Ne Yazmalı!
Reklam
  • Reklam
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Ne Yazmalı!

12 Ocak 2019 - 08:03

“Doğru olmadığını bildiğin işlere girişme. Doğru olduğundan emin olduğun işlerde ise yavaş davranma” Memleketin ahvali üzerine yazmak içimden gelmiyor… Bence, epey vakittir, Lenin’in “… bir ağaç ne kadar çürürse çürüsün, onu vurup devirecek bir güç yoksa…” sözünden çıkarılacak mealin doğruluğunu yaşayarak deneyimlediğimiz bir dönemdeyiz.

Durum öyle olunca, ağacın çürüklüğü üzerinden fiili hamaset yapmak bana anlamsız geliyor, hele ki, solun önemli bir kesimi bu işle meşgulken…

Evet, çürüme almış başını gitmiş durumda… Evet, yoksulluk günden güne derinleşmekte ve yaygınlaşmakta. Evet, hacet gidermenin bile öğrenci ve yabancı işçiler üzerinden ranta sağlamaya bağlandığı bu ülkede ne yapmalı nasıl yapmalı diye kafa patlatmaktan yorulup düşenler ve onların yerini doldurmaya hevesli egoizm hastaları ile doluşan bir yapıdır burasın

Evet, evet, evet… Liste uzar ama kat etmemiz gereken mesafe kısalmaz…

Hangi çelişkiden, kırılmadan bahsedersek bahsedelim, dönüp dolaşıp Lenin’in belirttiği “güç olma” noktasına geliriz, geliyoruz, gelmeliyiz. Yoksa trajik-melankolik bir kendiliğindenciliğe mahkûm olmak kaçınılmaz.

Ne Yapmalı’da “… neyi en büyük dikkatle yetiştirmemiz ve geliştirmemiz gerektiğini bilmemekteyiz…” diye hayıflanan Lenin’in kaygısına bir nebze ortak olmak lazım bugün. Yetiştirip geliştirmemiz gereken süslü memleket halleri midir yoksa devrimci pratik, örgütlenme ve mücadele mi? Cevabı bizim memleket devrimcilerine bırakmalı…

Ne demeli “Mağlubiyet, özgüven ve azimden pay kapar”. Kaptı da… Bugün devrimcilerin pratik cüretleriyle, azmederek aşmaları gereken, bu özgüvensizlik halidir. Zincir kırılıp, devrimci coşku yankılandığı vakit memleketin ahvaline dair olan “soğuk” yazılar, kuşatılacak kalenin içinden sızdırılmış, kalenin zayıf yönlerini, açmazlarını açık eden “sıcak” istihbarat verilerine dönüşebilecektir. 

Baş aşağı duran araç-amaç diyalektiği, “ayaklarının üzerine oturtulacaktır”. Hegel ile mazileri ve kurdukları münasebet ispatlamaktadır ki, Marksistler, bu “ayaklarının üstüne oturtma” işinde mahirdirler, beceriklidirler.

Düzen, çelişkilerinden çok, bu çelişkiler zemininde örgütlenen devrimci mücadeleyi “bitirmek” ister… Nasıl ki sermaye sülalesinin Kapital okumaktan boynu tutulmuşsa, bir bütün düzenin kendisi de Lenin tedrisatından geçmiştir ve “ağaç-çürüme-güç” denklemini en az denklemin asıl muhatabı olan devrimciler kadar ciddiye almaktadır… 

Peki devrimci mücadele biter mi? Meydanlarda ve sokaklarda bitirildi ama arka Sokaklar bitmez, Bizim solcuların parçalanıp bölünme halleri sürer, kim başkan olacak  kavgaları da sürer. Partizanlar Mussolini’yi ayağından asarlar İtalya’da faşizm biter mi? Yerlerini yenileri doldurmaya devam eder.

Che gelir Batista biter, çekirdek gelir muhabbet biter, gün gelir acılar biter… Ama bu topraklara atılan tohum yeşerdi ya devrimci mücadele bitmez! “Kaç kez bittiler, bitecekler dediler de, devrimciler bir damla acıdan doğdular” Önemli olan, bu tarihsel-devrimci bilinçle kuşanmak, sorumluluğun ayırdına varmak ve devrimci mücadelenin bayrağını yükseltmek ve dalgalandırmaktır. Tüm tahlillere rağmen, sinir bozucu bir durağanlıkla haybeye akan hayatı anlamlandırmak devrimcilerin elindedir…

Ve geldiğimiz bu limanda barış ve çözüm için meydanları dolduran kitleler tam da şimdi Birleşik Kıbrıs için Özgürlük Güçleri’nin kurulmasında öncü rol üstelenecek olan bir kısım örgüt yalnız bırakılıyor. O süreçlere katılan birçok örgüt ve kadro bu sürece de öncülük etmelidir. 

Şimdi bütün bu değerlendirmeler ışığında ülkemizde sınıf mücadelesi bütün keskinliğiyle devam ediyor. Çözümsüzlük süreci, faşizm, saldırı ve baskı politikalarıyla devrimci siyaseti hedef almaktadır. Ülke içerisinde en genel anlamıyla çözüm yanlısı güçlere ve özel olarak da devrimci siyasete baskıların amacı onun iradesini kırmaktır. 

İradesini kırmak sonrasında mücadeleyi, örgütlenmeyi ve ödenen bedelleri sorgulatmaktır. Geçiş direnişlerde gelişen mücadele bizler açısından barış ve özgürlük güçlerinin örgütlenmesiyle yeni bir nitelik kazanacaktır. Bugün görevimiz barış güçleri ile işçi sınıfı ve emekçileri örgütlemek onları faşizme karşı mücadeleye katmaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar