destekleyemedi. Bu büyümede finansal enstrümanlar dediğimiz para piyasalarındaki hareketler belirleyici oldu. Türkiye’nin dış borç stoku genişleyemeyecek üst limitlerde. Bir şekilde Türkiye yönetiminin piyasaları rahatlatması ve bu borç döngüsünü çözmesi lazım. Bu noktada özellikle batıdan genelde nereden gelirse gelsin  taze paraya ihtiyacı var. Batı ekonomisi için de Türkiye ciddi bir işlem hacmine sahip. Türkiye vazgeçilmez. O yönden sorunuzu bu noktadan yanıtlamak doğru olur. Hem batı Türkiye’yi hem de Türkiye batı’yı gözden çıkaramaz. Siz karşılıklı savrulan sloganlara bakmayın. Uzlaşım iki taraf içinde kaçınılmaz. Bu bağlamda önümüzdeki dönem batı ile Türkiye’nin karşılıklı ilişkilerini yeniden inşa etme çabası içinde olacağı bir dönem olması kuvvetle muhtemel. Bu yeniden inşada Kıbrıs meselesi her zaman olduğu gibi pazarlık sürecinde koz. AB bu yüzden şimdiden Kıbrıs’ta ilerleme ile ilgili doneler vermeye başladı. “Güney Kıbrıs tanınsın biz de serbest dolaşımı açalım” tartışmalarını duyar olduk. Bu tür al ver denemelerini izlememiz şaşırtıcı olmaz. Ama ciddi sonuç çıkar mı? O biraz tarafların bu ilişkide ne kadar niyetli ve samimi olduğu ile alakalı. Erdoğan figürü batı kamuoyunda ciddi zarar gördü. Burada seçimle gelen diktatörlerden biri olarak algılanıyor. Haliyle batı siyasilerinin, ekonomik ve siyasal ülke çıkarları için bile olsa Türkiye ile yaşayacağı olumlu hava kamuoyu direnci ile de karşılaşacaktır. Bir taraftan karşılıklı mecburiyetler ama diğer taraftanda ilişki ağlarının yıpranmışlığının olayı etkileyeceği bir gerçek.


Y.B: Daha önce Mevlüt Çavuşoğlu tarafından gündeme getirilen ve Lefkoşa’da sıcak ilgi görmeyen konfederasyon yeniden Erdoğan tarafından ısıtılarak, Akıncı ve siyasilerin önüne konulabilir mi?

H.G: O ya da bu her türlü senaryo gündeme gelebilir. Her türlüsünün tartışılması mümkün. Burada esas olan ülke çıkarlarıdır. Olduğu zannedilen ve uğrunda şiirler şarkılar yazılan milliyetçi duygusal bağlılık ülke çıkarları söz konusu olduğunda kocaman bir safsatadan başka bir şey değildir. Hiçbir ülkenin uluslararası ilişkileri duygusal bağlarla yürümez. Tekrar ediyorum ‘ülke çıkarı esastır’. Bu Kıbrıs-Türkiye ilişkileri için de böyledir. Şikâyet ve jurnal ağlarının etkili olduğu, sitem ve hakaretlerin sık sık rastlandığı bir uluslararası  ilişki ağında zaten olumlu duygusal bağlardan söz edemezsiniz. Diplomatik üslupta yeri olmayan ifadelere sıklıkla tanık oluyorsanız, olumlu duygusal bağların çok da önemli olmadığının, yeri geldiğinde her türlü ihtimalin de gündeme gelebileceği sonucuna da varabilirsiniz.


Y.B: BM bir kez daha Kıbrıs konusunu hareketlendirme yönünde inisiyatif alıyor, Guterres, Lute’u özel temsilci sıfatı ile adaya gönderiyor bu temaslardan bir şey çıkma olasılığı var mı?  

H.K: BM girişimlerinin artık tarafları motive etmediği ortadadır. BM’nin yapacağı çıplak girişimin hiçbir olumlu etkisi olmaz. Kıbrıs’ta bir olumlu gelişmenin olabilmesi taraflara bağlıdır. Ama taraf tanımlamamız doğru algılanmalı. Taraf derken sadece Kıbrıslı Türk ve Rumlardan bahsetmiyoruz. Kıbrıs’ta taraflar bunun yanında toprağı olduğu Avrupa Birliğidir, Türkiye’dir, Yunanistan’dır, İngiltere’dir, Amerika’dır, Rusya’dır, İsrail’dir. Tüm bunlarının eksiksiz tümünün çıkarlarının kesiştiği noktada bu mesele çözülür. Gerisi olumsuz sonuçlanacak bir teferruattır ve sadece ‘siyasal kendi kendini tatmindir.’

Bu haber 1531 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Denktaş'tan banka  soygunculuğu mu?
Denktaş'tan banka soygunculuğu mu?
Denktaş'tan banka  soygunculuğu mu?
Denktaş'tan banka soygunculuğu mu?