Kasabalı İsmet'in Seçimi
Reklam
  • Reklam
Gülsade Bayboğa Soykök

Gülsade Bayboğa Soykök

Kasabalı İsmet'in Seçimi

12 Ocak 2019 - 08:05

‘’Kız Enstitüsü’’ mezunuydu ama; dikiş-nakış işlerini oldukça sıkıntılı ve iç karartıcı buluyordu. Taksitle mağazalardan alışverişini yapmak, çok daha mantıklıydı kendince..

Binbir çeşit albenili onca kıyafet, pahalı ve ya ucuz satılıyorken; biçip dikmek için, ne diye kendisini yorsundu ki?! Bunun düşüncesi bile oldukça azap vericiydi..

Yeni gelişmekte olan kasabasında, şen şakraklığıyle ve yaşına, aile yapısına hiç yakışmayan ‘’hoppa’’ yapısıyla ün salmıştı!!

Kasaba festivallerinin düzenlediği en kıvrak dans yarışmalarında bile o vardı. Son yapılan festivalde, birincilik hakkını yiyene ateş köpürerek, çok sevdiği dans sevdasından da vazgeçmişti..

Bulunduğu bölgenin ‘’Ajans Pres’i’’ oydu. Resmen olmasa da bu işi sosyal çapta, gönüllülük çerçevesinde yapıyordu. Kim ne halt etmiş, ne nane ve kekik yemiş, hep o bilirdi. Anlı-şanlı kasaba; illegal olarak ondan sorulurdu ama, şimdiye kadar kimse onu sorgulama nezaketini, ilaç niyetine bile olsa göstermemişti.!!

Damarına basılınca, gözü de oldukça karaydı. Amazonluğa soyununca, hanımlığı hiç düşünmeden elden bırakır, sokakta yarım güne yakın, avazı çıktığınca bağırırdı. Hani zamanında elinden tutulmuş olsa esaslı bir ‘’mezzosoprano’’ ola bilirdi garibim. 

Tüm yakışıklılara; yaşlarına başlarına bakmaksızın, işe yarar hormonlarını devreye sokarak ayılır ve bayılırdı. Korkarım ki başını yakan, tek zaafı da buydu!..

Çamaşır yıkadığı günlerde tıkış-tıkış doldurulan ve bu yüzden çakıl taşı makinesi gibi ses çıkartan ‘’çamaşır makinesi’’ aşırı vaziyette aşındığı halde; sanki kendisi yıpranmış gibi, o gün ‘’sürmenaj’’ olup çok yorulduğunu, duymayan kasabalı kalmazdı!..

Göze çarpan, en önemli sorunu kilosuydu. Soğan- ekmek yese, üzerine bir sürahi su içse yarıyordu. Ne yapsa, narin bir yapıya bürünemiyordu.

Kız kardeşi; kendisinin aksine hiç kilo alamayan, Allah vergisi harika bir bünyeye sahipti. Onu, salt bu özelliğinden dolayı kıskanmaya başlamıştı. 

Kız kardeşi, liseden tanıştığı sınıf arkadaşıyla evlenmişti. İsmet’in tertemiz yüreği hiç ısınamamıştı eniştesine. ‘’Samarella’’ gibi adam, diyordu onun için. Kız kardeşinin onun nesini beğenip de aldığını bir türlü kestiremiyordu. 

Eh, gönüldü bu. Neye, ne zaman konacağı hiç bilinmezdi! Hafiften kompleks de sarıyordu onu. Kendi küçüğü bile koca bulmuş, şehirde kasılarak yaşıyordu artık. Oysa o, bu gidişle hem evde hem de dedikoducu kasabada kalmıştı!..

İsmet; uzun süredir, kendini ağırdan satan, kasıntı mı kasıntı bir garsonu seviyordu. Ama onun gözünün, kendisini görmediğini çok geçmeden fark etmişti. Ona, nasıl olup da sele kapılırcasına hazırlıksız kapılmıştı?! Yanıtını, çoook sonraları buldu: onun kendinden emin sinici sessizliğine, çağla yeşili gözlerine, çekici içten gülüşüne yalnızca İsmet değil, kim olsa kolaylıkla selde sürüklenircesine korunaksız/tutanaksız kim vurdu’ya giderek kapılırdı!..

Hesaplayamadığı bir süre, platonik aşkıyla avundu. Onu istemeye gelenlerin ilaç niyetine dahi olsa hiçbiri, garsonun kesip attığı, kenarları batık, mantarlı tırnağı bile olamayacağı aşikardı kendince..

Zaman; elvedasız geçen şekilli ‘’beyaz bulutlar’’ gibi, hızla geçiyordu, Ecevit mavisi gökyüzünden. Gönlüne, ruhuna göre birini bekleyerek bunalımların bataklığına saplanmış; ha bire çıkmak için çırpınıyordu. Baktı ki olacak gibi değil, bunalımlarından çıkar noktasını, kendisinden iki yaş küçük kasabalısını almakta buldu!..  

Damat, memleketin adetine uygun olarak resmen ‘’iç güveysi’’ statüsünde, evdeki kadroya dahil edilmişti. Damat, garibin tekiydi ve yüzü hiç gülmezdi. Esmerliği, moraline de yansıtmıştı sanki. Gönlünce kırılıp kızdığında, İsmet’e bağıramazdı bile. Bunu yapabilmek, ne haddineydi?!

Öfkesi ve buruk sevinci, her defasında kadife darbelerle bastırılı kaldı. O, faaliyet dışı kalan ‘’Edna Yanardağı’’ gibiydi. Bir gün gümbürtülerle patlayacak, etrafında ne var ne yok külleriyle örtüp taşlaştıracaktı ama, yine de içi bal vermeyip o günün çok uzak olmasını diledi..

İlişkileri (tüm narenciye ürünlerinin ki gibi mixleşerek) limonileşmekte gecikmedi. İster istemez devreye dünürler de girmekten kaçınmadılar. Ne yazık ki pili zayıflamış TV kumandasıymışlar gibi idare etmekten öte, yapıcı hiçbir şeye kalkışmadılar. 

Öfkeler, hep körükleyiciydi. Mahalleyi inleten, kasabayı sallayan seviyesiz kavgalar başladı. Sanki, o da gecikmiş gibiydi. O arada, bir erkek çocukları oldu. Çocuğa, İsmet’in babasının adı kondu. Kasabanı en çok sevilen ve saygı duyulan birisiydi büyükbaba..

İsmet’in babası; Kıbrıs’taki tüm direnişlerde önemli görevler almış, emekli bir mücahitti!! Düşmanla bile mücadelesini başarıyla tamamlamış, üstlerinden ve Türkiye’den gerekli taktiri almıştı. Ama, kızı için içten içe üzülerek kahroluyordu. Efendiliğinden ve sınırlarının bildiğinden, müdahale edemiyordu. olumlu ya da olumsuz bir şey demeye kalksa, biliyordu ki kızı kocasından çok kendisini dinleyecekti. Belki bu yüzden, sağlığını hızla yitirme noktasına getirildi. Yıllarca, tedavi görecek zemin artık hazırdı..

Torun, tüm yerine verilmeyen sevgi ve ilgiyi, korsanca kendi bünyesine atmakta gecikmişti. Şımardıkça şımardı. Bankada hesabı, sayısını bilemediği oyuncağı ve giysileri bile vardı. Bir dediği, asla iki edilmiyordu!..

Bir gün, her şey normale döndü sanılırken ‘’kızılca kıyamet’’ koptu! İsmet’in kocası; kazancının büyük bir bölümünü, içkiye ve kadınlara harcıyordu. Evdeki anlatılmaz baskıdan, belki de bu yolla biraz nefes ala biliyordu. Sokakta karı-koca yürürken bile, genç kızlar kocasına ‘’ıslık’’ atıyordu. Eve telefon eden, Afroditten daha azgın kadınların sayısı ise, oldukça kabarıktı!!

İsmet, saldırılardan yenik düştü. 

‘’Gavolem’’ dedi ve ekledi: ‘’Bırakacağım pezzevengi, başka çarem galmadı!..’’

Çekilmez birliktelik, mahkeme koridorlarında noktalandı. Dayanılmaz işkence, her iki taraf için de sonra erdirildi. Geride boşluk ve hiç silinmeyen ruhsal kompleksler, fısıltılı/imalı dedikodular.. bırakıldı!

Taylar kadar çayıra özgürce salınan İsmet’in kocası, çok fazla zaman kaybetmeden evlendi! Gürültüsüz, heyecansız ve de gerilimsiz bir yaşama huzurla kavuştuğu , uzaktan uzağa duyuldu..

Yalnızlaşan İsmet’in, depresyona girmesi gecikmedi. Gittikçe daha bir çekilmez oldu. Sanıyordu ki, araya girerler de çocuğunun hatırına, belki daha bir mantıklıca sallantılı evliliği yürürdü!..

Olmadı, planladığı her olasılık geri tepti. Ellerinde; kader çizgisi işe yaramaz tombiş ellerinde, pörsümüş düşleriyle kalakaldı..

İyicene çaresiz kalan İsmet; bir parçacık kalan umutcuğuyla, çok da tamah olmayan yaşamını sürrdürmeye çalışıyor.

Bir çocuğuyla kendisini kabul edecek, kaprislerine katlanacak birinin gelmesini şevkle iskambil kartlarında arıyor. Kim bilir belki düşlediği öyle bir kovboy çıkar ve kasabaya atıyla yolu düşer?! 

Yoksa, haberiniz olsun, çöp çatan programlarına (o dönemler çok popülerdiler ve yayından kaldırmaya kimsenin gücü yetmemişti) telefon açıp en iyi kocayı yurtdışından getirtecek. Bahtı olmazsa, tası-tarağı toplayıp ardına bile bakmadan o gidecek! 

Rumuzunu bilen olmadığı için, kimse İsmet olduğunu dünyada anlamayacak. Anlayacak olanlar eskaza çıkacak olsa da yeterince derdi olan bahtsız kasabanın selameti için, belki o çatallı dillerini tutarlar kim bilir?!

Durun, upuzun öykümün kısacık ama çarpıcı devamı var. Yazmadan edemedim.. 

İsmet’in babası; sessiz-sedasız ve de efendice, göçüp gitti dalaşık yaşamlarından. Annesi, yaşlılığın getirdiği hastalıklarıyla azimli bir şekilde uğraşıyor. Kulakları da tıpkı gözleri gibi, eski keskinliğini çoktan yitirmiş vaziyette..

Geçenlerde devlet hastanesinde koştururken İsmet’in asker olan oğlu, beni tanıdı. Esmerliği ve gülüşü babasının aynısı. Ve hiç değişmezmiş. Vallahi ağlamamak için kendimi zor tuttum. Kim derdi ki bebeklik fotoğrafını ilk çeken bencağız, onu asker olarak karşımda göreceğim?! 

İsmet bu kez Kürt kökenli Türkiyeli ile evlenip, kapağı Avusturalya’ya atmış. İsmet’in orda, Nevin adını verdiği bir kızı, çok zorluklarla dünyaya gelmiş. Kaynanası, eltisi ve görümcesiyle bir arada yaşadıklarını ikinci eşiyle de fazla dirleşemeyip, çartadanak kavga ve gürültülerle ayrılmış!!

Kurnaz tilki, ne yapıp edip, kürkçü dükkanına dönmüş. Partileri sayesinde, bir okulda temizlik hademesi olarak çalışıyormuş. Hayalleri, yaşamın tufanlarıyla darmadağın İsmet’in; geleceğe dair en ufak bir ümidin kalıp kalmadığını, ancak Allah bile bilir..

İsmet’in özel yaşamında ki dikiş tutturamadığı mutsuzluk, otomatikman işine de yansımış. Kilosuyla dalga geçen iş arkadaşını, evire-çevire darp etmiş. Elinden zor almışlar kadını!

Ne diyeyim, hakkına hayırlısı..

Haydi iskambil kartları, bir iyilik yapın İsmet’e de şeytanın pabuçsuz ayağını kırsın ve üç çatallı mızrağını da toprağa gömsün!!

Kalbi tertemiz İsmet’in üç günlük dünyada, bir fiskecik mutlu olmaya, herkes kadar hakkı ve kontenjanı yok mu dersiniz??? 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar