“Beynimizi yıkadılar”

“Beynimizi yıkadılar”

Eski TMT’ci Olgun Özer (Foto Olgun), mücadele yıllarında kendilerine söylenenler ile şu anda yaşananların arasında dağlar kadar fark olduğunu söyledi

Editor: Süperadmin
24 Ekim 2022 - 09:17
Reklam

Özer: “Okullarda haftada bir din dersi görürdük ve camiye gitme konusunda da bir kısıtlama olmamıştı. Öyle şeyhmiş, külliyeymiş, hacıymış, hocaymış biz bunları hiç görmedik İngiliz dönemde. Ancak, dini ibadetlerimizi de kendi vicdanımız doğrultusunda özgürce yaptık.”

Özer: “O yıllarda TMT’ye yazılanlara ingilizin bir terimi var “brainwashed” diye, işte tam da bize bu yapıldı. Beynimiz hep, “Rumlar gelecek bizi öldürecek, kesecek, katledecek” söylemleri ile yıkanarak, bize düşmanlığı aşıladılar. Rum korkusu ve Rum düşmanlığı aşılamak hedef niyetti. Bununla da kalmayarak, yeri geldi kendi camilerimizi yakarak, Rum yaktı diye gösterdik.”

Özer: “TMT Bize milliyetçiliği ve dürüstlüğü aşılamaya çalışırken, kendileri de kendi kötü emellerine sahip oldular. Emelleri sorgusuz sualsiz taksim idi. Bugün geldiğimiz noktada tam 45 yıl oldu, bir durumumuza bakınız. Bir düşmanlık politikasıdır da gider. Rumları bize kendi menfaatleri için “tu kaka” gösterdiler, bizi kendi topraklarımızda ikiye ayırdılar.

Özer: “Ada’ya 74 sonrası getirilen taşıma nüfusa toprak ve mal dağılımı yapılması, ben ve benim gibi düşünen silah arkadaşlarıma karşı büyük haksızlık oldu. Zira hizmetlerimize karşılık bizlere verilen mücahitlik puanları karşısında biz bir karış toprak parçası bile alamazken, onların mal-mülk ve toprak sahibi yapılması çok yanlıştı.”

Özer: “Bizler çok daha farklı bir Kıbrıs için mücadele etmiştik. Oysa şimdi bakıyorum, her konuda baskı altında yaşayan bir toplumuz. Bizim aptal insanlarımız el pençe divan durmayı siyaset addediyor. Yani o yıllardan bu günlere gelene dek, dış güçlerin hedeflediği siyaset saat gibi tıkırında çalışmaktadır. Bizim aptallar da ses çıkarmadan menfaatleri uğruna her şeyi kabullenip, seyirci kalıyorlar. Biz zamanında bu günler için, vatan ve toprak uğruna mücadele ederken, çok daha farklı bir Kıbrıs için mücadele vermiştik.”

 

Ceynur Pehlivan

1956-2012 yılları arasında Lefkoşa’da foto Olgun olarak fotoğrafçılık yapan, 2012 yılından sonra burayı çocuklarına devreden, hepimizin yakın-uzak tanıdığı eski TMT’cilerden Sayın Olgun Özer ile bir söyleşi gerçekleştirdim. Söyleşimizde 1956-58 yıllarını, TMT anılarını, Kıbrıs’ın eski ve yeni durumunu, kısacası anılara bir yolculuk yaptık. Elbette, burada bütün anıları ve konuşulanları yazmam mümkün değil. Bazı anıları ve isimleri kendi bilgi dağarcığımda saklı tutmayı uygun gördüm.

Fotoğrafçılık merakınız aileden gelen bir merak mıdır?

Hayır, bu merak tamamen kendimin özel bir merakı idi. İlk başlarda bu konu üzerine birçok kitaplar okuyarak kendimi geliştirmeye çalıştım. Kendi gayret ve merakımla yeni teknolojiler üretmeye ve bu konuda kendimi geliştirmeye çalıştım. Bugün Ada’da Foto Olgun olarak bir isim yapmış isem, bu tamamen kendi çabam, kendi gayretim ve kendi başarım ile olmuştur. Elbette halkımız da bunu takdir etmiştir ve bu isim bir marka olmuştur.

Sayın Özer, bana 1956-58 yıllarından biraz bahseder misiniz? O yıllarda Kıbrıs’ta hayat nasıldı?

Bizler İngiliz idaresinde, İngiliz sömürgesi altında yaşayan bireylerdik. O yıllarda Türkler İngiliz’e polis olarak yazılırlardı. Polis olamayanlar da memur olarak işe alınırdı. İngiliz’in verdiği maaş güzel ve tatminkardı. Özellikle polis maaşları çok iyiydi. Elbette bu maaşı bize verirken ticareti ile de bu parayı bizden geri almayı beceriyordu. Şöyle ki, o yıllarda Ada’ya radyo getirip her eve, her köye radyo satışı yaptı. Daha sonra Ostin, Hilman, Standart, Vusly, Raily marka arabalar getirip taksitli satış imkanı sağladı. Yani anlayacağınız al gülüm-ver gülüm siyaseti yapıldı. Bizler o yıllarda İngiliz kumaşları ile giyinmeye alışmış, refah bir hayata ve medeniyete adapte olmuş bir toplumduk. Düşünün o yıllarda ulaşım olarak tren yollarımız vardı. Her yere tren ile seyahat ediyorduk. Girne, Mağusa ve Larnaka’ya yük gemileri gelirdi. Bu gemilerle İtalya’ya harnup ihraç edilirdi. O yıllarda harnup fabrikaları ve yağ fabrikaları çok işlerdi ve harnup çok kıymetli idi. Zira ojenin ham maddesi harnup çekirdeğiydi. Yani anlayacağınız 58’li yıllarda Kıbrıs Adası çok güçlü bir ticaret adasıydı. O yıllarda vuku bulan bir tren kazası ve bu kazada ölüm olması dolayısı ile İngiliz tren yollarını iptal etti. Ve adaya daha çok araba getirtmeye yönelerek, otobüsler getirip toplu taşımacılığı başlattı. Daha sonra da bu işleri genişleterek tarım alanlarında kullanılacak makineler getirmeye başladı. Yine o yıllarda İngiliz sömürgesinde yaşarken, bize dini konularda hiçbir baskı yapılmadı. Okullarda haftada bir din dersi görürdük ve camiye gitme konusunda da bir kısıtlama olmamıştı. Öyle şeyhmiş, külliyeymiş, hacıymış, hocaymış biz bunları hiç görmedik o dönemde. Ancak, dini ibadetlerimizi de kendi vicdanımız doğrultusunda özgürce yaptık. Uzun lafın kısası, İngiliz bize daha iyi bir yaşamın yolunu, kural ve disiplin ile açtı. İnsanlar arasında saygı vardı, hoşgörü vardı, sevgi vardı, paylaşım vardı ve yasalar tıkırında çalışırdı. Adalet ve hukuk tanımına uygun şekilde çalışmaktaydı.

Peki, biraz da TMT yıllarınızı bahseder misiniz?

1958 yılında TMT’ye yazıldım. TMT Rum saldırılarına karşı direnmek amaçlı kurulmuş bir teşkilat idi. 11 yıl mücahitlik yaptım. O yıllarda TMT’ye yazılanlara ingiliz’in bir terimi var “brainwashed” diye, işte tam da bize bu yapıldı. Beynimiz hep, “Rumlar gelecek bizi öldürecek, kesecek, katledecek” söylemleri ile yıkanarak, bize düşmanlığı aşıladılar. Rum korkusu ve Rum düşmanlığı aşılamak hedef niyetti. Bununla da kalmayarak, yeri geldi kendi camilerimizi yakarak, Rum yaktı diye gösterdik. Otobüslerin yolunu kesip, içerisinde yolcu bulunan Rumları öldürdük. Elbette onlar da bize yaptı. Karşılıklı bir düşmanlık ve kin besledik birbirimize. Sonraki yıllarda TC’den Celal Hordan isimli bir genç getirilerek “Gençlik Teşkilatı” kuruldu. Bu teşkilattakiler köy köy gezerek, köylü halktan altınlarını topladılar, kadınlarımıza ve kızlarımıza zarar verdiler. Bazı köy isimlerimizi değiştirdiler. Bununla birlikte, bizde üst kademede bulunan bazı isimler kendi yetki ve güçlerini çirkin işlere sarf ettiler.

Size göre, gerçekte TMT kuruluş amacına hizmet etti mi?

Hayır etmedi. Çünkü kafalarında çok farklı bir düşünce vardı ve bizlere çok başka farklı bir düşünceyi aşıladılar. Bize milliyetçiliği ve dürüstlüğü aşılamaya çalışırken, kendileri de kendi kötü emellerine sahip oldular. Emelleri sorgusuz sualsiz taksim idi. Bugün geldiğimiz noktada tam 45 yıl oldu, bir durumumuza bakınız. Bir düşmanlık politikasıdır da gider. Rumları bize kendi menfaatleri için “tu kaka” gösterdiler, bizi kendi topraklarımızda ikiye ayırdılar. Kapılar açıldıktan sonra bir Rum’un bir Türkü gelip kestiğini, öldürdüğünü, tecavüz ettiğini duyanınız oldu mu? Hayır. Çünkü amaç, bu iki toplumu birbirine düşman etmekti. TMT bazı isimleri güçlendirdi ve bazı isimler bu teşkilatın gücünü kendi leyhlerine, menfaatlerine kullandılar. (Bu isimleri burada yazmayı doğru bulmayıp, kendime sakladım)

Eski bir TMT’ci olarak yaptığınız hizmetlerin karşılığında size bir ödül verildi mi?

Ben ve benim gibi düşünenler vatanımızı korurken bunu görev bildik ve bu hizmetlerimiz karşılığında kimseden bir şey beklemedik, istemedik. Ancak, Ada’ya 74 sonrası getirilen taşıma nüfusa toprak ve mal dağılımı yapılması, ben ve benim gibi düşünen silah arkadaşlarıma karşı büyük haksızlık oldu. Zira hizmetlerimize karşılık bizlere verilen mücahitlik puanları karşısında biz bir karış toprak parçası bile alamazken, onların mal-mülk ve toprak sahibi yapılması çok yanlıştı. İşte tam da bu noktada hesapsız kitapsız yapılan mal ve mülk dağılımı ada insanının bölünmesine ve parçalanmasına sebebiyet verdi.

Size verilen mücahitlik puanları ile devlete herhangi bir müracaatta bulundunuz mu?

Evet, bir kez müracaatta bulunmak için ilgili yere gittim. Ancak, bize yapılan açıklama “dağıtılacak arazi kalmadı” oldu. Oysa, yıllardan beridir kimlere ne araziler dağıtıldı duyuyoruz, görüyoruz ve biliyoruz.

Sayın Özer, eski bir TMT mensubu olarak içinde bulunduğumuz ve yaşamakta olduğumuz bu durumları nasıl değerlendirirsiniz?

Tam bir hayal kırıklığı diye değerlendirir ve bundan daha büyük bir rezalet olamaz diye de düşünüyorum. Çünkü bizler çok daha farklı bir Kıbrıs için mücadele etmiştik. Oysa şimdi bakıyorum, her konuda baskı altında yaşayan bir toplumuz. Bizim aptal insanlarımız el pençe divan durmayı siyaset addediyor. Yani o yıllardan bu günlere gelene dek, dış güçlerin hedeflediği siyaset saat gibi tıkırında çalışmaktadır. Bizim aptallar da ses çıkarmadan menfaatleri uğruna her şeyi kabullenip, seyirci kalıyorlar. Biz zamanında bu günler için vatan ve toprak uğruna mücadele ederken, çok daha farklı bir Kıbrıs için mücadele vermiştik. Sanırım anlatmaya çalıştığımı çok iyi anlamışınızdır.

Peki, Kıbrıs’ta nasıl bir ortamda yaşamak isterdiniz?

Eski İngiliz devrini çok arıyorum. Kapılarımız pencerelerimiz açık, güvenli bir ortamda yaşıyorduk. Adalet vardı, hukuk vardı, hak vardı, disiplin vardı, iş ciddiyeti vardı, görev aşkı vardı, vatan ve millet için, daha refah bir yaşam için gayret vardı. İnsanlar birbirine saygılı, hoşgörülü ve ahlaklı idi. İnsanca yaşam vardı. Bugün artık her şeyimiz değişime uğradı ve çok farklı bir yola girmiş durumdayız.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Tekin ATIL
    4 hafta önce
    Iyi anlattın be dost
  • Hasan Bashkal
    1 ay önce
    Bundan daha guzel nasil anlatila bilirdi bilemiyorum. Ancak nerden nereye, ne umutlardan yok olan gelecegimize gidisimizin anatomisi gibi. Tesekurler
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Merkez Bankası kış uykusunda mı?
Merkez Bankası kış uykusunda mı?
Kara para aklamaya af yok
Kara para aklamaya af yok