Kazın Ayağı…
Reklam
  • Reklam
Gülsade Bayboğa Soykök

Gülsade Bayboğa Soykök

Kazın Ayağı…

05 Ocak 2019 - 08:06

Fazlasıyla meraklı hemşire, evlenmek üzere olan çiftlere her Allah’ın günü ister istemez yüz-yüze geliyordu. El-ele tutuşup gelen gençlerin yanı sıra, zemin katta zor nefes alarak yürüyen ve basit işlemlerle ilgili soruları ancak üçüncü açıklamadan sonra anlayabilen (?!) dördüncü kuşak aşıklar, doların bozduğu keyfini borsaya düşmüşçesine artırıyordu…

Bu işte, hinoğlu hin bir iş vardı. Her yaşta ‘’aşk’’ olmasına bir türlü kıt aklı yatmıyordu. Bu teori, düpedüz palavraydı. On yedi yaşındaki gençlerin bir birilerine sunice ‘’canım’’ demesiyle, ciğerleri içtikleri ucuz ve kalitesiz sigara yüzünden ciğerlikten çıkmış seksenlerin ‘’ciğerim’’ demesi, bir miydi?!

Seslerindeki, yürek burkan o ezgili titreşim ve eko bile farklıydı..

Üstelik sonbahar aşıklarının ilk raundda işleri vallahi de billahi de biterdi. Nakavt olurlardı resmen. O zaman da geride ambulansa adresi tarif edecek bir eş ara ki bulasındı?! 

Geçenlerde aheste salınarak, gamsız oldukları her hallerine yansımış bir çift geldi. Saat 11:30’u göstermiş, kime dertti? Ne yazık ki, en son saat 10:30’da gelmeleri gerektiğini hep kulak arkası ediyorlardı. Sekreterin uyarıları, her defasında güme gidiyordu.. 

Efendim, delikanlı öğrenciymiş. Kızın ağzını açmadan, öylece sarı renkli koyun gözü çiçekleri gibi bakmasından, neyle meşgul olduğunu ekipçe anlayamadık. Başta hemşire(bu tehlikeli yaşında) meraktan fay hattı gibi çatlayacaktı neredeyse..

Evlenmek üzere, nikah dairesine gitmiş gençler güle oynaya.. Kağıtlarını bir an önce asıp; nikah kıydıktan sonra, Türkiye’ye gitme niyetindeymişler..

Niyet etmekle, o niyeti gerçekleştirmenin cebelleşmesi, ne kadar zaman alıyor ahh bir bilseler?! 1) delikanlının hevesi, kavruk kursağında kalmış ilgili dairedeki memur; ‘’Elektroforez tetkiklerini’’, yaptırıp yaptırmadıklarını sormuş. Delikanlının, memura söylediğini iddia ettiği yanıtı hoşuma gitti: 

‘’Yaptırtmaları zorunlu bir tetkiki, anlayıp bilmeden nasıl yaptırsınlarmış?!’’

‘’Pardon ama, burada bütün bürokratik işler, böyle mi dönermiş?!’’ diye sormasını, bir görmeliymişler..

Dert küpüne dönen hemşire, işlerin nasıl döndüğünü bir anlatmaya kalksa, çocukcağız kızı da okulu da yüzüstü bırakırdı Alimallah…!

Hemşirenin içi bal verip de kıyamadı ve değmedi gariplerin keyfine..

Ertesi gün vakitli gelmelerini söyleyip yollatmak üzereyken, kızın yüzünün rengi kaçıp porselene dönüştüğünü fark etti. 

Hemşire, onları koltuklara oturttu. Bir anne ilgisiyle karşılaşınca, delikanlı cesaretlendi. Hep öyle olurdu zaten. Yakınlık gören millete bir ‘’Conan’’ cesareti gelirdi ki evlere şenlik. 

Delikanlı, ‘’size bir konuda da danışa bilir miyiz?’’ deyince ezelden-ebede gönüllü hemşire, zavallıcıkların sorunlarına ‘’Yunusvari’’ daldı.

Kızcağız, birazcık HAMİLEYMİŞ!! O birazcığın süresi, üç ay kadarmış. Aslında, hamilelik süresi hemşireye göre daha fazla göstermektedir. 

Sabaha kadar ağrı ve sızıdan inlediği için, delikanlı doğru-düzgün ders çalışamıyormuş! Yarın gelmişken, bir kadın doğumcu çocuğu şıppadanak alamaz mıymış?! 

Salaklığı üz yüz metreden belli süzme ve saf delikanlı; sanki de kargo şirketine valiz bırakacaktı! Bir canlıdan, yok edilme niyet edilmiş bir canlıdan nasıl da rahatlıkla bahsedebiliyordu?!

Hemşire, ‘’Diyelim ki, bebek işini hallettiniz, geçiminizi nasıl sağlayacaksınız? ‘’ diyecek oldu. Yanıt, pişkince verilmekte gecikmedi. 

Kız, Kıbrıslıymış. Her iki ailenin gelir düzeyleri iyi olduğu için, hiç maddi-manevi sorunları yokmuş! Alın size şükran çekecek, minnettar olunacak çekirdek ve örnek bir aile!

Ertesi gün geldiklerinde bir gün önceki ağırbaşlılıklarndan hiç ama hiç eser yoktu. Tamamen iyi niyetli hemşire, onları ‘’kürtajdan’’ vazgeçirmeye çalıştı. Yine üstüne vazife değilken, yaptı bunu. 

Bu zor kararlı eylem, çocukların yapıp bozduğu ‘’puzzle’’ ya da logo oyunu değildi!! Günahı ve vebali çeke-çeke biter miydi? Yaradana nasıl hesap verilecekti?! 

Allah korusun, zor durumdaki insanlık; ya önemli bir kurtarıcıdan men edilmek üzereseydi? Düşünsenize, Zübeyde hanım efendi Mustafa Kemal Atatürk’ü doğurmasaydı, milletçe halimiz nice olurdu?!

Motivasyoncu Kadir, ‘’çok yalnızım be atam..!’’ diyerek, kimin büsbütün karşısında ağlardı?

Kıbrıslı ünlü ve ödüllü yönetmenimiz Derviş Zaim’i ve şöhretli ABD zekalı ekonomist Kemal Derviş’i de yarada bize bağışlamasaydı (?) halimiz-geleceğimiz nice olurdu?! Delikanlı, tetkik sonuçlarının almaya geldiğinde, sevinç içinde müjdeyi patlattı. Eşi; doğum yapmaya karar vermiş. Bu kararları sonucunda, aileleri bayram yapmış!

İşinin ehli hemşire; yerden göğe kadar çok haklıymış. Bebek gençlerin iddia ettiği gibi üç aylık değil, dört aylıkmış! Merak edip cinsiyetine baktırmışlar. Bebek erkekmiş. Kısmet olur da kazasız-belasız doğarsa, çift isim koyacaklarmış. İsmin bir tanesi, mutlaka Kemal olacakmış!

hemşirenin duyduğu sevinçten dolayı, günü birlik sıkıntıları, kapsama alanı dışında kaldı. Yetkisi olmasa da her şeye rağmen bir sağlık neferinin insan yerine konulup dinlenmesi, kırk yılda bir olsa da iyi bir olaya aracı olması, ne anlatımsız bir güzellikti!

Siz de aynı fikirde misiniz canlar?! 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar