KESİNTİSİZ MÜCADELE ŞARTTIR!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

KESİNTİSİZ MÜCADELE ŞARTTIR!

16 Temmuz 2019 - 07:55

‘Toplum yönetimi’ kavramı, tarih boyunca egemenlerin geniş halk kitleleri üzerindeki tahakkümünün,

bir kurallar, kabul edilebilir ölçütler içerisinde sürdürülebilirliğin ifadesidir.

Antik çağlarda ‘egemen’ olarak tanımlanan, bileği en güçlü, kılıcı en keskin olandı. (ABD başkanı

Trump’ın “Dünyanın en büyük askeri gücüne sahibiz, yakarız, yıkarız, mahvederiz…” minvalindeki

açıklamaları ise söz konusu antik çağın halen aşılamadığının bir kanıtı olarak karşımızda duruyor.)

Egemen tahakkümünün kabul edilebilir olmasını sağlayan en önemli ölçüt ise adalet kavramı ile

bağıntılı. Kılıcı keskin olanın hâkimiyeti günümüze değin daim olmakla birlikte, buna rıza göstermek

ancak adaletin varlığında mümkündür.

Biz Kıbrıslılar ve özellikle de altını kalın çizerek söyleyim,Türkiyeliler için Osmanlı İmparatorluğu

deneyimi, güce biat etmenin veya başkaldırmanın adalet kavramı ile ilişkisini görmek açısından çarpıcı

bir örnek sunuyor.

Bu örneğin doğru değerlendirmesi, doğru tartılması ile ortaya çıkan sonuç ise, bilek gücünün veya

keskin kılıcın sağladığı egemenliğin asla kalıcı olmadığı. Bulgaristan, üç kıtaya yayılmış imparatorluk

içinde toprak genişliği veya nüfus olarak görece önemsiz bir ülke iken, Balkan bozgunu o devasa

gücün yıkılmasının, dağılmasının başlangıcı oldu.

Mazlum Bulgar halkı, Osmanlı işgaline, yayılmacılığa başkaldırınca, sömürgeni toprağından

atabilmişti. Bir başka ifadeyle, haklı olmak güçlü olanı devirmeye yetmişti. Ne ilginçtir ki

imparatorlukların teker teker yok olduğu bir dönemin deneyimlerini yaşayan, yok olan çağdışı kalmış

bir devletin enkazından doğan Türkiye Cumhuriyeti, tarihi bu yüzü ile göremedi.

Osmanlı’nın sömürdüğü, işgal ettiği, haraca bağladığı coğrafyalardan püskürtülmesini ‘ihanet’ olarak

tanımladı. Tarih dersi diye Arap halklarının Türkleri sırtından hançerlediğini belletti okullarda. Şam’da

Emevi camiinde namaz kılmaya heveslenen bu akla ‘Neo Osmanlı’ denmesi bundandır. Üç kıtaya

yayılan imparatorluğun torunları, şimdi de 81 milyonluk ülkeyi Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de,

Kafkasya’da benzer bir çıkmaza sürüklüyorlar.

Savaştan, çatışmadan medet uman siyasetler, gerçekte tehdit ettikleri, düşmanlaştırdıkları halklardan

daha çok kendi toplumları için felaket üretirler. Trajik olan ise, milliyetçilikle zehirlenmiş kitlelerin bu

felaketi fark etmeyip, hamasetin etkisi ile yöneticilerinin yanında saf tutmaları.

Yukarda tehditlerini alıntıladığımız Trump, bu sözleri sarf ederken, örneğin Nisan 1975’te ordusunun

Saygon’dan kaçışını aklına dahi getirmiyordur. O devasa savaş aygıtının Vietnam ve Vietkong

gerillaları karşısında Saygon’un düşmesi ile uğradıkları bozgun gerçek bir ibret vesikası olarak tarihteki

yerini almıştı oysa. Trump’ın aklına gelmeyen, onu dinleyenlerin aklına geliyor mu acaba?

Hiç sanmam. Yüzsüzlükte bir adım daha ilerlerseler, “Vietnamlılar bize ihanet etti” bile diyebilirler.

Olaylara Türkiye’den bakınca, örnekleri de kendi çevremizden vermemiz, meselelere bizim ‘yerli ve

milli’ siyasetçiler ölçeğinden bakmamız normaldir. Ama sorun ne yazık ki şu veya bu coğrafya ile sınırlı

değil.

Emekçi kitlelerin doğuda ve batıda 20. yüzyıl içinde, mücadeleler sonucu elde ettiği sınıfsal

kazanımlar, 25-30 yıl gibi kısa bir sürede alabildiğine tırpanlandı. Sendikal örgütlenme, sadece 12

Eylül sonrası Türkiye’sinde değil, bu alanda köklü bir geleneğe sahip olan Avrupa’da da geriletildi.

Şimdi yaşam tüm çalışanlar için daha zor sürdürülebilir halde.

İşgalci kurdurduğu uyduruk devlet baskısını toplumlara dayatabilmenin gerekçesi olarak güvenlik ve

garantiler kaygıları öne çıkarılıyor. Üç militanın Avrupa’nın şu veya bu havaalanında eylem yapması,

söz konusu ülkede geçerli olan bütün bireysel özgürlük alanlarının askıya alınması için yeterli sayılıyor.

Ama 21. yüzyıla umutsuzlukla, geriye düşerek girmiş olmamız, önümüzdeki zamanın da karanlığa

mahkûm olduğu anlamına gelmiyor. O yüzden amaca ulaşmak için kesintisiz direniş ve mücadele

kaçınılmazdır. Kıbrıs'ın kuzeyinde kurulan işgal düzenine karşı kesintisiz mücadeleye var mısınız, yok

musunuz buna karar veriniz

Yılmaz Güney’in sözleriyle noktalayalım: “Kazanacağız, mutlaka kazanacağız.”


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar