Gerçeğin kendisi bir su gibi
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Gerçeğin kendisi bir su gibi

09 Haziran 2019 - 10:24

Sezar’ın “zarlar atıldı” ifadesi veya “kılıçlar çekildi” ibaresi ile de dile getirilen, her şeyin ve işin alenen başlama noktası, tarafların belli ve amaçların ifşa edilmiş olma hali, Türkiye’de gerçekleşmekte olan bir vaziyete işaret etmektedir.

Hırsı bol ve kültürü yok bir toplum olduk. Bu güzel memleketin kıyısına vuran dalgalar, dallarından düşen yapraklar, gecenin en zor kısmının geçtiğini müjdeliyor. Şimdi millet kendisine bir hayat borçlu, derinden gelen iç ses de bunu fısıldıyor...

Kafalara pompalanan yeni algı yaratma türleri bazen başarıya ulaşır bazen de duvara toslar.                               Türk toplumu Batı’ya karşı hiddet ile hırsı aynı anda hisseder. O tarafı “düşman” olarak nitelerken, borç lazım olduğunda yine Batı’ya el açar. 

Razı olunduğunda gelen milyar dolarlar kimsenin yüzünü kızartmaz. Tatile gittiğinde, yine kültürel, etnik olarak ve dinen bize çok daha yakın olan Doğu ülkelerine değil, doğrudan Batı tarafına yönelirler. Velhasıl, bizim içimizdeki riya ve ikiyüzlülük örnekleri saymakla bitmez...                                                               

***

Artık bir dönemin sonuna yaklaşıyoruz sanırım. En kötü günleri geride bırakmak üzeriyiz bana göre. "Bu daha başlangıç, kötüsüne hazırlanın" diyenlerden değilim. Bunu özellikle söylüyorum, basit bir iyimserlikle değil. Siyasi olarak ciddi hatalar yapmazsak aslında yaşadığımız tablo olumlu yönü işaret ediyor. 

Evet, şu da bir gerçek: Bireysel farkındalık ile güçlü bir toplumsal irade arasında bir uçurum var hala. Bunu da siyaset yapmadaki beceri noksanlığına, fikirsel plandaki dağınıklığımıza, baskı ve tehdidin yarattığı olumsuz atmosfere bağlıyorum. 

Ama işte değişiyor bu da, uçurum giderek kapanıyor. Bundan sonra hep ileriye bakıp daha neleri başarmalıyız, eksik kalanları nasıl tamamlamalıyız demenin zamanı. İşgalden kurtuluş ve özgürlüğe varmak için, demokrasi ve hukuk çizgisindeki her türden görüşü kucaklayan, özgür ve adil bir hayat isteyenlerle yürümek için, umutlu olmaya ve kararlı davranmaya mecburuz.

***

Bir ip var, o ipin ucunca iki kişi. Biri çekerken diğeri yakınlaşıyor, ama sonra o da çekmeye başlıyor. Kazanan ipin kendisidir, aslında. Dünya nicedir küçülmüştür – dolayısıyla duygusal ve düşünsel açıdan dünyanın her köşesinde olup bitene karşı bir şeyler hissetmemizi sağlayan bir bilinç oluşumu vardır. 

Yarımdır ama vardır. Buradaki bilinç kavramı felsefe açısından ele alınabilecek bir bilinçlilik durumundan çok insani duyarlılık anlamını taşır. Ulaşamadığımız yaralara üzülürüz, o kadarıyla kalır. İskambil kağıtlarının karışması gibi, her duygu arkadan gelenin altında kalır.

 Kapanır, görünmez olur. Empati kurma yeteneğimizi gittikçe törpüleyen ve bir yığın haline gelen “gerçeklikler” bizi uyuşturur. Anestezi etkisi yapar. Bütün kavramlar anestezinin etki süresini uzatmak üzere kurgulanmıştır.

Uyanma ertelenir. Uyuşmaktayız. Algılarımız körelmekte… Bu uyuşukluk –yani kafası iyi olma- halinde bizden ne istenirse yapacak duruma gelir miyiz? Cevap: Hayır. Hiçbir canlı herhangi bir “gerçeklik” ilkesine, dayatmasına boyun eğmez. 

Yaşamın dolaysız şartlarına yakın olmak “gerçek”tir. Yerelleşme ne denli hüküm sürerse, insanlar da içtenliğin ve karşılıklı açıklığın karşına çıkan bütün dayatma, de facto yönetim engellerini yıkabilir.

Tam şu anda başka bir yerde: İnsanın empati kuramadığı bu dünyada uyumasının hangi politik, kültürel, dinsel kavramları yan ürün olarak beslediği/besleyeceği üzerine birileri yeni bir plan yapmaktadır. Olsun bakalım. Gerçeğin kendisi bir su gibi. Er ya da geç her izolasyonu aşar.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar