THE END
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

.

THE END

27 Haziran 2019 - 08:53

Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki gerginlik soğuk bir şekilde devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hava sahasını savunmak amacıyla aldığı S 400 füzeleri ve Akdeniz’de sondaj amaçlı gönderilen gemi operasyonlarının üzerine, ABD adeta bir tehdit gibi antlaşmaya liderlik etti!

İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve ABD işbirliğinde, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarını yönetmek üzere imzalanan antlaşma özellikle 2020-2022 yılları arasında etkin bir şekilde kendisini hissettirecek şekilde hazırlandı!

ABD'nin sakin bir şekilde, sanki her şeyi kitabına uygun yapıyormuşçasına ilerlemeyi kafasına takmış olması, takdir edersini ki, ortakları dahil hiç kimsenin kara kaşı kara gözüne değil! Mesajlar özellikle Türkiye’ye gidiyor!

Biz bu hesabın neresindeyiz? 

Elbette ki yokuz!

2020-2022 yılları arasında yaşanacak gelişmeleri takiben Kıbrıs'ı çok zor günler bekliyor olabilir. Bu zor günlerden takdir edersiniz ki nasibini alacak olan en çok Kıbrıslı Türkler olacak…

Bu süre içerisinde bizden ziyade Türkiye'nin nasıl davranacağı ve uluslararası politika içerisindeki konumunun nasıl şekilleneceği çok önemli. Çünkü bizleri hesap dışında tutan dünya, esasında Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gördüğü bu toprakları, güya insan hakları kapsamında tutuyor.

Takdir edersini ki, Ortadoğu, Afrika’nın önemli bir bölümü ve dünyada, tarih boyunca pek çok ülke insan hakları ile bu şekilde kaynaştı(!)

Ne de olsa öldükten sonra kimsenin insan hakkı filan düşünüp, mücadele edecek hali yok!

***

Ürkmekte haksız değiliz! Bizi bu saatten sonra nelerin beklediği hakkında endişelenmemek, sadece ülkemize karşı değil aynı zamanda kendi yaşamlarımızda karşıda ciddi bir sorumsuzluk olmaz mı sizce de?

Kıbrıs’taki doğal kaynaklar çok uzun zamandan beridir bilinen; dikkatle gizlenen ve özenle korunan bir doğal kaynak rezerviydi. Dünyanın diğer taraflarında rezervler tükenmeye yüz tuttukça burası açılacaktı. İlk günden beri plan buydu. Ve bu zengin kaynakların bulunduğu coğrafya içerisinde Kıbrıs Adası da bulunuyordu. Günün birinde sıra bize de gelecekti.

Ve işte geldi! 

Şimdi dünyayı sömüren ülkelerin, kendi topraklarındaki kaynakları tüketmemek adına;

Kendi doğal kaynakların çıkarılması sonrasında yaşanacak doğal afetlerden kendi halklarının etkilenmemesi adına;

Doğal katliamlarının yaşanmaması ve yerkürenin dengesinin kendi topraklarından bozulmaya başlamaması adına gözlerini buraya diktiler.

Bu şu demek oluyor: Kıbrıs halkı, diğer tüm fakir dünya halkları gibi kendine ait hiçbir kaynaktan fay-da-lan-ma-ya-cak!

Zavvallılaştırılacak! 

Fakirleştirilecek!

Eğer buna başkaldırırsa savaş ve katliamlar dahil her şey yaşanacak!

***

Sevgili dostlar ve işte burada her şeyin sonuna gelmiş oluyoruz! 

Bu saatten sonra, inanın ne müzakerenin bir önemi var ne de Kıbrıs'ta herhangi bir barışın ya da birleşmenin yaşanmasının! 

Bu saatten sonra canımızı ve yaşamımızı kurtarmak belki tek hedefimiz olacak… Başarabilecek miyiz diye sormayın bana… Bugüne kadar istifleyenler belki…

Sanıyor musunuz ki güçlü ülkelerden ya da devletlerden bir tanesi çıkıp “Rahat bırakın Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıları. Oradaki kaynakları kendi istedikleri gibi değerlendirip kullansınlar. Bu Ada’nın gerçek ve tek sahibi onlardır!” diyecek? 

İnanıyor musunuz ki bizim dışımızda birileri bizim haklarımızı ve bizim ülkemizdeki kaynakların da bizim haklarımız olduğunu savunarak bizi kendi halimize bıraksınlar.  Elbette ki hayır!

***

Görüyorsunuz ya! 50 sene boyunca müzakere süreçlerinin sonuç vermemesinin bir anlamı vardı. Sonuç vermemesini kendilerine kâr sağlamak üzere destekleyenler ve hatta engel olanlarla birlikte hareket edenlerin, bizlere, Kıbrıslılara, adamıza rağmen “çaldıkları” yanlarına kaldı! 

Bizim de bu satten sonra kurtarmaya uğraşacak tek canımız var! Başka da yapabileceğimiz hiçbir şey yok!

Vakt-i zamanında aklımızı kullanabilseydik, en azından adadaki doğal kaynakların hakimlerinin arada bir fikir danıştığı ya da ortaya çıkacak durumdan daha az zarar görmemiz için bir miktar çaba sarf edecekleri bir durum yaşama şansımız olurdu. 

Bu da artık yok!

Üstelik “Anavatan” deyip bağrımıza bastığımızın uçurumdan yuvarlanması adına “start” tuşuna basmış olduk! (Ki o bizden kendini kurtarırsa, kendisi de kurtulabilir!)

Biliyorum söylediklerim çok acı geliyor ama buraya kadarmış: “The End”

Dr. Çiğdem DÜRÜST

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar