Kırgın Ruhlara Üfleyen Falcı
Gülsade BAYBOĞA SOYKÖK

Gülsade BAYBOĞA SOYKÖK

Kırgın Ruhlara Üfleyen Falcı

06 Ekim 2018 - 08:36

Sisli-puslu, başı dumanlı ANKARA’nın gecekondu mahallesinde; bahçeli geniş evde dibe vurmuş düşbozumlarımızla oturuyorduk.

Daima problemlerle boğuşan Kıbrıs’ın kuzeyini tüm tantanalarla alabilmiş, amma velakin ne edip eylesek de anavatanımızın bozuk kıvamına henüz getirememişdik?!

Annem, hiç olmadığı kadar çok mutsuzdu. Daha otuz beşinde, eteğine dolanan beş çocuk sahibiydi. Gizleyemediği sıkıntılarını komşularının bazılarıyla paylaşmış; onlar da mahalleli olmanın verdiği canhıraş yardımlaşma ruhuyla, çareler üretmeye koyulmuşlardı sağolsunlar…

Mahalleye bir falcı geldiğini ve yaradan dan sonra her şeyi şıppadanak bildiğini öğrendik!! Annem hacıya-hocaya ve fala hiç inanmadığı halde öylesine çaresiz bir durumdaydı ki; mecburiyetten denize düşen yılanın klişe refleksiyle, falcılara gözü /yüreği kapılacakdı harbiden..

Ortalığı kasıp kavuran ‘falcı’ kadın, orta ölçekteki zeka seviyesine sahip, içi dışı bir cahil kadınların en dertli organı olan karaciğerini (Aztek’li büyücülerin tecrübesiyle); engin deneyimlerine ve ablak tombiş yüzlerinin aldığı, bağbozumu renklere göre şıp diye okuyordu..

Ustaca kıvama getirdikleri ruh haliyle; elde avuçta ne varsa, hepsi vermeye hazırdı. Hiçbir şeyleri yoksa, kollarındaki bilezik, yüklükdeki (yorgan yığını aralarında..) temiz mendil içine üç-beş katlı sarılı çeyrek altın veya beşibiyerdeler, karagünlerden çok böylesi günler içindi.. 

Falcı kadının geçmişe dair her şeylerini bilmeleri, geleceklerine yönelikse dişe dokunur bir şey söylemeyip lafı gevelemesi, mahalleden hiçbirinin dikkatini çekmediği için üzerinde durmuyorlardı. 

Annem; falcı kadını gizleyemediği büyük bir heyecanla, geniş salonumuza aldı. Dışarda, Ankara’nın puslu havasının kasvetli salona dolmakta gecikmedi. Birden bire ‘kediyi öldüren, ama otopsi raporlarına geçmeyen merak’ hepsini sarıp sarmalamışdı!!

Dört küçük kardeşim, falcı kadının yüreklere işleyen delici ve büyülü bakışlarından korkarak odalara doğru kaçıştılar. Annem, ‘sesinizi çıkartmadan usluca onayın!!’ diye, arkalarından bağırarak uyardı. Elma yanakları, daha da bir al-al oldu…

Salonda, topu topuna üçümüz kalmıştık. Annem; yavru ağzı gösterişli fincanları, camlı büfeden çoktan çıkartıp hazırlamıştı. Komşudan aldığı emanet aliminyum cezvede, kopkoyu hilesiz kahveyi pişirmek için atak yapdı. Anadolu’da kahve kültürümüz, oldukça zayıfdı. Özellikle yoksul mutfakarında, çay demlenirdi. 

Falcı kadın onu, orta sertlikde çıkan ses tonuyla uyardı: ‘Kahve pişirmene gerek yok kızım. Yüz ve el falına bakacağım. Ne anlarım, kahve falından?!’

Annem, çok şaşırdı. Falcı kadının kuru kuruya bunu nasıl yapacağının merakı, tüm bedeninin sardı. İçi ürperdi, dişlerini gıcırdatarak sıkdı. Gözle görülür bir şekilde, tüyleri diken diken oldu.. 

Falcı kadın; Hintlilere özgü etnik döğmelerle süslü avuçları kınslı ellerini uzatıp, annemin sağ elini sıkıca kavradı. Baktığı çizgiler yüzünden olsa gerek, çehresinde devlet demir yolları hatitasndan beter çizgileri, değişim gösteriyordu.. 

‘Bak kızım, sen kocanı iki kurşunla öldürmek istiyorsun. Yastığının altında, bu işi sonlandıracağın silahın bile var.!’

Annem, önce benim meraklı yüzüme, sonra bahtsız açık avucuna bakakaldı: 

‘Evet, beni hayasızca aldatıyor o…pu çocuğu’ dedi ve ekledi: ‘Duydum ki, şimdi de Kıbrıs’lı bir çingeneye gönlünü vermiş…!’

Bu itiraf üzerine falcı kadın, derin bir nefes aldı. ‘Hiç elini kana bulama kızım. Dayan ve sabret. Yaradan, sen duyacak…’

‘Peki, nasıl kurtulacağım çocuklarımla.?!’

‘Kocan zaten genç yaşda kötü hastalıktan ölüp yitecek. Ve senin sonun, onsuz çok daha iyi olacak!!!’ 

Annem, göz yaşlarına hakim olamadı. İçeri odaya doğru kadının ücretini almaya yöneldi. 

Kaç dakikadır, falcı kadını nefes dahi almamaya çalışarak merakla ve şüpheyle dinliyordum. Bu durum falcının da dikkatinden kaçmamıştı. 

Annemin verdiği parayı sevinçle çantasına tıkıştırırken, ona son bir kez dönerek: ‘Evladım, izin verirsen kızının da bir falına bakayım. Onun için bir şey istemem..’ dedi ve ekledi: ‘Bedavaya!!!’

Annem, hiç itiraz etmedi. Kadın, sağ eimi avucunda gezdirerek açdı: Önce, adımı söyletti. 

Çok, sağlık sorunları çekecekmişim. Kısmetim, yurtdışındaymış… 

İki kez evlenecekmişim.. 

Annem kadar bile, mutlu olamayacakmışım.. 

Tek bir çocuğum olacakmış..

Hayatta neye el atacaksam, başarılı olmayacakmışım.. 

Benim de sonum, tıpkı annem gibi çok iyi olacakmış!! Çok bilmiş falcımıza inanıp inanmamak, önce yaradana sonra da size kalmış..!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar