OLMASAYDI 15 - 20 TEMMUZLAR
Kazım Denizci

Kazım Denizci

OLMASAYDI 15 - 20 TEMMUZLAR

20 Temmuz 2019 - 08:30

Sömürü, işgal, istila varsa ki vardır ''Bağımsızlı ve barış" diyenler de vardır. Varlar, varolacaklar, biz varken, geçit vermeyeceğiz, Amerika'ya, İngiliz'e ve uşak Ankara'ya buralarda biz varız. Halkız biz, sömürü işgal istila varsa kurtuluş kavgası da olacaktır. Biz Kıbrıslı halkız...

45 yıl önce böyle gündü - 20 Temmuz 1974 yılında garantör ülkelerden biri olarak adaya askeri harekat düzenleyerek Kıbrıs cumhuriyetinin bozulan anayasal düzenini yeniden tesis edecekti, 45 yıldır hala daha etmesi beklenir.

Artık ona kimse inanmıyor, artık nerede ise her gün her yerde, Türkiye’nin Kıbrıs’ta yaptığı “işgal ve istilanın” sonucu olarak, Kıbrıs’taki insan haklarının ihlal edildiğini ben de açıkça söyleyebilirim.

Türkiye, 20 Temmuz 1974'te "Barış harekatı" adı altında Kıbrıs'a saldırdı. Adanın kuzey kısmı işgal edildi, bu bölgede yaşayan Rumlar öldürüldü veya güneye sürüldü, sonra da dünyada Türkiye'den başka hiçbir devletin tanımadığı, zaten aslında Türkiye'nin bir vilayetinden başka bir şey olmayan bir kukla devlet kurdu. Türkiye, 45 yıl geçmesine rağmen Kıbrıs'ın kuzey kısmını hâlâ işgali atında tutuyor.

1 Ağustos 1958'de Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu ve eski sömürge savcı yardımcısı Rauf Denktaş, örgütün başına getirildi. Teşkilat, yayınladığı ilk bildiride Kıbrıslı Türklere "TMT talimatlarına mutlaka itaat edilmesi" emrini verdi.

Bir yıl sonra EOKA geçici olarak durdurduğu eylemlerine devam kararı aldı ve saldırılarını arttırdı. TMT de boş durmuyordu. O da bir bildiri yayımlayarak tüm Rumlara karşı savaş ilanında bulundu.

1968 1 Mayısında, Rum ve Türk işçileri düzenledikleri bir mitingle sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı ortak mücadelenin gerekliliğine olan inançlarını dile getirdiler. Ancak EOKA ve TMT şiddet eylemlerini adına hareket ettiklerini iddia ettikleri taraftaki (Türk ya da Rum) sol görüşlü emekçilere yöneltti.

1960 yılında Zürih ve Londra antlaşmalarıyla bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti yaratıldı. Makarios adanın ilk cumhurbaşkanı oldu, Fazıl Küçük de yardımcılığına getirildi. Adadaki İngiliz askeri varlığına ise dokunulmadı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra iki etnik grup arasında yaşanan gerginlik azalacağına daha da arttı; Makarios Türkleri yönetimden dışlayınca, Türkiye bir kez daha "taksim" taleplerini dile getirmeye başladı.

Türkiye, Kıbrıs'a müdahalede bulunacağının sinyallerini bu noktadan vermeye başlamıştı. ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964 tarihli bir mektupla Türkiye'yi "şiddetli bir dille" uyararak, böyle bir harekâtın karşısında olduklarını belirtti.

Ancak Türkiye Kıbrıs'ta Türklere karşı artan şiddet gösterilerini bahane ederek Rumlara ait bölgeyi iki gün boyunca bombaladı. Bombalamanın ardından ne İngiltere ne de ABD tepki göstermemişti.

15 Temmuz 1974'te de Makarios rejimine karşı Sampson darbesi gerçekleştirildi. Adada durumların kötüye gittiği gerekçesiyle TBMM toplandı ve hükümete genel savaş açma yetkisi verdi. 14 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Dönemin "solcu" başbakanı Bülent Ecevit, milliyetçi söylemlerin en ağırlarını sarf ediyordu. Zaten

Ecevit'in hükümeti sıkıyönetim bahanesiyle işçilerin en temel haklarını ellerinden almış; grev yasağı getirmişti. Yunanistan'daki albaylar cuntasının desteğiyle gerçekleşen sağcı Sampson darbesinden 5 gün sonra, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye adaya garantörlük anlaşmasına dayanarak çıkarma yaptı.

Bu noktadan sonra Kıbrıs'ın kuzeyi Türkiye tarafından işgal edildi, KKTC adında kukla bir devlet kuruldu ve ada Türkiye'nin bütün kirli işlerinin yürütüldüğü bir suç merkezine dönüştürüldü.

Unutmayın, İşçilerin Türk-Rum vs. olarak bölünmesi ancak patronların işine yarar, bu yüzden Kıbrıs'ın işgaline karşı verilen mücadele, aynı zamanda patronlara karşı da verilen bir mücadeledir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar