Yoldaşlık dayanışmayı gerektirir
Reklam
  • Reklam
Kazım Denizci

Kazım Denizci

Yoldaşlık dayanışmayı gerektirir

15 Mart 2019 - 07:59

Aradan bir yıldan fazla bir zaman geçti yoldaş Afrika gazetesine karşı girişilen linç kampanyasını organize edenler ve aktif olarak saldırıda bulunanların başlarından bir olan Büyükkonuk belediye başkanı Ahmet Sennaroğlu ve diğer aranan 9 kişisi hala ortaya çıkarılamadı. Bu çakallarla yeni linç ve zulüm kampanyaları senaryoları çiziliyor hazır olun diye de uyarmıştım, ve olan oldu...

Belediye başkanı olduğu kasabada Atatürk büstüne saldırı gerçekleştirildi ve parçalandı. Ahmet bey elbette bundan haberi olmadığı ve şiddetle karşı çıktığı yönünde açıklama yapacaktı ve öyle de yaptı... Daha fazla detaya girmeyeceğim ancak gelen tehlikeni büyüklüğünü anlamayanlara bu olay belki anlatır. Bütün bu saldırıları ve bize karşı girişilen komploları ancak örgütlenerek yani ben değil biz diyerek püskürtebiliriz. Hep söyler yazarız ya, kavga sokakta kazanılır...

***

Sınıflar arası mücadelenin esas aracı şiddettir. Tarihteki bütün toplumlar, sınıflar arası mücadelenin yoğun şiddetiyle altüst olmuşlardır. Burjuvazi ile proletarya da birbirlerini alt etmenin esaslı aracı olan, eski toplumsal sınıfların birbirine karşı kullandıkları şiddeti, aynı şekilde kullanmış ve kullanmaya devam ediyorlar. 

Bu, toplumlar tarihinin defalarca doğruladığı bir gerçektir. Sınıflar varolduğu sürece bu gelişimi değiştirmenin koşulu yoktur. Sınıflar varsa, ve bunlar arasındaki çelişki antagonist ise, mücadele de kaçınılmaz bir şekilde, içereceği bütün şiddeti içerecektir. Ve yaşananlarda bunu fazlasıyla doğrulamış ve doğrulamaya devam etmektedir.

Burjuvazi nasıl ki, kendi iktidarını sürdürmek için, her türlü şiddeti sömürdüğü sınıflara karşı uyguluyorsa, başta işçi sınıfı olmak üzere sömürülen/ezilen tüm sınıflar da, bulundukları ortamda kurtulmak ve daha iyi bir yaşam elde etmek istiyorlarsa aynı şekilde karşılık vermek zorundadırlar.

Burjuvazinin şiddeti gericiyken, işçi sınıfının şiddeti devrimci bir şiddettir. Çünkü, işçi sınıfı geleceği temsil etmektedir. Toplumu daha ileri götürebilecek tek sınıf, üretimdeki yeri nedeniyle işçi sınıfıdır. Komünist ve devrimciler açısından bu genel doğru tartışma götürmeyecek kadar açıktır. İşçi sınıfının örgütlenmesi de bu şiddeti örgütleyebilecek ve  uygulayabilecek şekilde olmalıdır. 

***

Sadece insanın insanı sömürmesine değil itirazımız. Aynı zamanda bunun bir sonucu olan insanın insana yabancılaşması ve tekil olarak insanın kendine yabancılaşmasına da savaş açmış bulunuyoruz. İnsanlığı açlığa şükretmeye mecbur bırakan bu sömürü sistemini ve onun araçlarını yok etmeye çalışırken, aynı zamanda onun yüzyıllardır açığa çıkardığı ve yeniden yeniden çürüttüğü insanın insanla ve onun doğayla olan ilişkisini de değiştirmek istiyoruz. 

Sömürüye dayalı mevcut üretim ilişkilerini yıkmak nasıl güncel bir mesele ise, onun yarattığı insan ilişkilerini de yerle yeksan etmeyi aynı değerde güncel bir mesele olarak kavrıyoruz. Başka bir deyişle nasıl bir dünya, nasıl bir insan sorusuna vereceğimiz yanıtı devrim sonrasına ertelediğimiz bir cevap olarak görmüyor, yıkıcılığı ve kuruculuğu güncel bir mesele olarak ele alıyoruz. Bunun doğal sonucu olarak da yarının insanını bugünden mayalıyor, yarının toplumsal ilişkilerini bugünden inşa ediyoruz. Kuşkusuz üretim ilişkilerinin son tahlilde insanı ve ilişkilerini belirleyen olduğu gerçeğini yok saymıyor, ancak sistemin bize dayattığı gericiliğe de teslim olmuyoruz. Yani düşündüğümüz gibi yaşıyor, yaşadığımız gibi düşünüyoruz. “Konuştuğumuzu yapıyor, yaptığımızı konuşuyoruz.”

En yalın haliyle söyleyecek olursak toplumların sınıflara bölündüğü tarihten bu yana, her sınıfın kendine ait ideolojisi, her ideolojinin kendine ait örgütü, her örgütün kendine ait insan kültürü oluşur. Köle sahiplerinden, toprak ağalarına, krallardan, burjuvaziye kadar tüm ezen sınıfların örgütlerine yani ilkel devletlerden, modern devletlere kadar gelen tarihsel süreçlerin tümünde ideolojisine uygun insan kültürü üremiştir.

 Örneğin Yönetici sınıflardan olmaları onlar için bir kaderdir. Kendilerinin yönetmek için yaratıldığına inanırlar. Onlar için büyük servet sahipleri olmalarının tek nedeni zeki ve çalışkan olmalarıdır. Yoksuldan çalmamış, onlara ekmek kapısı olmuşlardır. Bütün dünya nimetleri onlar için yaratılmıştır. Buna inanır, çocuklarını buna uygun eğitir, buna uygun yaşarlar. Peki biz toplum olarak ne istiyoruz?

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar