Gandiden Statükoya
Ertaç Hazer

Ertaç Hazer

.

Gandiden Statükoya

27 Mayıs 2019 - 08:30

Halkına, ülkenin içinde bulunduğu durumun sorumlusunun İngilizler olmadığını ve Hintlilerin sorunu kendilerinde aramaları gerektiğini anlatıyordu.

Evet sorunun İngilizlerde değil kendi halkında olduğu düşüncesini savundu ve bunu halkına anlatmaya çalıştı, bunda da başarılı oldu.

Sonunda tüm İngiliz kurumlarına karşı boykot örgütledi ve İngilizlerin koyduğu yasalara karşı durdu.

İngiliz yönetimi vergi üzerine vergi koyup Hint halkının tüm kurumlarını eline geçirmişti

1930 yılında tuz vergisine karşı yeni bir sivil itaatsizlik kampanyası başlattı.

Bu itaatsizlik kampanyasının en büyük özelliği de, kendi tuzunu yapmak için Ahmedabad’dan Dandi’ye 12 Mart’tan 6 Nisan’a kadar 400 kilometre yürüdüğü “Tuz Yürüyüşü” bu pasif direnişin en önemli bölümüdür.

Denize doğru yapılan bu yürüyüşte ona binlerce Hintli eşlik etti.

İngiliz yönetimine karşı en rahatsız edici kampanyası bu oldu ve İngilizler buna karşılık olarak altmış binin üzerinde kişiyi hapse attılar.

1942 yılından  itibaren İngilizlerin Hindistan’ı hemen terk etmesi için mücadelenin dozunu  yeniden yükseltti.

Onun yönteminin temel öğesi Pasif Direniş Politik otoriteye tamamen şiddetsiz araçlarla, yardımlaşma ve barışçıl protestolarla baş kaldırılması yatmaktaydı.

Devletin dayatmalarına boyun eğmeyi reddederek süreklilik sağlandığında şiddete başvurmadan da mücadele edilebilir.

Bu direnişe devlet şiddetle cevap verse bile şiddetsizlikte ısrar edilmelidir düşüncesini devamlı savundu ve sonunda bunda başarılı oldu.

1948 yılının 30 Ocak ayında radikal bir Hindu tarafından suikasta uğradı ve hayatını kaybetti.

Evet bahsettiğim Hindistanın bağımsızlığını sağlayan, pasif direnişin babası Mahatma Gandi.

Hani ülke olarak hep konuşulur ya bağımsızlık, bağlantısızlık üslerden arınmışlıktan bahsedilir ya.

İşte sizlere “ KALABALIK BİR NÜFUS’a” sahip olan ve yüz ölçümü itibarıyla dünyanın hatırı sayılır bir alanını kaplayan Hindistan içerisinde bunu başaran bir liderin  ve onun başarısı.

İlk önce kendisi bir ilkeye inandı.

O da bağımsızlıktı.

Sonra da inanmayanları inandırdı  ve 25 gün süren ve 400 kilometrelik yürüyüşle bunu başardı.

Hem de  güneşin, yağmurun, rüzgarın, toprağın, fırtınanın içerisinde elinde baston, ayağında terlikler ve üzerinde kendi ülkesine ait olan kıyafeti ile yürüyerek bunu başardı.

Ne silah sıktı, ne kan döktü, ne insan öldürdü.

İnandı ve yürüyerek bir başarıyı sağladı.

Hem de İngilize karşı.

O ingiliz ki, üzerinde güneş sönmeyen bir İmparatorluktu.

O ingiliz ki her girdiği yerde kendi medeniyetini götürürken , o ülkenin tüm değerlerini sahiplenmiş, ekonomik ve kültürel verlıklarını kendine bağlamayı başarmış bir devletti.

Onların silahına karşılık yürümeyi tercih etti.

Onların prangalarına karşılık o sevgi ile barışı inşa etti.

Uygarlıkların beşiği olan bizim ülkemizde, bizim bunu neden başaramadığımızı kendi kendimize sormemız , sorgulamamız gerekir.

Tam bağımsızlığı istiyor muyuz, istemiyor muyuz.

Yoksa ister gibi görünüp mevcut durumdan nemalanma yolunda yaşam sürmeye devam mı ediyoruz.

Büyük ihtimalle Statükodan nemalanan bir toplumsal yapımız var ve değil bağımsızlığı istemek, ayağımızdaki pranganın daha da sıkılması bizlerin hiç tınmayacağı, ses çıkartmayacağı bir gerçeğimizdir.

Hatta buna karşı gelenleri de her zaman olduğu gibi rumcu, düşman, kafir gibi lekelemeye de devam edeceğiz.

ANLAYANA !!!


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar