Ağırdağ Köyü

Ağırdağ Köyü

Editor: Yeni Bakış Editör 4
22 Temmuz 2021 - 11:56 - Güncelleme: 22 Temmuz 2021 - 18:22
Reklam

“Nüfusu 950-1000 civarı olan Ağırdağ Köyü, geçmişten bugüne halen örf, adet ve ananelerini koruyan, Girne’nin güneyinde Doğruyol ve İkigören adlı sıra dağların eteklerinde yer alan bir köyümüz. Karşılaştığım insanlar başıyla selamlayıp, tebessüm ediyor. Gerçekten özünden hiçbir şey kaybetmedikleri her hallerinden belli”


Hazırlayan: Ceynur PEHLİVAN

 

 Bir rivayete göre adını Osmanlı döneminde buraya ilk gelip yerleşenler Ağrı Dağı’ndan olduğu için Ağrı’dan esinlenerek “Ağırdağ” adını. Doğruyol Dağının da rivayete göre hikayesi şöyle: Kış aylarında güneyden gelen müthiş bir hava akımı Doğruyol adlı dağa vurduğu zaman ahenkli bir ses çıkarır ve bu ses uzaktan köylünün kulağına çok hoş gelirmiş. Bu güzel sesten dolayı da köylüler kendi aralarında konuşarak “Doğruyol Dağı ağlar” dermişler. Hatta bu ses 1-2 gece devam eder ve ardından çok bereketli yağmurlar yağarmış. İkigören Dağının hikayesi ise, hem denizi hem de Lefkoşa’yı gördüğü için köylüler tarafından bu ismi almış. Bu sıra dağları arkadaşım Ali Aşık’ın rehberliğinde gezip sizlere fotoğraflamaya çalıştım. Hazır burada söz açılmışken bana rehberlik ettiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Ağırdağ Köyü’nü gezerken Lefkoşa’nın eski zamanlardaki hali gözümün önüne geliyor. Akşam saat 18.00 sularıydı, köyün daracık sokaklarında gezinirken yeni binalar yanında, eskimeye yüz tutmuş, hatta virane olmuş yapılar görüyorum. İnsanlar kapı önünde oturmuş, kimisi sohbet-muhabbet ediyor, kimisi de akşam serininde kahvesini yudumluyor. Köyün tüm yerleşikleri Kıbrıslı, aralarında bir tek TC kökenli köyün imamı bulunuyor. Karşılaştığım insanlar başıyla selamlayıp, tebessüm ediyor. Gerçekten özünden hiçbir şey kaybetmedikleri her hallerinden belli. Biz şehrin gürültüsünden mi, kalabalığından mı, yoksa yaşamın telaşından mı etrafımızdaki insanlara tebessümü ve selamı esirger olmuşuz, bilemiyorum. Neyse lafı fazla uzatmayayım röportaj yapacağım eve varıyoruz ve Melek Teyze (MELEK KASAP) ile tanışıyorum.

 

“Kocam eve 3 ayda bir gelirdi”

Nur yüzlü, masmavi gözleri ve gülen yüzüyle oturduğu yerden bana “hoş geldin kızım” diyor. Biraz havadan sudan konuşuyoruz ve sonra röportaja başlıyoruz. “Melek Teyze bana Ağırdağı anlatır mısın ?” diyorum. “Savaşı anlatayım sana da bilsin herkes köyümüzü nasıl direndik da Rumlara vermedik” diyor. “Olur tabi” diyorum ve başlıyor anlatmaya Melek Teyze. “1963 ten 1974’e kadar köyün erkekleri dağda askerlik yaptı, nöbet bekledi. Kocam eve 3 ayda bir gelirdi. Bu gördüğün sıra dağlarda BM askeri, Türk mücahidi ve Rum askerleri konuşlandıydı. Rum askeri tepemizde yaşardı. Ahh ne yıllardı o yıllar, Allah bize o günleri bir daha yaşatmasın. Türkiye askeri geldi da bu gavur temizlendi bu dağlardan. O yıllarda biz çocuklarımıza hem ana, hem baba olduk. Sağ olsun Türkiye bize iaşemizi her ay düzenli yollarda. Zira erkeklerimiz dağda köyü beklerdi, rum askerine geçit vermesin içimize girmesinler diye. İş-güç yoktu, hayvan beslerdik. Sütümüzü hellimimizi hayvanlarımızdan tedarik ederdik.” “Peki 74 olaylarında neler yaşadınız?” “Paraşütle ilk TC askerleri bizim köye indi. Biz köy kadınları evimizde ne varsa pişirir yedirirdik onları. Dağı rum askerinden temizlemek için günlerce çatışma oldu. Hatta bilgi kirliliğinden ilk Türk mevzisi bombalandı. Ama çok şükür ölen olmadı, bombalar mevzinin önündeki büyük kayaların önüne düşmüştü.” Melek Teyze anlatırken gözleri buğulanıyor, dudakları titriyor. Empati yapıp onun duygularını anlamaya çalışıyorum. Nasıl bir korku, tepenizde Rum askeri sizi kuş bakışı seyrediyor ve her an size ateş açabiliyor, bir düşünün. “Köyünüzde şehit ya da Gazi olan oldu mu?” “Olmaz olur mu kızım. Bu gördüğün dağın en üst kısmından rum askeri birçok Türk Mücahidini uçurumdan aşağıya diri diri attı. Yaralanıp Gazi ünvanı alanlar da oldu. Bizim ailede rahmetlik kocam Adem Kasap kolundan ve gözünden yaralandı. Gözünde kurşun parçaları kaldı, bir kulağı işitmez olmuştu.74 olayları bitince kocamı kurul kararı ile Türkiye’ye tedaviye götürdük. Birkaç sefer daha gidip gelmemiz gerekecek demişti doktorlar. Ancak biz ikinci sefer hükümetin kapısını çaldığımızda kapılar yüzümüze kapandı. Biz kendi imkanlarımızla para denkleştirip gittiğimizde de artık geç kalmıştık, kocam gözünü kaybetti.” Burada biraz ara veriyoruz. Melek Teyze biraz soluklanıyor, anılar gözünde canlanınca heyecanlanıp yoruluyor elbet. “Yani kızım çok şükür olsun Türkiye bizi geldi kurtardı bu gavurun elinden. Ama 63-74 yılları arasında esas direnen bizim erkeklerimiz oldu. Şehit olanda Gazi olan da ne acıdır ki bu hükümetten hiçbir şey görmedi. Memleketi asıl koruyanlar hiç bir şey almadı ama hiçbir şey yapmayanlar da ganimete kondu ve ganimet zengini oldu.” Sözlerinde sitemden ziyade üzüntü vardı Melek Teyzenin.

 

“Çok korkular çektik, çok acılar yaşadık”

 İnsan Vatanını korurken bir karşılık beklemez elbette, ancak haksız yere mal-mülk sahibi olanları görünce de üzülüyor. “Bak kızım meşhur sözdür “Gavurdan dost, domuzdan post olmaz” derler. Bazen yukardan bize seslenirlerdi yarım yamalak Türkçeleri ile “ne pişirdin, ne yiyeceksin bugün” diye, bazen de durup durduk yere ateş açarlardı. Çok korkular içtik, çok acılar yaşadık. En güzel yıllarımız rum korkusuyla geçti. Yaşamayan, bu korkuyu çekmeyen bilemez. Bu yüzden inanmayın da bu gavur ile anlaşma olmaz. Onlar Kıbrıs’ı kendilerinin malı görürler, bu yüzden de hiç anlaşmaya yanaşmazlar. Şimdiki gençlik iş bulmakta zorlanır, paramızın da bir değeri yok diye barış olsun ister. Ama bu gavur bu Kıbrıs’ı Türke yar etmez, bunu böyle bilsin gençlik.” “Tamam Melek Teyze, sen hiç merak etme, bana ne anlattınsa aynen yazacağım” diyorum. Tebessüm ediyor ve sonra birkaç cümle daha söylüyor. Bunları özellikle yazmamı istiyor. “Rahmetlik dedeciğim bana şöyle derdi: Bir zaman gelecek bu dünyada dilsizler konuşacak, kanatsızlar uçacak, zina ve bina çok olacak. Ana evladı, Evlat Ata’yı bilmeyecek.” Melek Teyze’nin son cümleleri bir kitaplık söz aslında. Düşündürücü ve içinde yaşadığımız şu anı iyice gözden geçirdiğimde hayli manidar cümleler bana göre. “Bu kadar sohbet ettik, bir kahvemi, soğuk bir şeyimi içmedin kızım, ikramımı kabul etmedin, olmaz böyle. Biz köyümüze gelenleri ikramsız koymayız, haydi bir kahve iç”. “Çok teşekkür ederim Zehra Teyzeciğim, bu gelişimde kahveyi karşılıklı içeriz.” “Söz ama yine gel.” “Söz geleceğim” diyorum ve kendimi Ağırdağ’ın daracık sokaklarına atıyorum. Güneş tepelerin ardına çekilmiş, hava mis gibi, dağdan esen hafif rüzgar yüzüme çarpıyor, serinliyorum ve 74 harbinin anılarından sıyrılıyorum. Savaşlar olmasın, insanlar ölmesin. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Figen Karahan yaşamını yitirdi
Figen Karahan yaşamını yitirdi
PINARDAN CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
PINARDAN CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ