Bireysel bunalımdan toplumsal yok olmaya
İsmet Özgüren

İsmet Özgüren

Bireysel bunalımdan toplumsal yok olmaya

10 Temmuz 2018 - 08:58

Ülkede her gün basına yansıyan ve yansımayan olaylarla bir travmanın yaşandığı apaçık ortada. Bireylerin hızla artan ekonomik sıkıntılarından kaynaklanan içine düştükleri çıkmazlar farklı farklı patlama örnekleriyle su yüzüne çıkarken, bir büyük depremin habercisi misali artçıl şoklarla sarsılmaktayız. Öyle ki bırakın ülkenin yerli nüfusunu burada farklı nedenlerle bulunmakta olan insanların bile karıştığı bir çok olay yaşadığımız coğrafyanın ne kadar sıkıntılı olduğunun adeta bir kanıtı niteliğinde. Hırsızlık, gasp, trafik kazaları, uyuşturucu kullanımı veya satıcılığı, ırza geçme, tecavüz, adam dövme, katle teşebbüs hatta çocuk veya kadın cinayetleri günlük birer haber misali gazete sayfalarında sürekli yer alabilmekte.

*** 

Gidişatın çok da iyi olmadığının göstergeleri olan bu bireysel patlamalar toplumsal huzur ve güven ortamına birer darbe niteliği taşırken, bu olayların bir türlü önüne geçilememesi ise tedirginliği artırıyor. Her gün ülkenin dört bir yanındaki mahkeme koridorları çeşitli suç ve suçlu profilleriyle dolup taşarken, suçlulara gerekli cezayı kesmesi gereken kurum olarak yargı yerine, oralarda bile faturayı tahsil etmeye çalışan insan toplulukları azımsanmayacak boyutta. 

Hatta bu insanlar ülkenin bağımsız yargısının yanında görevini yerine getirmeye çalışan basın mensuplarını bile korkusuzca tehdit edebilir pozisyonunda. Tahammülsüzlükle cüretin bir biriyle adeta yarıştığı bir ortamda yol alırken, cüret sahipleri devlet otoritesi veya yargının gücünü bile kale almak bir yana, kendi “kanunlarını” dayatmaya çalışıyorlar.  

*** 

İşin en enteresan ve düşündürücü yanı ise bu tehlikeli tırmanış karşısında ülkeyi yönetenler  sanki sıradan birer vatandaşmış misali olayları seyretmekle yetiniyorlar. Ne olağanüstü bir önlem, ne caydırıcı cezalar ne de kriz masası ve benzeri yapılarla ciddi tedbirleri alabilecek yapıların oluşturulması yoluna gidiliyor. Devletin içinde bulunduğu bu zafiyet ise suç ve suçlara meyilli kişi veya çeteleri ise sürekli ülkeye ithal ederken, yapılan uyarılar ise bir kulaktan girip diğer kulaktan çıkıp uçan sıradan sözlere dönüşüyor. Oysa yaşananlar o denli ciddiye alıp üzerinde kafa yorulması gereken konular iken, bunlar yokmuş gibi davranmak sorunu çözmek yerine halının altına süpürüp daha da fazla büyümesine neden oluyor. Yaşananların toplumsal gaileye dönüşmemesi ise, öz yapıyı kemiren kanserli bir hücre olarak her geçen gün vücudun diğer organlarına yayılarak bir süre sonra vücudu yani toplumu tamamen yok etmeye doğru hareket ediyor.

*** 

Özetle, içinden geçmekte olduğumuz günler çok da umutlu olunacak cinsten olmamakla birlikte, yaşananlar karşısındaki umursamazlık ve duyarsızlık ise, gümbür gümbür gelen tehlikeden daha da büyük bir risk taşımakta. Yaşama umudu ve direncini kaybeden bireylerin oluşturduğu toplumlar, peşinen mağlubiyeti kabul etmişlerdir felsefesinden hareketle, Ada’nın kuzeyindekiler tam anlamıyla teslimiyeti benimseyerek kendi sonlarını hazırlar pozisyona doğru yol almaktadırlar. Son derece acı ve düşündürücü bu durum karşısında ise topluma önderlik yapabilecek tek bir kişi veya kurumun ortaya çıkmaması yılgınlıktan öte kabullenilmiş çaresizliğin en belirgin örneğidir. Çok kısa sürede bu toplum silkelenip de kendi öz benliğine dönebilme duyarlılığını gösteremezse iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

Yarın hayatta ve ayaktaysak yeniden görüşmek üzere…

Bu yazı 127 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar