Komedi dünyasında yaşıyoruz

Komedi dünyasında yaşıyoruz

CTP Milletvekili Akansoy: Son dönemde yaratılan sosyal mühendislik süreçlerine bakıldığında, Crans Montana’dan sonra önce Dubai olacaktık, köprüler,barajlar yapılacaktı ve uçacaktık, sonra Kosova modeli dediler, ardından başka modeller ifade ettiler. Nihayet evimizi temizleyebilmeye kadar vardırdılar.

09 Mart 2019 - 08:58

“Biz federasyonu gerek Kıbrıslı Türklerin gerekse Türkiye’nin yüksek çıkarı açısından öngörür, öyle değerlendiririz. On yıllardır bunu söyledik, bu bir slogan değil. Hayatın gerçeğidir. Somut olandır, olacak olandır. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler ancak ve ancak böyle bir zeminde gelişir, bu nedenle biz bu tür bir tercih içindeyiz. Önce insan dediğimiz için. Bu görüşü slogan olarak değerlendirenler, kendi bilgi sınırlarının yetersizliğine ve milliyetçi arzularına teslim olanlardır” 

“Şu andaki süreç Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını toptan tehdit etmektedir. BM parametreleri dışındaki bir model, statükonun devamıdır. Bu, gençlerin göçü ve ekonomik istikrarsızlık demektir. Yani konfederasyon tezi statükonun devamı ile eş anlamlıdır. KKTC’nin tanınması üzerine bir siyaset bizi hiçbir yere götürmez. Daha çok kaybederiz. Bunu anlayabilmek için elbette bu kültürü, bu vizyonu almak gerekir” 

“Almayan kanaat önderlerinin anlamasını beklemeye gerek yok. Biz halka sonuna kadar gerçeği anlatacağız. Türkiye’nin tezi KKTC’nin tanınması da değildir. Bugünün Türkiye hükümeti ağırlıklı olarak, var olan durumun devamı üzerinde duruyor. Biz de bu durum bizi bitirir diyoruz. Mesele bu!” 

Akansoy, “Siyaseten gerçeklerden kopuk sürreal bir komedi dünyasında yaşıyoruz aslında. Oysa halk her şeyi biliyor görüyor. Bunu da görüyoruz. Bu nedenle her araştırma sonuçlarında siyaset kurumu daha da geriliyor” dedi

Deniz ABİDİN
CTP Milletvekili Asım Akansoy, 26 Şubat’ta gerçekleşen liderler görüşmesinin beklenenin ötesinde somut sonuçlar doğurmuş olmasının oldukça önemli olduğunu belirterek, her iki liderin telefon, elektrik ve mayınlar konusu yanında sanatsal ve kültürel eserlerin değişimi üzerinde uzlaşısının oldukça yerinde güçlü bir adım olduğunu söyledi. Akansoy, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin toplumların hem yakınlaşması hem güven ortamının oluşması hem de olası çözüm ile elde edilecek kazanımların küçük, basit örneklerini şimdiden hayatlarında hissetmeye başlamalarının oldukça önemli ve değerli olduğunu kaydetti. Akansoy, “Bu geç kalınmış bir adım olsa da bu kararı selamlamak isterim” dedi. Akansoy, görüşmenin amacının Rum Lider Anastasiadis’in destentralize federasyon yaklaşımını somutlaştırması olduğunu belirterek,  bu yönde açık ve net görüşlerini paylaşması için bu görüşmenin yapıldığını kaydetti. Akansoy, özellikle merkezi yani federal hükümet düzeyinde kalmasını öngördüğü yetkiler konusundaki görüşlerini Cumhurbaşkanı Akıncı ile paylaştığının bilindiğini, ancak bunun bir süreç olduğunu ve bu tür temasların devam etmesinin önemli olduğunu söyledi. 

“Doğal gaz konusunda uzun soluklu yeni bir döneme girildi”

Akansoy, “Haziran ayından önce müzakerelerin başlamayacağı değerlendirmesi, iki liderden öte özellikle garantör ülkeler ile yaptığı görüşme sonrası Sayın Lute’un ortaya koyduğu bir yaklaşımdı. Bu, üç ay önceden bilinen bir konuydu. Bu konuda bölgesel gelişmeler, seçim süreçleri gibi gerekçelerin öne sürüldüğünü biliyoruz. Ancak bilmediklerimiz de var. Özellikle Lute ile garantör ülkeler arasında yapılan görüşmelerdeki içerik çok önemli olmakla birlikte bu yönde bilgi sahibi değiliz” dedi. Akansoy, doğal gaz konusu ile uzun soluklu yeni bir döneme girmiş bulunulduğunu ifade ederek, bunu siyasi ve ekonomik hayatımızı belirleyecek temel bir faktör olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Güney Kıbrıs’ın bu konuda çok uzun yıllardır çalışma yaptığını anımsatan Akansoy, 1998 yani Glafkos Kleridis’in Başkan Nikos Rolandis’in Dışişleri Bakanı olduğu dönemden itibaren konunun Kıbrıs Rum Liderliğinin çok boyutlu olarak gündeminde olduğunu söyledi. 

“Tam bir savrulma hali”

Akansoy, şöyle devam etti, “20 yıl önce bölgedeki doğal kaynakların siyasi ve ekonomik gücünü fark eden, bunun bölgedeki jeopolitik dengeleri altüst edeceğini, yeni ittifaklar doğuracağını, yeni bir oyun değiştirici olacağını bilen bir yönetim anlayışı ve geleneği ile karşı karşıyayız. Kıbrıs sorunu ile ilgili toplumsal beklentilerini yeni şartlar üzerinden yeniden değerlendirip, tartışıyorlar. Biz ise 1990’ların ikinci yarısına kadar, 1. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ünlü danışmanı Mümtaz Soysal’ın itiraf ettiği gibi, “dünyaya federasyon deyip konfederasyon” görüşen, o tarihten sonra yeni bir vizyon ile (Milli Vizyon tezi) konfederasyonu resmi bir siyaset haline getirme çabası içerisine giren dünyadan kopuk, arzularına hapsolmuş, izolasyonist, kendi toplumuna değer vermeyen bir siyasi geleceğe, geçmişe sahibiz. Konfederasyon ve devletten devlete sürecine geçerek Türkiye’ye de istifa tehditleri altında bu yönde karar aldırtan Denktaş, 1998’de bu savlarla hayallerinin peşinde koşarken, 1999’da Türkiye’nin AB Helsinki zirvesinde üyeliğe aday kabul edilmesi için Annan Planı’na yani federasyona evet diyerek masaya dönmek durumunda kaldı. Tam bir savrulma hali!”

“Kasaba siyasetinin en bariz örneklerini görür, yaşar olduk”

Akansoy, bugün de gündeme yeni bir fikir olarak pazarlanmaya çalışılan konfederasyon yani KKTC’nin tanınması fikri ile Kıbrıslı Türklere çok zaman kaybettirildiğini ifade ederek, “Kıbrıslı Rumların 1974 yılı sonrası aslında bir Türk tezi olan federasyona dört elle sarılır ve BM güvenlik konseyi üzerinden yani dünya ile entegre olarak ve onun etkin siyasi, hukuki gücü üzerinden yeni arayışlara girerken biz bugün hala daha belirli çevrelerde devam eden kasaba siyasetinin en bariz örneklerini görür, yaşar olduk” diye konuştu.

“Zamana oynuyorlar”

Akansoy, “Gerçekten müthiş bir körlük yaşanıyor, tarihsel gerçekler algı operasyonları ile bazı medya kaynakları ve siyasiler tarafından karartılıyor. İnsanları aptal yerine koymaya çalışarak yeni bir düzen yaratmaya çalışıyorlar” diyerek, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye olarak dünyadan, batıdan, AB’den ve BM’den koptukça, Kıbrıslı Rumların sahip olduğu imkanları üstünlük kurma adına, beklentilerini yükseltme adına siyasetlerini bizim koptuğumuz dünya ile zamana oynadıklarını belirtti. Akansoy, Kıbrıs sorunu ile ilgili sürecin nasıl ilerleyeceğinin belirsiz olduğunu ifade ederek, bunun ana nedeninin garantörlerin tutumu ile ilgili olduğunu belirtti. 

“Belirsizliğin aşılması ancak toplumsal dayanışma ve birliktelik ile mümkün”

“Her iki liderin bugünkü şartlarda kendi kapasiteleri çerçevesinde süreci ilerletebilme gücüne sahip olamadıklarını düşünüyorum” diyen Akansoy, “Bu belirsizliğin aşılması ancak toplumsal dayanışma ve birliktelik ile mümkündür. Toplumlar ses vermedikçe, sokak konuşmadıkça, liderler bırakınız ilerlemeyi, çözüm karşıtlarının hedefi olmaktan kaçınamayacaklardır. Bu noktada siyasi bencillik ve kibirle değil dayanışma ile çok daha fazla çalışmak, mücadele etmek, barış kültürünü yaygınlaştırmak gerekir. Suçlamalar asla sonuç üretmeyecektir, asla. Ancak karşılıklı olarak yapılan çalışmalara kurulan ittifaklara ve girişimlere baktığımızda, biz çok gerideyiz. Gerçekler somut olandır. Arzulanan ya da hayal edilen değil. Siyasette ise, gerçek olan olabilecek olandır aynı zamanda. Bu nedenle reel siyaset diye bir kavram kullanıyoruz. O günün verili koşullarında gerçekleşmesi mümkün olandan bahsediyor bu kavram” şeklinde konuştu. 

“Güney Kıbrıs kendi konumunu çok iyi analiz ederek iyi hamleler yapıyor”

Akansoy, şunları belirtti, “Kıbrıs Türk sağı, tarihsel mottosunu “çözümsüzlük çözümdür” noktasından terfi ettirerek “sözde çözüm” demeye başladı. Bu noktaya da verili şartların sürdürülebilir olmadığından hareketle geldi. Yani günlük ekonomi politika tükendi. Dün farklıydı, imkanlar tükenmemişti, Türkiye bonkördü, kontrolsüz kaynak akışı ile Kıbrıslı Rumlardan kalan maddi kaynaklar, ekonomik döngü için yeterli idi ve çözümsüzlük toplumun ayrıcalıklı kesimi için o gün bir çözümdü. Bugün değil, çünkü verili durum sürdürülebilir değil. Bu aslında Kuzey için geçerli. Güney Kıbrıs kendi konumunu çok iyi analiz ederek iyi hamleler yapıyor. 
Günümüz dünyası, bölgesel sorunların arttığı, BM’nin sorunlara her bölgede yeterli etkide bulunamadığı, otoriter rejimlerin yayıldığı, faşizmin ayak seslerinin duyulduğu, uluslararası hukukun yerle bir edildiği, popülizmin siyasete hakim olmaya başladığı bir belirsizlik alanı haline geldi. Siyasetin bu anlamda daraldığı ve giderek halktan koptuğu bir alan, özellikle bizim coğrafyada. Bu kaotik uluslararası alanı kullanarak Putin Rusya’sının Kırım’da ya da Suriye’de çeşitli siyasi odakların baskı ve şiddet yolu gibi enstrümanlarla zayıflatıp ayrıştırarak oluşturulan küçük parça yapıların varlığı ve önemi üzerinde daha fazla durulmaya başlandı.” 

“Türkiye’nin yeri Avrupa’dır, Avrupa olmalıdır”

Akansoy, “Çözüme evet ama konfederasyon isteriz demek ayrılıkçılığı savunmaktır ki bunun olamayacağını sağır sultan duymuştur, bilmektedir” diyerek, “bu sözde çözüm talebidir aslında. Kimsenin itibar etmediği! Geriye kalan seçenek federasyondur ve mümkündür. Büyük ilerleme sağlanmıştır. 
Ancak bu yönde yapılacak olası bir hamleyi, Türkiye’deki çeşitli milliyetçi kesimler kendileri için bir kayıp olarak görüp, buradaki uzantılarına bu yönde karşı hamle desteği veriyorlar. Dünden bugüne değişen bir şey yok aslında. 
Dün de bunlar vardı. Türkiye’nin AB’ye alınma olasılığının çok zayıfladığı bir dönemde, çözüm ile adanın AB üyesi olması, bu çevreler için neredeyse bir tepki nedeni. Kendi siyasetleri başlı başına yanlış zaten. Türkiye’nin yeri Avrupa’dır, Avrupa olmalıdır. İstikrar ve gelişme oradadır, başka bir yerde değil. Ancak bugünkü hakimiyet unsurları, bu alanda kendi görüşünü dayatmaya çalışıyor. Ve bizde de hegemonya alanı açmaya çalışıyor.  Açıyor da. Çeşitli kanaat önderleri, gazeteciler, medya, üniversiteler…talimatlı elemanlar” dedi. 

“Siyaset kurumu geriliyor”

Akansoy, “Bu yönde son dönemde yaratılan sosyal mühendislik süreçlerine bakıldığında, Crans Montana’dan sonra önce Dubai olacaktık, köprüler, barajlar yapılacaktı ve uçacaktık, sonra Kosova modeli dediler, ardından başka modeller ifade ettiler. Nihayet evimizi temizleyebilmeye kadar vardırdılar. Siyaseten gerçeklerden kopuk sürreal bir komedi dünyasında yaşıyoruz aslında. Oysa halk her şeyi biliyor, görüyor. Bunu da görüyoruz. Bu nedenle her araştırma sonuçlarında siyaset kurumu daha da geriliyor” dedi.

“BM parametreleri dışındaki bir model, statükonun devamıdır”

Akansoy, şöyle devam etti, “Biz federasyonu gerek Kıbrıslı Türklerin gerekse Türkiye’nin yüksek çıkarı açısından öngörür, öyle değerlendiririz. On yıllardır bunu söyledik, bu bir slogan değil. Hayatın gerçeğidir. Somut olandır, olacak olandır. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler ancak ve ancak böyle bir zeminde gelişir, bu nedenle biz bu tür bir tercih içindeyiz. Önce insan dediğimiz için. 
Bu görüşü slogan olarak değerlendirenler, kendi bilgi sınırlarının yetersizliğine ve milliyetçi arzularına teslim olanlardır. Şu andaki süreç Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını toptan tehdit etmektedir. BM parametreleri dışındaki bir model, statükonun devamıdır. Bu, gençlerin göçü ve ekonomik istikrarsızlık demektir. Yani konfederasyon tezi statükonun devamı ile eş anlamlıdır.
 KKTC’nin tanınması üzerine bir siyaset bizi hiçbir yere götürmez. Daha çok kaybederiz. Bunu anlayabilmek için elbette bu kültürü, bu vizyonu almak gerekir. Almayan kanaat önderlerinin anlamasını beklemeye gerek yok. Biz halka sonuna kadar gerçeği anlatacağız. Türkiye’nin tezi KKTC’nin tanınması da değildir. Bugünün Türkiye hükümeti ağırlıklı olarak, var olan durumun devamı üzerinde duruyor. Biz de bu durum bizi bitirir diyoruz. Mesele bu!” 

“Hükümet programında Kıbrıs sorunu bağlamında bir boşluk mevcut”

“CTP ve TDP, çok net bir şekilde BM parametreleri çerçevesinde federal bir çözümü desteklemektedir. HP, parti programları bağlamında BM parametrelerinden ve AB üyeliğini savunduğundan bahsetmektedir. 
DP ise, Serdar beyin son yaptığı basın açıklaması çerçevesinde, siyasi eşitlik, özgürlük ve güvenliğin gözetildiği bir çerçevede federal çözüme evet dediklerini ortaya koymuştur” diyen Akansoy, “aslında hükümet programına bu çerçevede çok etkili bir dış politik paragraf eklenebilirdi. Neden olmadı, bilmiyorum. Evet, hükümet programında Kıbrıs sorunu bağlamında bir boşluk mevcuttur. Farklı açıklamalar duymadık değil. Hassasiyetimiz şudur, hükümet adına yapılan açıklamalar hükümeti oluşturan siyasi partilerin görüşlerini dikkate almak zorundadır. Yoksa başka türlü ortaklık olmaz” diye konuştu. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Süt ve süt ürünlerinin ihracatındaki teşvik fiyatları açıklandı
Süt ve süt ürünlerinin ihracatındaki teşvik fiyatları...
İskele’de iğrenç olay!
İskele’de iğrenç olay!