ÜZERİ ÖRTÜLEMEYEN GERÇEKLER ( 3 )
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ÜZERİ ÖRTÜLEMEYEN GERÇEKLER ( 3 )

10 Temmuz 2019 - 07:54


Adalete erişimde bir diğer engel: kasıtlı olarak yaratılan zamanaşımı


Bu rapor, seksenli yıllarda ve doksanların başlarında işlenen cinayetlerin soruşturulması söz konusu olduğunda, Türkiye'deki zamanaşımı yasalarının sorumlulardan hesap sorulmasının önünde potansiyel olarak yapısal bir engel oluşturduğunu ortaya koyuyor.


2005 yılı öncesinde işlenmiş suçlar için geçerli olan eski Türk Ceza Kanunu'na göre (no.765), cinayet suçunun zamanaşımı 20 yıl. Savcı bu süre zarfında adli kovuşturmayla sonuçlanabilecek bir adım attığı takdirde, soruşturma aşaması için yürürlükte olan zamanaşımı süresi durdurulur ve soruşturma ve yargılama safhası için toplam 10 yıl daha eklenir.


Türkiye'deki faili meçhul cinayetlerin 1992-95 yılları arasında doruğa tırmandığı ve neredeyse tüm vakalarda savcıların henüz kovuşturmaya yönelik herhangi bir girişimde bulunmadığı dikkate alındığında, zamanaşımı hükümlerinin bu cinayetlerin soruşturulması ve yargılanmasını engelleme riski bulunuyor.


Bununla birlikte, raporda Türkiye'nin uluslararası hukuk bakımından ağır insan hakları ihlallerinin faillerini soruşturmak ve yargılamakla yükümlü olduğu ve bu yükümlülüğün zamanaşımı hükümleri veya yerel yasalardan kaynaklanan engellerle ortadan kaldırılamayacağı savunuluyor. Ayrıca, Türkiye'nin imzalamış olduğu ve T.C. Anayasası'na göre, Türkiye iç hukukunun bir parçası olan insan hakları sözleşmelerinden doğan taahhütleri de, bu yükümlülüğün yerine getirilmesini gerektiriyor.


Raporda, güneydoğuda gerçekleştirilen cinayetler, zorla kayıp etmeler ve insan haklarına ilişkin diğer suçların kapsamı, yaygınlığı ve resmi görevlilerce hoşgörülmesi nedeniyle, bu suçların insanlığa karşı işlenmiş suçlar olarak yargılanması gerektiği de ayrıca savunuluyor.


Türkiye yasaları, kanuni takibat sürecinin başlatılmasının engeller nedeniyle aksadığı durumlarda zamanaşımı süresinin durdurulmasına imkan vermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye aleyhindeki mükerrer kararlarında, yaşam hakkının ihlaline ve işkenceye dair izlenen kalıplar, şüphelilerin yargılanmasını sağlayacak etkin soruşturmaların yapılmaması veya mağdurlara giderim sağlanmaması da dahil olmak üzere, bu engeller örnekleriyle ortaya konmaktadır. Rapor geçen son kırk yılın büyük bölümünde yasal takibatın ciddi ölçüde engellenmiş olduğunu, bu nedenle zamanaşımı süresinin işlememiş sayılması gerektiğini savunuyor.


Türkiye yetkilileri, devletin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında defalarca tespit edilen ihlallere ilişkin giderim ve tazminat sağlamak yönünde gerekli adımları atmaya istekli olduğunu göstermek için, geçmişteki ihlalleri ele almalı ve mağdurlar açısından adaletin yerine gelmesini sağlamalı. Geçmişle yüzleşmek Türkiye'nin “Kürt meselesi”nin üzerine eğilmek için de önemli bir unsur ve salt kişiler temelinde hesap sorulmasını değil, doksanlı yıllarda güneydoğuda cereyan eden çatışmanın etkileri ve bu çatışma sırasında yaşanan ihlallerle ilgili daha kapsamlı bir inceleme yapılmasını da gerektiriyor.


Bugün Türkiye'nin önünde, yakın geçmişiyle yüzleşmek, seksenli ve doksanlı yıllarda devlet şiddetine maruz kalan çok sayıdaki mağdurun akrabalarına adalet sunmak için tarihi bir fırsat bulunuyor. Ancak bunu gerçekleştirebilmek için yetkililerin bu suçları vakit geçirmeden kovuşturması ve tanıkların korunduğundan ve avukatların işlerini yapabildiğinden emin olunması gerekiyor.


Cinayet davaları bakımından da, yetkililer, güneydoğudaki olağanüstü hal döneminin büyük bölümünde anlamlı ve etkin soruşturmaların yapılmadığı, daha doğrusu fiilen yapılamadığı gerçeğinden hareketle, zamanaşımı hükümlerinin sorumluların yargılanmasını engellemek için kullanılamayacağına dair açık hukuki yönlendirmeyi özellikle sağlamak durumundadır.


 


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar