Model basit: Kazı-kazan!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Model basit: Kazı-kazan!

21 Haziran 2019 - 08:39

Kıbrıs'ın işgal bölgelerinde işler karışık, hem de çok, ortalık allem gallem oldu. Türkiye'yi karıştıran, savaş ve kandan beslenen, dünya ile bağlarını kökünden kopartan, bir zalim adam Anattasiadis, Çavuşoğlu ve Özersay üçlüsünü devreye sokarak Sayın Akıncı'yı saf dışı bırakmayı hedefleyen operasyon üstüne operasyon yaptırıyor.

 Ne yaparsa yapsın İstanbul üstüne kurgulanan bütün senaryoları boşa çıkacak. İstanbul'u bu saatten sonra kazansa da kaybetmiş sayılır. Dünyada itibarı kalmamış bir adam bu saatten sonra yargılanmamayı düşünmektedir, Ailesinin 17 yılda sahip olduğu baş döndüren servetini kurtarmaya çalışır, çalışacak. 

Adam bizzat günde üç miting yapıyor, devletin tüm olanakları ile AKP'ye oy istiyordu. Şimdi bu sakinliği neye yormalı acaba? Üstelik iktidar yanlılarının bu kez seçimi kazanacaklarına dair bir algı olduğu da gerek medya takibinden ve gerekse Erdoğan'ın ve Bahçeli'nin söylemlerinden anlaşılıyor.

Burada medyanın çok önemli bir işlevi olduğu yadsınamaz elbette. Zira, medya egemenlerin çıkarlarını bugünden yarına koruyan, meşrulaştıran ve pekiştiren bir işleve sahiptir. Medyada izlediklerimiz, okuduklarımız ve duyduklarımız bizi içinde yaşadığımız toplumsal sistemin ve dünyanın doğal, normal ve kaçınılmaz olduğuna ikna etmeye çalışır. 

Kısacası medya, hakim sınıfın görüşünü, çıkarlarını ve gücünü meşru kılmak için çalışan ideolojik bir aygıttır. Medyanın bu özelliğini göz önünde bulundurduğumuzda iktidarın medyada muhalif yayınları yasakladığı ve her şeye rağmen bu alanda mücadele edenleri nasıl cezalandırdığını daha iyi anlıyoruz kuşkusuz.

Son söz olarak, iktidarın ülkedeki tüm medya gücünün %95'ni kontrol etmesine rağmen 31 Martta muhalefetin gerek iktidarın çok önem verdiği İstanbul'u (İktidarın sürekli dillendirdiği ''İstanbul'u kaybedersek Türkiye'yi kaybederiz sözünü bilmeyen yok'') ve gerekse Ankara, Antalya, Adana, Mersin, Bolu gibi belediyeleri kazanmış olması AKP - MHP iktidar bloğunun asıl olarak iktidar kapasitesini yitirdiğini ve ülkeyi yönetemiyor olduğunun hakikatidir. Bu hakikat, 23 Haziran seçiminin sonucu ne olursa olsun, demokrasi güçleri için, iktidara karşı özgürlük, eşitlik, adalet mücadelesinin sürekliğinin önemini gösteriyor...

***

İstanbul sultanın keyfi olsun diye yine/yeniden gösterişli bir demokrasi sınavına doğru sürüklenerek ilerliyor. Beğeni düzeyi yüksek bir sınav arzusu hâkim görüntüsü var. 23 Haziran seçimini kimin kazanacağı şimdiden belli ancak yine iptal ettirebilir, ta ki kendi adayına kazandırana kadar.

Herkesten ziyade tek/bir kişinin beğenmesi çok önemli. Çünkü O’nun beğenmediği sonuçlar ortaya çıktığı zaman demokrasi olmuyor! Demokrasi olabilmesi için O’nun kazanması gerekiyor. Her yeri kazıyorsun, kazıyorsun ve sonunda kazanıyorsun. Mesele bu kadar basit.                                                         

Fakat basit meseleyi zorlaştıranlar var. Başında da muhalefet geliyor. Seçim var denildiğinde ipini koparan sandığa koşuyor. Koşmaları bir şey değil. Seçimleri de kazanmak istiyorlar. Ve maalesef kazanıyorlar da… İşte demokrasinin en kötü yanı bu noktada ortaya çıkıyor:

Seçim zaferi muhaliflere geçiyor. Sandıklardan muzaffer biçimde çıkanlar bulundukları alanlarda yönetim kademelerini kendi kontrollerine alıp köyü, kasabayı, vilayeti yönetmeye soyunuyorlar.                Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar yakın gelecekte ülkenin tamamını da yönetmek isteyebilirler.                        Hiçbir iktidar, iktidarını kaybetmek istemez.

Nedense kötü niyetli kişi ve kuruluşlar bu ulvi kaygıyı anlamamakta ısrar ediyorlar. Demokraside doğru davranış kuralı şu olmalıdır: İktidarlar yönetmeli, muhalifler de muhalefet etmeliler. O zaman ülke rahat ve huzur yüzü görebilir. İktidarın yönetebilme kabiliyeti sorgulanır, hatta elinden alınırsa ülkede yaşayanlar da rahat ve huzur yüzü göremezler.

Bu kadar açık ve net biçimde ortaya konulması gerekiyor. Koyanlar yok mu? Var. İktidar medyasının sadık kalemleri büyük bir ciddiyetle yukarıdaki gerçeği anlatmak için var güçleriyle çalakalem yazıyorlar. Ağızlarından çıkanı kulaklarının duymayacağı bir zarafette anlatıyorlar.

Hiç kimseyi inandıramıyorlar. Devlet kasasının har vurup harman savurma şekilde yağmalanmasını “itibardan tasarruf olmaz” diyerek savuna, savuna hiç itibarlarının kalmadığını göremiyorlar.

Sahipleri de onlardan memnun değiller. Atsalar atılmazlar, satsalar satılmazlar. Mal olarak da piyasa değerleri kalmadı. Yine ne varsa demokrasi de var. Tam olarak kabul edilebilmesi için minik bir koşul gerekiyor:

-Muhalefetin kazanmaması lazım! Sonra “tek belirleyici” sonuçları beğenmiyor! 

Varsın beğenmesin    

i.                                                    


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar