Suriçi (*)'ne dönüş…
Reklam
  • Reklam
Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

Suriçi (*)'ne dönüş…

12 Şubat 2019 - 08:47

   Bir şehrin en önemli dokusudur tarihi ve kültürel mirası. Hatta gelişmişlik göstergesidir de bu dokuları. Bilhassa Avrupa şehirlerinin birçoğunda günümüze kazandırılan o tarihi sokaklarında yürürken kendimizi geçmiş ile günümüz arasında bir köprü üzerinde görürüz.

   Son zamanlarda Lefkoşa Suriçi’ndeki hareket aslında istediğimiz arzuladığımız Lefkoşa dokusunun yeniden canlanması adına olumlu sayılabilecek adımlar olarak gözümüze çarpıyor.

   Dün gazetelerde vardı Lefkoşa Suriçi’nin genç yatırımcılarıyla yapılan röportajlar. Onlara ben yıllardır unutulan Lefkoşa’yı ameliyat masasından kaldıran doktorları olarak görüyorum. Bu yaşlı ve yıpranmış şehri yeniden nefes aldıranlar onlar.

   Buradan birilerini suçlamak değil amacım, çünkü asıl suçlu bizleriz. Lefkoşa’nın suriçinde dünyaya gelmiş biri olarak, yavaş yavaş biz kaçtık, bıraktık bu tarihi dokuyu ve kaderine terkettik.

   Tarih hiçbir dönemde boşluk tanımadı, tanımayacak da. İşte Lefkoşa’da yıllar içinde olumsuz yönde bir dönüşüme ve değişime uğradı ve ciddi zararlar gördü. 

   Nüfus yapısı değişti, kaderine terkedilmiş binaları yıprandı, birer birer çöktü ve yıllarla birlikte anılar, hatıralar da göçtü gitti.

   İşte tam da bu nokta da imdada yetişti yeni yatırımcılar ve birer birer yerleştirdiler Lefkoşa’nın içine. 

   Yeni mekanlar, barlar, kafeler, oteller ayrı bir değer kattı suriçine.

   İşte yıllardır yapmamız gereken buydu.

   Ancak burada dikkat edilmesi gereken, bu yerlerin açılırken tarihi o dokuya zarar vermeden, doğal yapılarını bozmadan yapılmaları.  Yoksa kaş yapalım derken, göz çıkartırız. Arabahmet bölgesinde yatırım yapan Can Yeşilada’da zaten bu noktaya dikkat çekti röportajında ve “Arabahmet bölgesi yatırıma doymadı ama yatırım yaparken bölgenin kimliğini de yitirmemek gerek. Yatırım mantığı kar etme üzerinedir. Kar hırsıyla buraya giren biri buralara zarar da verebilir. Etik değerlerle hareket edilmesi lazım.”

   Yine yatırımcılardan Orhan Erönen de konuya değiniyor ve yatırımların bölgeye bir değer kazandırdığını, ancak bu yatırımların da planlı yapılmasının gerektiğini vurguluyor.

   Planlama eksiği ülkemizde, her şeyin başının planlamadan geçtiğini defalarca yazıp söyledik. Suriçi yatırımcılarından Özgül Uçkaç Çırakoğlu da suriçinin geneli için bir düzenlemenin yapılmasının gerektiğine dikkat çekiyor ve ekliyor, “Yaya yolları yapılamlı, düzen getirilmeli. Binaların en azından dış cepheleri düzenlenmeli. Ya bölgeye sahip çıkılmalı ya da herkesin kendi binasına bakması zorunlu hale getirilmeli”

   Korumalıyız, yaşatmalıyız, insanları Lefkoşa Suriçi’ne sokmalıyız ve orada zaman geçirmesini sağlamalıyız. İşte o zaman biz turistleri oralara getiririz ve ekonomik kalkınmanın önünü açarız.

   Gazetedeki röportajda yatırımcıların aktardıklarına göre, devlet bürokrasisi bezdirici boyutta. Bunu da daha bir hızlı ve sonuç odaklı boyutlara ulaştırmalıyız ki, suriçi bölgeleri yatırıma teşvik edilsin ve daha bir canlansın. Bilhassa Lefkoşa Suriçi’ndeki yıkılmak üzere olan binalara yatırımlar artsın ve birçok insanımız hem ekmek parasını çıkarsın, hem de o bölgeye bir hareket gelsin.

   Sevin tarihi ve sahip çıkın geçmişimize. Bunu yine biz yapabiliriz ve olması için de diretmeli, takip etmeliyiz. 

  

(*) Geçmişte hep “surlariçi” kullanıyordum ama arkadaşım Şehir Plancısı Merter Refikoğlu birkaç kez ikaz etti “suriçi” daha doğru tabir dedi, ondan “suriçi”ni kullanıyorum.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar