Ülkemizde EURO'ya geçiş mümkün müdür ?


İşgal altında olduğunu her zaman söylediğimiz kuzey yarım ada toprağı üzerinde yaşamaya mahkum edilenler olarak  her ikide bir Türkiye'de  patlak veren ekonomik krizlerden etkilenmemek için bizim de yasal olarak sahiplerinden biri olduğumuz Euro’ya geçilmesi yönünde ilerici örgütler kamuoyuna sürekli çağrıda bulunuyorlar.

"KKTC" denen bu rehin adada kullanımda bulunan Türk Lirası dışında başka bir para birimini yasal tedavül kabul edip kullanmaya başlamak, işin siyasi yanı bir tarafa, teknik olarak da pek mümkün değildir diyen anavatancı liboş ekonomistler bu yolla sağladıkları rantı kaybedecekleri korkusu ile yatıp kalktıkları için böyle şey olmaz diyebilirler.

Hatırlayacağınız üzere, bundan 7 - 8 yıl önce, KKTC’de stabıl para birimine geçilmesi ile ilgili olarak, akademisyenler ile ekonomi köşe yazarları arasında çok hararetli tartışmalar yaşanmıştı. KKTC’de biran önce Euro’ya geçilmesini ısrar eden ve ekonomik sorunlarımızın Euro kullanılmasıyla birlikte büyük ölçüde ortadan kalkacağını savunanlar vardı. İşte içimizde olan toplum düşmanları o zaman da yok olamaz demişlerdi.

O zaman da,  bu görüşün aksini savunarak, bu aşamada EURO’ya geçilmesinin yapısal ekonomik sorunlarımızı çözemeyeceğini, sorunların yapısal olduğunu ve böylesi bir davranışın ekonomik intihar olacağından söz edenler de vardı. Euro kullanan Avurpa Birliği üyelerinden Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İspanya, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerin, kendi yaşadıkları ekonomik problemlerini aşmada, Euro kullanmalarının yeterli olamadığını ileri sürenler de oldu ancak onların sıkıntıları ve sorunları başka şeylerden kaynaklanıyordu.

Dövizde yaşanan yükselmenin nedeninin uzun zamandır Türkiye’de yaşanan siyasi, mali sorunlardan kaynaklandığını belirten ve  iddiaya göre zaten yüksek olan faizlerin daha da yükseltilmesi  baskısına daha ne kadar  dayanacak? bana göre “Türkiye Merkez Bankası faiz uygulamasına gitmezse, TL değer kaybetmeye ve döviz karşısında erimeye devam edecek” çünkü istenen budur.

***

Bu sorumsuzluk niye?

Yasa yapmışlar. Borçluların mazbata yüzünden hapse girmeleri engellenmesi sağlanacaktı. Bunda bile halkı kandırdılar. Yalan söylediler. Polis önüne geleni yakalayıp cezaevine gönderiyor. Polis ne yapsın? Bir yandan torpilliler diğer yandan davacı avukatları bastırıyor mazbatası olanlar ya borcunu ödesin ya tutuklanıp içeri atılsın diye. Yaşananlara bakınız, Polis mazbatası olan insanları hafta içi sabah ziyaret edip uyarsa belki de bu vatandaş para bulacak, hukuk yolunu deneyerek sorununu çözecek ve hafta sonunu cezaevinde geçirmek zorunda kalmayacaktı. Ama öyle olmuyor. Cuma günü mesai bitimine denk getirerek adamı alıp yaka paça götürürler. İnsanımız bunlar tarafından rezil rüsva ediliyor.


“Başıbozukluk var”

“Ülkede denetçi,iş alanlarını denetleyebilen çalışma dairesi müfettişi sayısı çok azaldığı için tüm görevlerini yapamaz oldular. Biz partizanlık yapın, denetçi istihdam edin ya da fazla personel olan yerlerden aktarın veetkin bir denetim merkezi kurunuz diyoruz anlatamıyoruz. Böyle bir düzen dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Her şeyi, herkesi, her siyasi partiyi denedik. Sonuç ayni. Peki, ne yapalım? Çin’den her şey getiriyoruz bir de milletvekili, Bakanda mı getirelim? Bu işleri de onlar mı düzeltsin? Siyasilerin tek düşüncesi, kendi öncelikleri olan o koltukta ömür boyu kalmak. Vaz geçin artık bu hastalıklarınızdan.


“Devlet olduğunu iddia edenler sınıfta kaldı”

“Otorite boşluğu var. Bundan dolayı da bütün iş kollarında ve inşaat sektöründe çalışanların ciddi sorunları var. İnşaat patlaması yaşanan 2004 dönemindeki hüküm de, ona muhalefet edenlerde, bu ülkeyi yöneten de Meclis’te sınıfta kaldı. O dönem iyi yönetilmedi. Dıştan gelen inşaatçılar oldu. Her sektörden binlerce insan geldi. Şimdi bunların çoğu vatandaş yapıldı ve burada yaşayanların ekmeği bilinçli olarak küçültüldü. O zaman kayıtlı olanlarda vardı, kayıtsız olanlar da vardı. O furya bitti, buraya gelen insanlar burada kaldı. Bunu da iyi yönetemedi yöneticiler. Ve haksız rekabet oluştu, kayıt dışı ekonomi oluştu. Her hükümete bunları anlatmaya çalıştık. Dinletemedik, batırıldık be annem.