Utanç!..
Reklam
  • Reklam
Gülsade Bayboğa Soykök

Gülsade Bayboğa Soykök

Utanç!..

18 Mayıs 2019 - 08:26

Her zamankinden daha üzgün ve dalgındı. Türkiyeli bir hanımın, su üstünde görünen psikolojisi böylesine dağınıksa eğer, genelde sorun; kaynana ve koca kaynaklıdır!

Bir adamın anasının etkin yörüngesinden kurtulamaması- bu ne bitimsiz anaforsa, Kıbrıs’ın Anavatanına göbek kordonu yapışıklığından ve garip ‘’Annan Fobisinden’’ daha anlaşılmaz ve de çözümsüz denklemdir!

Gamlı ve dert küpü kadıncağız, çok zorlamadan anlatmaya koyuldu: dürüstçe itiraf etmeliyim ki, peşinen yargıladığım sorunların hiçbirinden müzdarip değildi.

Aksine buluğ çağına gelen oğlunun, onları çırpındıkça bataklılarda boğan sorunları içinde ne yapacağını bilememenin panik ataklığında, enerjisi tükenmiş bir halde döktürdükçe döktürdü.

Oğlu; hiç yoktan sosyo-ekonomisi onlardan kat be kat iyi olan yerli arkadaşlarının, depderin kompleksine sürüklenircesine kapılı vermişti!

Sonradan görme, ganimet vurguncularının hazımsız seviyesine çıkmak, namuslu ve kıt- kanaat geçinen insanların harcı mıydı?!

Oğullarının, ‘’Sizin annem ve babam olmanızdan çoook utanıyorum!.’’ diye sık sık bağırması, sonunda evin direği babasını çileden çıkartmaya yetmişti. 

Adamcağız, bakımsız ucuz sigara içmekten sapsarı kesilen dişlerini bir sıkmış, üç sıkmış. Damaklarından sızan kanı, tuvaletin lavabosuna tükürmüştü. Ağzını bol suyla gargara yapıp çalkaladıkça, kanaması daha da azıtarak atmıştı. 

Karısı, ecza dolabındaki pamuğu getirip bastırmasa, gümbürtüye gidip bayılması, işten bile değilmiş. 

Gelin görün ki; onca olan nahoş durumları inatla görmezden gelen oğulları, kolayına dizginlenecek gibi görülmüyordu. 

Evi, arabayı, mahalleyi, gece saatin on birinde bile yoldan geçerken ‘’tavşan kanı demli çay içmeye’’ ve tepsi böreği yemeğe gelen teklifsiz misafirleri, küçük görüyordu oğulları. 

Kadın; daha ortaokulun son sınıf öğrencisi oğlunun üniformasını çamaşır makinesine atmadan önce, ceplerini öylesine yoklarken bir de ne görsün?!

Ukraynalı bir kızın adresi ve az sıfırlı telefon numarasının yazılı olduğu minicik beyaz bir kağıt parçası! Üstelik özenle dörde katlanıp, fark edilmez boyuta getirilmiş. 

Her şeyi bir yana bırakacak olursa, ödü koptuğu kocasından gizli, mutfak masrafından kısarak ödenen telefon faturalarının, kumpas dolu hikayesini dinleme hakkımız böylece doğdu!.

Anlayacağınız üzere sert ve anlayışsız mizaca sahip katı kuralları olan babadan; Ukraynalı kızın adresi ve telefon numarası ustalıkla gizlenmiş!.

Bunu yaparken, akla gele bilecek bir sürü gereksiz dalavere çevirmişler. Zaten Anadolu kökenli ailelerde, gizli-kapaklı her türden konuyu en son babalar ve kocalar duyardı. 

Çevrilen dalavereleri onların en son duymasında çok önemli hikmetler vardı. Yoksa, hiç yoktan durduk yerde oluk-oluk kan akıtılması, işten bile değildi. Tövbeler olsun, bela çıkartmanın ne alemi vardı?! 

Es kaza kocalar ve babalar onlardan gizlenenleri en önce duyarlarsa, bütün etken sorunları, ketçap kıvamındaki kan temizlemeyip de ne yapsındı?

En belalı konulardan olan namus; ezelden ebediyete kadar nüfus kütüğüne kayıtlı soyun- sopun, temiz kağıdı ve kefaleti değil miydi?!

Bu arada gelmiş geçmiş, hatta demir attığı için gelip geçememiş bütün işlevsiz hükümetleri tebrik etmeliydik canı yürekten. O kadarla da yetinmeyip, teker-teker ter akıtmadıkları alınlarından öpmeliydik üşenmeden. 

Denetimsizlikleri, umursamazlıkları ve vicdansızlıkları yüzünden uyuşturucu kullanımını; ilkokul çocuklarının çağına indirgedikleri; ithal/hastalıklı sex’i bile ortaokul düzeyine taşıdıkları için. Onların yerine, ‘’utanç’’ duymalıyız. Ve daha fazla gecikmeden harekete geçmeliyiz. 

Çürüyen, parçalanmış ve tarumar toplumu, ne yazıktır ki bir tek seviyeye denk getirdiler. Gelişmiş ve standardı yüksek ülkelerin çıtası yüksek bunalımları!..

Çocuk haklı vallahi. Bir Türkün dünyaya bedel olduğu masallarıyla avutulup, bu günlere törenlerle getirildik. 

Ne trajiktir ki, 100 ünlümüzü, 101 yapamadık. Yanarım, ‘’Edna Yanardağı’’ gibi yanarım da buna yanarım!.

Analarımızın rahmine büyük bir olasılıkla görev icabı, seçeneksiz ve orgazımsız düşürülmeden çok önceleri, dolar borçlusuyduk.

Bizi yeşil adanın, kuruttuğumuz lapsanalı sarı çayırlarına salıp, ‘’Saldım çayıra, mevlam kayıra!!’’ diy çığlıklarla bıraktılar. 

‘’Prematüre’’ olanlarınız, benden beter dünyaya apar-topar getirilişlerine ağlayamadılar bile..

Asla, idealizmdeki eğitimi alamadık. Sevdiğimiz işleri kurup, canı gönülden çalışamadık. Ne yetkimiz oldu ne de keskin etkimiz! 

Döküntü arabalarımızı ve işlevsiz kaderimizi, genel seçimlerden daha sık değiştirmek zorunda kaldık!.

Güpegündüz parlak güneşi aydınlatan sokak lambalarının ve devleti vicdansızca soyan has milliyetçi vurguncuların, hüplettiklerinin borcunu bile edinemedik. 

Doğru-dürüst, insanlıktan bir gramcık nasibini ala bilmiş, vicdanlı/hatırlı bir komşu bile edinemedik..

Gemisini kurtaramayıp da yakan kaptanın; delik filikasına doldurulan ve köpek balıklı engin denize salıverilen, bahtsız yolculara döndük. Issız, kimsenin inatla tanımayacağı bir edaya düşünce yanımıza alacağımız üç önemli şeyi soran, klişe anket soruları da yoktu üstelik anlamsız hayatlarımızda.

İngiliz, Alman, Fransız ve İsveçli bir çocuk, Ortadoğu ve Asya’daki nice çocuklar gibi niye ailelerinden ve ülkelerinden utanç duymayı, akıllarına dahi getirme gereği duymaz?!

Devletin, devletliğini göstermelik yapa bildiği, yalnızca kutsal günlerinde ‘’pişmaniye festivalleri’’ düzenlemek, bir toplumu ne kadar yüksekliğe kalkındırır?! 

Geleceği ipotekli insanlarımıza, kanser olup kestirme yoldan ölmekten ya da göç yasasıyla göçmen kuşlar gibi kaçmaktan başka, seçenek mi kalır sanıyorsunuz? 

Bakımsız mezarlıklarındaki çiçeklere sahip çıkamayanlar, bilinmezliğin adresinin edinmiş fidanlarını nasıl ürkütmeden koruya bilirler? Buna yıpranmış güçleri, sabırları yeter mi ki? 

İlk karşılaştığına, sızlanmaktan başkaca bir yol olmalı. Bir yol ki, çift şeritli yonca modelli!!

İnsanların ihtimallerle ölmediği, elden düşme kameralarla hız tespitlerinin yapılıp, devlet eliyle soyulmadığı..

Hizmet alamadığı, belediye veznesine cezasının yatırılmadığı..

Abuk-sabuk ve irili ufaklı tabelaların çirkin reklamlarının, çevre kirliliğine davetiye çıkartılmadığı..

Eğitimin ve sağlığın özel kurumlarda değil devlet tekelinde tıkır-tıkır işlediği ve hiçbir çocuğun ebeveyinleriyle utanmadan gururla yaşaya bileceği, tesadüfen değil, eceliyle öleceği bir ülke özlemini gerçekleştire bilmek çok mu ütopik?!

Ukraynalı kızla; daha çok beklersiniz okul üniformasının cebine zulalanmış, telefon ve adrese gelecek, aslan Türk delikanlılarını?!!

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar