Reklamın İyisi Kötüsü Olmaz
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

.

Reklamın İyisi Kötüsü Olmaz

11 Mayıs 2019 - 08:00

Çok güzel cümlelerle koalisyonun neden bozulması gerektiğini anlattı Halkın Partisi Genel Başkanı dün katıldığı bir TV programında.

Satır araları, hükümet boyunca uyaran, yolunda gitmeyen şeyler olduğunu, verdiği sözleri tutma noktasından uzaklaşıldığı uyarılarını yapan bir siyasal parti olduklarını ifade eden sözcüklerle doluydu.

Gidişattan çok uzun zamandır memnun olmadığını da söylüyordu özetle.

Dahası birilerinin hükümetin bozulmasıyla kendilerinin ilgilili olduğu gibi bir algı yaratmaya soyunduğundan ancak bunun kesinlikle kendileri olmadığından da söz etti.

Sonuç: Gelinen noktada hükümetten çekilmelerinin bir yükümlülük olduğunu ifade etmiş oldu.

Beden dilini ve ses tonunu kullanma biçimini değerlendirmeye çalıştım. Evet bunları inanarak söyleyen ve dolmuş bir hali vardı. Ancak bu doluluğu hükümete olan kızgınlığı veya hükümeti bitirmek zorunda kalışından (ona göre) değildi. Sanki toplumdaki bazı kesimlerin kendilerini hükümeti yarı yolda bırakmakla, hatta en başta çok eleştirdiği UBP ile koalisyona girmek için eleştiriyor oluşları, Serdar Denktaş ile girilen sözlü atışmalar ve Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik çalışmaların bir başlangıcı olduğu hususundaki söylentilerdi onu en çok geren ve kızdıran.

***

Doğrusunu isterseniz KKTC gerçekliği açısından bu hükümetin ömrü çok da kısa değildi. Ortalama her yıla bir hükümet düştüğüne göre bu hükümetin ömrünün ortalamanın üzerinde olduğunu bile söyleyebiliriz.

Ayrıca bu bakış açısıyla ister iki ister dört partili koalisyon olsun KKTC’li hükümet ömürleri buymuş!

***

Şimdi önümüze bakılmalı!

Dahası icraat yapamayan bir hükümet süreci geçirildiğini, halka verilen bazı sözlerin etik olmadığı halde hukuki kabul edilmesinin de moral bozan bir nokta olduğunu üzülerek dinledik. Ki zaten bu ülkedeki pek çok usulsüz olduğu anlatılan icraat veya partizanlık ve torpil meselesi hep aynı şekilde olduğundan değil midir ki yargı yolu hiçbir zaman çalışamıyor veya çalıştırılamıyordu. Hem Denktaş’ın oğluna tahsis edildiği söylenen arazinin de hukuki olduğu ve etik olmadığı için itiraz ve toplumsal tepki yaratacak haberlere konu edildiği de aynı sorunsalla ilişkili değil midir?

***

İşte sonuç ortada:

Özersay’ın şikayetçi olduğu her şey, hepimizin şikayetlerinin birebir aynısıdır.

Dahası bizler bu etik dışılıklar, partizanlık (ki bu da etik dışılıktır), torpil (bu da etik dışılıktır) yüzünden siyasetten soğumadık mı?

Ondan değil midir tüm öfkemiz, kızgınlığımız ve arkamızı dönüşümüz devlet yönetimi denilen olguya.

Bunu iktidarlar dönüştüremeyecekse, bizim dönüştürme gücümüz olamaz. Bizler şikâyet eden ve isteyen olmalıyız. Yapan, düzelten ve doğru düzgün devam etmesini sağlamak zorunda olan onlar. Bunun için geliyorlar ve bunun taahhüdünü verip hükümet programları ile ajandalarını oluşturuyorlar.

Şimdi yeni kurulacak hükümette Halkın Partisi olur mu olmaz mı bilinmez!

Lakin keşke dışarıda kalsa ve bu hassaslığı ile muhalif duruş sergileyen kuvvetli bir denetleyici güç olsa…

İçeride neler olduğunu bildiğinden bunların üzerine yürüse…

Ne iyi olurdu. Hem bu sayede imajı ile ilgili oluşan sıkıntıların da toparlanmasına katkı sağlamaz mıydı?

***

Bu arada, sorun, en sonunda, Serdar Denktaş-Kudret Özersay sorunu olarak anımsanacak.

Hepimizin, ya da en azından toplumun önemli bir kesiminin aklından asıl tartışma mevzusu çıkacak ve en yüksek sesle en baskın konuşan haklı gibi kalacak.

Günün sonunda bakalım Denktaş arazi tahsisi anılacak ve hükümetin yıkılma sebebi olarak mı anılacak önümüzdeki ilk genel seçimlerde yoksa kudret Özersay hükümetin dağılmasına neden olan kişi olarak mı?

Son tahlilde, reklamın da iyisi kötüsü olmaz. Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldukça yakındır!

Dr. Çiğdem DÜRÜST

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar