HAKAN AŞIK VE SULU MUHALLEBİ

HAKAN AŞIK VE SULU MUHALLEBİ

Editor: YeniBakış Editör
11 Haziran 2021 - 12:05 - Güncelleme: 11 Haziran 2021 - 12:08
Reklam

Ceynur Pehlivan

 Dile kolay, Lefkoşa Posta Dairesinin önünde tam 21 yıldır bir sembol haline gelmiş içimizden birisi, gülen yüzlü ve dost canlısı bir insan Hakan Aşık. Hemen hemen onu bilmeyen, tanımayan yok. Yaz aylarında sulu muhallebi, kış aylarında ise salep satarak geçimini sağlayan ve bu kültürün yok olmaması için eli ayağı tuttuğu müddetçe bu işi devam ettireceğini söyleyen bir Kıbrıs sevdalısı ve Kıbrıs kültürüne yürekten bağlı birisi. Röportaj için yanına yaklaşıp kendimi tanıttığım zaman çok seviniyor. “Her yıl birileri gelirdi, bu sene kimse arayıp sormadı, sen ilksin diyor.”

 


“2000 yılından beridir bu işi yapıyorum”

“Hakan Bey bana anlatır mısınız, bu işe nasıl başladınız ve neden sürekli olarak ayni mekanda, burada duruyorsunuz?” “Ceynur Hanım, ben 1989-2000 yıllarında market işiyle uğraşıyordum. Ancak o yıllarda yaşanan banka krizinden sonra bu işi bıraktım. Göçmen köylü bir arkadaşım bana arabacıkta dondurma ve sulu muhallebi satmamı önerdi. Etraflıca düşününce bu iş aklıma yattı. İlk olarak bu iş için uygun bir el arabası aldım ve dondurma ve sulu muhallebi ile 2000 yılında bu işe başladım. Mekan olarak burayı seçmemin sebebi, benden önce iki kuşak daha burada bu işi yapıyordu. İstedim ki bu kültür burada bu şekilde devam etsin. Yaz aylarında her sabah 9.30 da başlarım ve saat 14.00’e kadar burada satış yaparım. Daha sonra da Surlar içinde gezerek satış yaparım. Buraları çok seviyorum. Bir gün ayrı kalsam inanın bu ayrılığı yadırgarım ve burada o kadar güzel dostluklar kurdum ki beni bir gün burada bulamasalar arayıp sorarlar, merak ederler. Bu bana en büyük zenginlik aslında.” Hakan Bey bu son cümleleri söylerken gözlerinin içi gülüyor, yüzüne bir aydınlık geliyor. İnsanların gösterdiği bu vefa örneği onu hem mutlu ediyor, hem de duygulandırıyor.

 


“İmalathane Çağlayan Bölgesinde”

“Bu satışını yaptığınız muhallebinin önceden bir hazırlığı oluyordur mutlaka, yardımcınız var mıdır?” “Benim en büyük yardımcım, can yoldaşım, hayat arkadaşım, eşim. O olmasaydı bu işi başaramazdım. Çağlayan bölgesinde bir imalathanemiz var, orada birlikte çalışıyoruz. Ben bütün gün dışarıda olduğum için de öğle yemeğimi hazırlayıp bana buraya getiriyor, sağolsun” diyor. Eşine teşekkür etmeden geçemiyor. Söyleşimizde de sıkça bunu tekrar ediyor. “İmalathanemizde Ramazan aylarında mezlekeli çörek yaparız, pasta yaparız, gül şurubunu kendimiz üretiriz. Ramazan ayında çöreği terminal bölgesinde satarım. Bir ay burada olmam. Bu yüzden de arayan soran çok olur, insanların ilgisinden memnunum. Kazancım eşime ve bana yetiyor. Öyle lüks bir yaşantımız yok, çocuk falan da okutmuyoruz, geçinip gidiyoruz. Ama öyle çocuk okutacak olsak, sadece bu işle olmuyor. Ben bu işi sırf bu kültür unutulmasın diye yapıyorum. Benim çok parada gözüm yok. Muhabbeti ve sohbet etmeyi seven bir insanım. Ve pek tabii ki bizi ayakta tutan insanlarımızın ilgisi, alakası” diyor.

 


“Kültürümüz yok oluyor”

“Peki, sizden sonra bu işi devredebileceğiniz birisi, ya da öğrenmeye meraklı birisi var mı?” Derin bir “ahh” çekiyor Hakan Bey ve “keşke olsaydı” diyor. “Ceynur Hanım, insanlarımız artık kolay yoldan para kazanmayı tercih ediyor. Emeğe saygı ve değer kalmadı. Bu yüzden de emek isteyen işler bir bir yok olmaya yüz tuttu. Yazık, çok üzülüyorum, kültürümüz yok olmaya yüz tutmuş durumda. Keşke insanlarımız evlerinde kuşaktan kuşağa bu sulu muhallebinin yapılışını öğretse, yaz aylarında serinlemek için bire birdir.” Tabi burada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum sevgili okurlarıma, biz Hakan Bey ile sohbet ederken her iki cümlede bir duruyoruz. Yoldan yaya olsun, araba ile olsun, gelip-geçenler mutlaka selam veriyor ve hatır soruyor kendisine.

 

“Para hırsı ve kıskançlık insanlarımızı değiştirdi”

“Belli ki etrafınızda çok sevilen bir insansınız” diyorum. “Esnaf dediğin güler yüzlü olmalı, hatır almayı, selam vermeyi bilmeli. Ben 21 senede burada çok güzel dostluklar kurdum, şükür olsun. Ama şimdilerde birçok insanımız değişti. Önden ısırır, arkadan teper modeli oldular. Yani eski dostluklar, o temiz duygular kalmadı. Para hırsı ve kıskançlık insanlarımızı değiştirdi”. Birlikte gülüyoruz ve ona müşteri kitlesini soruyorum. “Daha çok yerli mi? yoksa içlerinde yabancı da var mı” diye. “Yerli de var, TC uyruklu da var, hatta pandemi öncesi yollar kapanmadan evvel güneyden gelen müşterilerimde vardı. Özellikle “Minas” adlı bir papaz vardı. O düzenli olarak yaz-kış gelirdi. Yazın sulu muhallebi, kışın da salep içerdi. Öyle hemen içip ayrılmazdı. Otururdu, sohbet ederdik. Çat-pat biraz Türkçe, biraz Rumca işi idare ederdik. Son geçişler kapanmadan yine gelmişti, sağlığı da pek iyi değildi. İnşallah sıhhattedir” diyor.

 

“Muhallebinin ismi nerden gelir?”

Hakan Bey tipik Kıbrıslı Türk. Din, dil, ırk ayırımı yapmıyor. Kişileri sadece insan olarak değerlendirip, güzel dostluklar kuruyor. Bana göre de olması gereken ve doğru olan da bu. “Çok merak ediyorum ben Hakan Bey, bu “muhallebi” adı nereden gelir, siz de benim gibi merak edip araştırdınız mı?” “Bizim bir araştırmacı yazar vardı, Harid Fedai, nur içinde yatsın “muhallebi”nin bize nereden geldiğini ondan öğrenmiştim. Vaktiyle araplarda bir hükümdar varmış ve hastalanıp yataklara düşmüş. Onu kimseler iyileştirememiş. Yanındaki bakıcısı ona sık sık nişastadan muhallebi yapar ve yedirirmiş. Bu sayede hükümdar iyileşmiş. Ve o bakıcının da adı “mehlep” imiş. O zamandan bu zamana gelene kadar bizdeki adı “muhallebi” olmuş. Benim öğrendiğim bu” diyor Hakan Bey ve tekrardan rahmet okuyor hikayeyi kendisine öğretene. “Bana burada yaşadığınız bir anınızı anlatır mısınız?” Hakan Bey gülmeye başlıyor hemen, belli ki aklına bir şey geldi. “Anlatın dinliyorum” diyorum. “Bir gün tanımadığım bir bayan el-kol işareti yaparak yanıma yaklaştı ve bana “senden çok şikayetçiyim, yedirin yedirin tatlıları kocama gelir başıma hiç rahat bırakmaz beni, satmayasın artık ona bir şey” dedi. Çok şaşırdım, ne diyeceğimi bilemedim. Bir an kadının deli olabileceğini düşündüm. Ben de ona “gel sen de ye de kocanla eşit olasınız” dedim. “Bunun üzerine kadın söylenerek uzaklaştı. Yani her türlü insanla muhatap oluyoruz burada. Zaman bana insanların nabzına göre şerbet vermeyi öğretti”. Birlikte gülüyoruz ve ona son kez “Yeni Bakış okuyucularına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı” diye sordum. “Öncelikle size çok teşekkür ediyorum. İnsanlarımıza vermek istediğim mesaj, sevdikleri işi yapsınlar. Başarının anahtarı sevdiğiniz işi yapmaktan geçer”. Bende ona teşekkür ediyorum ve toparlanmaya çalışırken “dur nereye yemeyecek misin sulu muhallebimden” diyor. “Yemez olur muyum Hakan Bey, bana da şekersiz bol güllü bir sulu muhallebi lütfen. 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Gürsoy pinar
    4 ay önce
    Yüreğinize sağlık çok güzel bir söyleşi olmuş kültür bakimindan oldukca önemli sulu muhallebi kalemiz cesur ve ve aynı zamanda deneyimli teşekkür ederim
  • Gürsoy pinar
    4 ay önce
    Yüreğinize sağlık çok güzel bir söyleşi olmuş kültür bakimindan oldukca önemli sulu muhallebi kalemiz cesur ve ve aynı zamanda deneyimli teşekkür ederim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
28 yaşındaki Haydar Mumcu hayatını kaybetti
28 yaşındaki Haydar Mumcu hayatını kaybetti
Cezaevine gönderildiler
Cezaevine gönderildiler