Spiral taktıran inek!..
Gülsade BAYBOĞA SOYKÖK

Gülsade BAYBOĞA SOYKÖK

Spiral taktıran inek!..

03 Kasım 2018 - 07:52

Tam teşekküllü Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin Acil Servisi’nde görevli hemşireydi. Lise yıllarında çok samimi olduğu Karadenizli bir arkadaşı kalmakta olduğu lojman kapısına (ablasıyla birlikte sürpriz bir şekilde) dayanmışlardı.. 

Ne iyi etmişlerdi de gelmişlerdi. Elinde olmadan, hükümlü mahkumların iç burkan sevincini taa yüreğinde hissetti.. 

Allah’ın işine ve onun şansına bakın ki, o günkü nöbeti, saat 14.00’te başlayıp 21.00’de bitecekti. Gececi arkadaşlarına nöbeti devredene kadar saat 21.30 ile 21.45 arasını çoktan geçerdi.. 

Devlet; vardiya çalıştırdığı personelinden her defasında, 30 veya 45 dakika aralığında emeklerini göz göre göre çalıyordu. Kimse de bunun önüne geçmek için kılını dahi kıpırdatmıyordu.. 

İlk kez nöbetinin, öğleden sonra olduğuna sevindi. Can arkadaşlarıyla insan gibi ilgilenebilecekti. Nöbetteyken hele acil gibi bir yerde tuvalete gidebilmek, bir bardak suyu kana kana şükrederek içmek bile elzem ihtiyaçlarından öte lükstü. Kimdeydi, hangi personeldeydi o saltanat?!

Uykulu gözlerle onları minik ve kasvetli hücresine (pardon odasına) davet etti. Oda arkadaşı sabahçı olduğundan; onun düzenli örtülmüş bembeyaz ama yıkanmaktan yamulmuş pikeli yatağının kenarına eğreti olarak iliştiler. 

Misafirlerinin, suratları asıktı. Belli ki hastane köşelerine geldiklerine göre, büyük bir olasılıkla sağlık sorunları olabilirdi. Klasik hoş-beş ve hatır sormalardan sonra, lafı uzatmadan sadede geldiler.

‘Ankara Cebeci Koleji Hemşirelik Bölümü’nden’ mezun olan arkadaşı Trabzonlu’ydu. Utana-sıkıla ablasını getiriş sebebini sonunda söyleyiverdi. Eczaneden ‘spiral’ almışlar. ‘İyi ve işinde usta bir Kadın Doğumcuya taktırmaları mümkün müymüş?!

‘Bundan kolay ne var ayol?’ dedi, feleğin çemberinden geçmiş hemşire. Biraz izin istedi. Çabucak hazırlanıp, aşağı kattaki poliklinik bölümüne indiler. 

Kimlik kartı ve sağlık karnesini akşamdan kalma keyfi bozuk erkek görevliye uzatıp, Kadın Doğum muayenesi için muayene sırası ve kartını aldılar. 

Nöbetçi erkek doktorun adını sordular. Ve tıkış-tıkış dolu tahta kanepede; elektrik tellerine tünemiş tembel ama bir o kadar da tombul serçeler gibi bekleşmeye koyuldular.

Kadın Doğum doktoru, mesleğinde çok klastı ama, öte yandan da lafını sözünü esirgemeyen kabalığıyla da nam salmıştı. Gününe göre nasıl eserse, hasta kadınlara laf çarpıtmaktan çekinmezdi.!

Bir defasında hormonel bozukluğu yüzünden ona muayeneye giden oldukça tüylü ve kilolu otuz yaşlarındaki bekar hanımı; naz-niyaz muayene ettikten sonra, ‘Maşallah tüylerine; vücudunun her yancığı, palta girmemiş AMAZON ORMANLARI gibi.!’ demesiyle, zavallı hasta gözyaşlarına hakim olamayarak, gürültülü bir şekilde ağlamıştı ortalık yerde.!!

Etraftaki meraklı kalabalık, kızcağızın bir yakınını hastanede, ecele kaptırdığı yanılgısına kolaylıkla kapılmışlardı. O hastayı zor sakinleştirip, daha hümanist helal süt emmiş başka bir Kadın Doğum uzmanına yönlendirmekle, bir skandalın önüne ancak geçebilmişlerdi..

Neyseki sonunda, onlara sıra gelmişti. Üçü birlikte odaya süzüldüler. Doktor gayet laubali bir biçimde- tavuklara tepeden bakan Denizli veya Meksika yok yok Portekiz horozu gibi şişinerek sordu: 

‘Hastahanginiz?!’

Arkadaşın ablası, ‘kına gecesi’ yapılan gelin adayı mahcubiyetiyle ve yüzü hafifçe pembeleşerek, 

‘Benim doktor bey..!’ diye mırıldandı. 

‘Söyle bakayım, şikayetciğin nedir?!’

‘Bir sürü çocuğum var. Kocam sürekli olarak bakamayacağımız çocuklarımızı doğurmamı istiyor!!!’

‘Eee, ne yapmayı düşünün yani? Alalım rahimciğini da gurtulasın?!’

‘Yok tövbe, aldırmam rahmimi..’ dedi ve ekledi: ‘Eczaneden spiral alıp geldik. Zahmet olmazsa, aktırmak istiyorum!!’

Alavari bir biçimde meslekdaşının ablasının masaya koyduğu spirali eline alan doktor; burun kıvırtarak anlamsız bir öfkeyle söylendi:

‘Biz çok önceleri bu spiralleri ineklere takardık. Isgartadır bu spiral!’ dedi ve ekledi: ‘Daha kalitelisini bulamadınız ama?!’

Üçümüzün suratının bağbozumundan nasıl olduysa etkilenen kaba ve ağzı bozuk doktor, toparlanma ihtiyacı hissetti Allahtan..

Hemşire, hakkını haybeden kimseye yedirmeyen mücadeleci meslektaşını dışarıya kibarca almasa, oracıkta kızılca kıyamet kopabilirdi. Olay taa fırsat arayan T.C Büyükelçiliği’ne kadar şikayet dilekçesiyle bile tırmandırabilirdi.. 

Elçiliktekiler, ilgili Sağlık Bakanlığını arar, müsteşar masum başhekimi zılgıtlardı. Zılgıtlanan başhekim usulen olanca hırsını, saygısız doktordan alırdı. Doktor utanmazlığı ele almazsa, konu sessiz sedasız kapatılabilir, yağmurdan nem kapan tavırlarıyla ilgili sendikaları etkisiz tavırlarıyla eylem kararı almazlardı. 

Bir inek benzetmesi nedeniyle, ortalığın ‘İspanyol Arenası’na’ dönmesi, fincancı kaırlarının ayaklanması yeter de artardı bile… 

Spirali taktırdılar. İsteksizce teşekkür edip, odadan ayrıldılar. Hemşire, doktorun a’dan z’ye tavırlarından dolayı onun adına özürlerini diledi. 

Yüzünün hoşnutsuz rengi hala değişmeyen Trabzonlu hemşire; o sinirle aynen şu sözleri söyledi: 

‘Bırak canım ya, senin ne suçun var?!’ Elin dallaması iyi bir doktor olsa ne yazar?! Dedi ve ekledi: 

‘Önce insan olsun; adamlık peşisıra belki gelip vicdanla yüreğine konar!!!’

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar