NEYİ UNUTMAYACAĞIZ!
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

.

NEYİ UNUTMAYACAĞIZ!

08 Haziran 2019 - 08:20

“Hem Avrupa Birliği’nde olup hem iki ayrı devlet ve bölünmüş bir ada olmak propagandalarının birbiri ile uyumsuzluğunu fark edebilmek…” diye.

Bayrak ve minare politikaları ile siyaset yapmanın dayanılmaz hafifliğine ek olarak kolaycılık, insanların duygularına ve liberal yanlarına dayanarak farklı bir fikir üretirmiş gibi davranmayı bir yere kadar anlıyorum. Yüreklerinden geçenin de belki hakikaten bu olduğunu düşünebilirim. 

Lakin sürdürülebilirlik hususunda nasıl düşünmeli, ne yapmalı diye sorguladığımız zaman aklı olan hiç kimse bunu inandırıcı bulmaz!

Avrupa Birliği, daha önce Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan toplantılarda, garantörlüklerin dahi gereksizliğine vurgu yapmıştı. Koca bir uluslararası birlik içerisinde garantörlüğün modası geçmiş ve anlamsız bir hikâye olduğunu dillendirmiş, müzakereler literatürüne de bu hali ile geçmişti...

Şimdilerde yeniden dillendirilen iki ayrı devlet modeli bölünmüş bir ada söylemleri ile varılmak istenen noktanın ne olduğunu anlamak çok da kolay değil…

Takdir edersiniz ki bu adanın bir ferdi olarak ve bir Kıbrıslı olarak oldukça endişeliyiz…

***

Türkiye ile birlikte hareket edelim diyoruz, onsuz biz biz olamayız diyoruz ve daha pek çok mecburiyet cümleleri kuruyoruz son 50 yıldır Kıbrıslı Türkler olarak da bir şeyleri unutuyoruz: 

Kıbrıs Cumhuriyeti garanti antlaşmaları kapsamında Kıbrıs’ta Türkiye’nin hakları var!

Olası bir caymada, garantörlüğün uluslararası hükmü de gideceğinden, Kıbrıs’ın AB toprağı olması nedeniyle Türkiye’nin uluslararası antlaşmalar ve Avrupa Birliği’ne karşı adanın bir bölümünü işgal etmiş olduğu tezi hakikat olacağından, ne yazık ki savaşın ortasına güm diye kendimizi de Türkiye’yi de çağırdığımızı fark edebiliyor muyuz?

Fransa adaya asker çıkarmış. 

Rusya da öyle. 

Türkiye’nin ve Yunanistan resmi olarak asker tutuyor. 

Rum ve Kıbrıslı Türk askerleri de var. 

Doğal kaynakların kendi kendine havayı ısıttığı(!) ve her geçen gün biraz daha savaşa doğru ilerlediğimiz bu günlerde, iyi ki uluslararası tanınmışlığı olmayan bir ülkeyiz ki sözlerimizi biri duymuyor, duysa da Türkiye’nin ağzından duymadıkça ciddiye almıyor. Yoksa tek bir atış ile bir tanemizin dahi sağ kalmayacağı bir coğrafyaya sıkışmış belki de sıkıştırılmış durumdayız.

Bir arkadaşım, eskiden beri “Doğabileceğimiz en b.ktan memlekette dünyaya geldik” derdi sürekli.

Hakikaten öyle…

Ne nikahımız geçerli ne limanlarımız.

Elini kolunu sallayarak giren girene, çıkan çıkana.

Gelenler de gidenler de bizlerin maddi ve manevi kaynaklarımızı çalıyorlar. 

Tarihi eserlerimiz de gidiyor, kültürel değerlerimiz de. Ekonomik kaynaklarımız ve gelecekte bize kaynaklık etme ihtimali olan bazı güçlerimizi de ortadan birer birer kaldırmayı hedeflesek bu kadar başarılı hamlelerimiz olmazdı sanki…

***

Dünyalı olduğumuzu ve dünyada hakkımız olduğunu düşünüyor ve öyle yaşamak istiyorsak uluslararası hak ve hukuka göre davranmalı, mücadelelerimiz kendilerini kurtaran ülkeler gibi akılla, adaletle demokrasi ile vermeliyiz. Aksi takdirde galiba iş işten geçtiğinde Kıbrıslı Türklerden bahseden kalmayacak. Adada Kıbrıslı Türklerin yaşadığı dahi anılmayacak.

Ya yok olacağız ya göç edeceğiz ya söz hakkımız olmadan kendi topraklarımızda azınlıklar olarak gettolarımıza taşınmak zorunda kalacağız.

Hukuk ve adalet denilen çağdaş düzenlemeler varken vicdan ve duygu ile hareket etmek çok anlamsız ve cahilcedir. Unutmayınız!

Dr. Çiğdem DÜRÜST

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar