Bir tarih yok oldu

Bir tarih yok oldu

Tarihi kaynaklara göre CMC 1916 yılında kuruluyor ve 1974 Barış Harekatı sonrası madencilik burada son buluyor. Ancak kalıntıları günümüze kadar uzanıyor. Yeni Bakış, Lefke’deydi. 1945 yılında madende çalışan İbrahim Yalluri ve 1962 yılında motor tamir atölyesi işçisi olan Altan Öksüz ile o günleri konuştuk

Editor: Yeni Bakış Editör 4
29 Temmuz 2021 - 09:43 - Güncelleme: 29 Temmuz 2021 - 18:03
Reklam

Ceynur PEHLİVAN

Kıbrıs Ada’sının tarihine baktığımız zaman, antik çağlardan beri burada bakır üretildiği ve yine metalik bakırın ilk kez burada elde edildiği bilgilerine rastlıyoruz. Tarihi kaynaklara göre CMC 1916 yılında kuruluyor ve 1974 Barış Harekatı sonrası madencilik burada son buluyor. Ancak kalıntıları günümüze kadar uzanmakla birlikte, halen bakır rezervlerinin bulunduğu söylenmektedir. 1962-74 yılları CMC’yi ve o yılları Altan Öksüz ile yaptığım röportaj ile birlikte, bölgeyi yakından inceleme ve bilgi edinme imkanım oldu.

 

-Altan Bey bana CMC de çalıştığınız yılları anlatır mısınız lütfen?

-Hanım kız ben madenin çıktığı yerde çalışmıyordum. Ben esas motor tamir atölyesinde çalışıyordum. 1962 yılında işe başladığım zaman Türk-Rum karışık çalışır, Lefke ve Gemikonağı’nda da yine karışık otururduk. Ancak 63 olayları çıkınca Lefke’de oturan Rumlar Gemikonağı’na, Gemikonağı’nda oturan Türkler de Lefke bölgesine kaçıp yerleşti ve buraya bir tren yolu inşa edildi. Karadağ’da çıkan madeni, işçiler buradan vagonlara yükler ve yarı yolda (Lefke-Gemikonağı arası) Rum bu madeni alır ve Gemikonağı’nda bulunan CMC arıtma tesisinde (çalışanlar hep rumdu) işlenir ve kazanç olduğu gibi Rum Hükümetine kalırdı.

 

-CMC’nin tam olarak ne zaman kurulduğu ve ilk madenin ne zaman bulunduğu hakkında bir bilginiz var mı?

 

-Hanım kız yanlış hatırlamıyorsam CMC 1927-30 yılları arasında kuruldu. İlk maden de Ceneviz-Venedik zamanı bulundu diye biliyorum. Yaşım dolayısıyla tarihlerde birkaç yıllık bir yanılgı olsa da o yılları yaşayan bir insan olarak sana bazı bilgiler aktarayım. Bu bilgiler bazıları da bana köklerimizden aktarılan bilgilerdir. Eski insanlarımız Lefke bölgesinin mucize bir yer olduğuna inanırlar. Çünkü Hurma ve Ceviz ağacı ilk kez burada iç içe yetiştirildi. Oysa Hurma çölde, Ceviz ise sulak alanda yetişen ağaçlardır. Bu yüzden burasının mucizevi bir yer olduğuna inanılır.” “Ne kadar enteresan, ben ilk kez duyuyorum. Peki Hurma ve Ceviz ağaçlarının bir hikayesi var mı?” diye soruyorum. “Tabii ki vardır. Hurma buraya Venedikliler tarafından getirilip ekiliyor ve yapraklarından zembil örülüp, mağaralarda çalışan işçilerin çıkardığı maden, bu zembillerle elden ele yukarıya taşınıyordu. Ceviz burada iki çeşittir. Birisi bizim macun yaptığımız ceviz cinsi, diğeri de yediğimiz kuruyemiş cinsi. Onu da buraya Amerikalılar getirdi. Christmas zamanı CMC çalışanlarına paketlerle hediyeler hazırlanırdı ve bunların içinde o cevizden de vardı. Herhalde zamanla çekirdeğini toprağa ekip, Amerika’dan gelen cevizi de burada yetiştirmeye başladılar.” “Sizin çalıştığınız yıllarda yani 63’lerde CMC’de hangi milletten insanlar çalışıyordu?” “O dönem İngiliz, Amerikan, Rum, Türk hep karışık çalışırdık. 63 hadiseleri sonrası herkes kendi bölgesinde çalışmaya başladı. 67 yıllarında dağı yukarıdan delerek maden aramaya çalıştılar ve bu kazılar sırasında zamanında Venediklilerin açtığı mağaraları buldular. Yani bu bölge hep tarihtir.” Gerçekten de tarihi çok eski yıllara dayanan bir bölge Lefke bölgesi. Ancak, biz bu güzel bölgenin, bu asırlık tarihin, kıymetini, değerlendirmesini ve pazarlamasını yapamayan bir toplumuz. Çünkü daha sonra bölgeyi gezerken kazıların yapıldığı dağın nasıl oyulduğunu, maden taşlarının halen mevcudiyetini görebiliyorum. Ve maalesef şu an burası belediye tarafından çöplük olarak kullanılıyor. Gördüğüm manzara içimi burkuyor. Göz göre göre bir tarih çöplük bir alana dönüştürülüyor, yazık.

 

-Peki Altan Bey bana biraz da şu CMC evlerinden bahseder misiniz?

 

-Bu evleri Amerikan asıllı CMC şirketi, o yıllarda çalışanlarına ikamet etmeleri için yaptırdı. Bekarlar için, aileler için, farklı büyüklükte yapılan bu evlerin aşağı yukarı sayıları 300 civarındadır. 74 sonrası bu evlere yetiştiren yerli halk girip çöreklendi, daha sonra da hava parasına bu evleri sattılar. Şimdi birçoğunda TC kökenli vatandaşlar oturur. Devletimiz bu evlerden hiçbir şekilde kira tahsis etmiyor. Yine bu şirket 1940 yıllarında çalışanları için Cengiz Topel Hastanesini inşa ediyor ve burası o yıllarda Ortadoğunun en büyük hastanesi olarak söylenmektedir. Tüm maden işçileri, eşleri ve çocukları burada ücretsiz tedavi görürlerdi.

 

 

-Altan Bey röportajımızın başında bana makine arıza bölümünde çalıştığınızı söylemiştiniz. Bu bölümde işler nasıl yürütülüyordu?

 -İşlerimiz gayet düzenli ve sistemliydi hanım kız. İngiliz dönemi böyleydi. Düşünebilir misin, o yıllarda maden araçlarında bir arıza çıkar ve parça sorunu yaşanırsa, hemen ertesi güne Amerika’dan parça gelirdi. Şimdi hiçbir şeyin hayırı yok, çünkü sistem yok.

 

Ben bu sözlerin üzerine Altan Bey’e teşekkür edip, bir yere daha uğramak için oradan ayrılıyorum. Eşi Nural Hanım çok misafirperver, cana yakın, Beni şartlı bırakıyor. “Dönüşün mutlaka yemeğe bekliyorum” diye de tembihliyor. İkinci ziyaretim İbrahim Yalluri, 96 yaşında bir maden işçisi. Konuşmalarını yaşlılığından dolayı pek anlayamıyorum, bu yüzden kızı bana tercümanlık yapıyor. Ancak İbrahim dedenin hafızası gayet iyi. 1945-46 yıllarında madende tünel açarken, bu tünellerin çökmemesi için tahtadan korumalar yapılırdı. İbrahim dede de bu tahtaların taşınmasında çalışıyormuş. O yıllarda Rum-Türk karışık çalıştıklarını, muhabbetli olduklarını ve hiç kavga etmediklerini söylüyor ve ilave diyor, edemezdik zaten, yoksa işten atılırdık, disiplin vardı. 3 vardiya olduklarını ve 8 saat çalıştıklarını anlatan asırlık İbrahim dede, ilk yıllarda köyden maden ocağına yaklaşık 2 saatlik yolu yürüyerek gittiğini, tünelin altında maske ve başlarına lamba takarak çalıştıklarını, ayrıca yemek molasını da yine burada yaptıklarını anlattı. Vardiyası biten grup yeryüzüne çıktığında hemen maden ocaklarının yanında bulunan hamamlarda yıkanıp evlerine temiz giderlerdi diyor. Yeni yıl zamanı ustalarının çok bönkör olduğunu, çalışanlarına özel hediye paketleri hazırlatıp dağıttığını da sözlerine ilave ediyor. Ben yaşlılığından dolayı çok fazla soru sorup yormak istemiyorum kendisini. Ancak ona “bir daha dünyaya gelsen yine maden işçisi olur muydun?” diye sorduğumda sabit bakan gözlerinde bir hareketlenme, yüzünde bir ışıltı ve dudaklarında tebessüm oluştu. Yorgun bedeni bir anda canlandı sanki “çalışırdım, işimi çok severdim, yorucu, eziyetli işti ama emeğimizin karşılığını alırdık, parası çok güzeldi” diyor.

Yıl 1945-46 işçi emeğinin karşılığını fazlasıyla alıyor, açlık çekmiyor, kazancıyla birikim yapıp, arazi de alıyor. Asırlık çınarla sohbetimi tamamlayıp geri Öksüz ailesinin evine dönüyorum. Nural Hanım’a söz vermiştim geri geleceğim diye. Sofra kuruluyor, sohbet eşliğinde yemeğimizi yiyoruz, kahvemizi içiyoruz ve üzerine ceviz ve hurma macunu ikramı geliyor. Tipik Kıbrıs insanı, daha doğrusu köy insanı. Yedirmeden göndermiyor. Şehirde kaldı mı bu tarz alışkanlık, emin değilim. Ancak bana göre şehirde yaşam insanları değiştiriyor. Köy insanının içtenliği, sıcaklığı, misafirperverliği ve sıcaklığı çok farklı. Teşekkürler Nural Hanım yemekler ve macunlar için , teşekkürler Altan Bey röportaj için ve teşekkürler Tarkan Öksüz bana rehberlik ettiğiniz için. Ayrıca o yılların CMC fotoğraflarını kendi arşivinden bana da gönderen Levent Oral’a da teşekkür ederim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
80 pozitif vaka
80 pozitif vaka
Her an kapanabilir
Her an kapanabilir