ÜZERİ ÖRTÜLEMEYEN GERÇEKLER!
Kazım Denizci

Kazım Denizci

ÜZERİ ÖRTÜLEMEYEN GERÇEKLER!

08 Temmuz 2019 - 08:03

"Faili meçhul cinayetler devlet yöneticilerinin bilgisiyle işlendi"

1990'larda işlenen 18 faili meçhul cinayete ilişkin, aralarında Mehmet Ağar, özel harekat polisleri ve "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da bulunduğu 19 kişinin yargılandığı davada, eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın, "Bunlar, dönemin cumhurbaşkanının, başbakanlarının, MGK'nın, İçişleri Bakanlığının, bakanlığa bağlı İstihbarat ve Özel Harekat Daire Başkanlıklarının ve MİT'in içinde bulunan Kontrterör Daire Başkanlığının ve kurumlarının talimatları, bilgileri ve koordinasyonları vasıtasıyla, yani o dönemki devletin yöneticilerinin bilgileri dahilinde işlenmiş cinayetlerdir"

Yapılan göstermelik duruşmanın sonunda Çarkın tahliye edildi. Türkiye'nin yakın tarihi, ağır insan hakları ihlallerinin cezasız kalması ve devletin, güvenlik güçleri mensupları ve diğer devlet görevlilerinden 12 Eylül 1980 askeri darbesini izleyen onyıllar boyunca meydana gelmiş faili meçhul cinayetlerin, vahim işkencelerin ve insan hakları ihlallerin hesabını sormaktan kaçındığı ile biliniyor. Asıl soru neden hesap sorsun olmalıydı, sahi neden sorsun?

Doksanlı yıllarda, Türk ordusu ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında süren silahlı çatışmalar sırasında, devletin ordu ve güvenlik güçleri ile istihbarat birimleri yüzbinlerce kişiyi köylerini terk etmeye zorladı ve ekserisi Türkiye'nin doğu ve güneydoğu illerindeki Kürtler olan binlerce sivili katletti ve akıl almaz işkencelerden geçirdi.

Resmi rakamlara göre, 2008 yılı itibariyle ordu ile PKK arasındaki silahlı mücadele sonucunda hayatını kaybeden askeri personel, PKK üyeleri ve sivillerin sayısı tahmini olarak 45,000 kişiyi buluyordu.

Doksanlı yıllarda, devletin siyasi suikastlardaki örtülü rolüne ve kanun dışı faaliyetlere bulaşmasına ilişkin olarak iki meclis araştırması yapılmasına rağmen, o dönemde Türkiye'de hiçbir devlet görevlisi ordu ve güvenlik güçlerince işlenen ağır insan hakkı ihlalleri örüntüsünden sorumlu tutulmadı.

Yerel mahkemelerce görülen az sayıdaki dava ise, düşük rütbeli güvenlik gücü ve polis mensuplarının hüküm giymesi ve hafif, cüzi cezalar almasıyla sonuçlandı. Ancak daha üst seviyedeki devlet görevlilerinin olası rolünü araştırmak veya ihlallerin devlet politikası olup olmadığını incelemek yönünde hiçbir girişimde bulunulmadı.

Bununla birlikte, 2009 yılında Diyarbakır'da jandarma subayı emekli albay Cemal Temizöz, üç PKK itirafçısı ve üç köy korucusunun yargılandığı önemli bir davanın başlamasıyla birlikte,  bu konuda olumlu yönde değişime dair bazı işaretler ortaya çıktı. Savcılık, sanıkları 1993-1995 yılları arasında Şırnak'ın Cizre ilçesi ve çevresinde yirmi kişinin öldürülmesi ve kayıp edilmesinden sorumlu bir suç çetesi olarak faaliyet göstermekle suçluyordu.

Bu yirmi cinayet, o dönem sözkonusu bölgenin yanısıra, bölgedeki diğer birçok ilde ve Türkiye'nin bazı büyük şehirlerinde de meydana gelmiş olan binlerce faili meçhul cinayet ve zorla kayıp etme vakasının yalnızca çok küçük bir parçasıydı. Yine de yıllar süren cezasızlığın ardından bu vakaların soruşturulması ve yargılanması önemli bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Temizöz, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’yle PKK arasında süren savaş sırasında işlenen ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle şimdiye dek yargı önüne çıkan en kıdemli ordu mensubu.

Eylül 2009'da başlayan dava, doksanların ilk yarısında ülkenin ağırlıklı olarak Kürt nüfusun yaşadığı güneydoğu bölgesinde devlet eliyle işlenen cinayetler ve kayıplarla ilgili Türkiye mahkemelerinde hesap sorabilmenin önündeki engelleri incelemek için bir fırsat sunuyor.

Ocak 2012'de Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri bu davayı “Türkiye'nin güneydoğusunda, AİHM içtihadında da belirgin bir şekilde ön plana çıkan sistematik insan hakları ihlallerinin yapıldığı bir döneme ışık tutmak için eşsiz bir fırsat” olarak nitelendirdi.

Bu rapor geçmişte meydana gelmiş ihlallerin etkin biçimde soruşturulması ve yargılanmasının önündeki mevcut engeller hakkında Temizöz davasından çıkarılan bazı dersleri mercek altına almakta,  yüzlerce, belki de binlerce benzer davaya ilişkin etkin cezai soruşturma yapılabilmesi için gerekli bazı reformların altını çizmektedir. Raporda Türkiye'de cezasızlıkla mücadele için Türkiye hükümetinin atması gereken adımlarla ilgili tavsiyeler de yer almaktadır.

Devam edecek

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar