Kadınların yüz karası


Bir gece ansızın gelebiliriz diyerek Erdoğan'ın taklitçiliğine soyunan eli kanlı faşist siyasetçi Meral Akşener daha önce yazacaktım ama olsun, geç olsun da güç olmasın. Kadınların yüz karası.

Kabul etse de, etmese de Meral Akşener kadınlara, Kürtlere ve sosyalistlere karşı yürütülen sistematik tecavüz ve işkence politikalarının aktörüdür. Bunu örtüp, yükselen kadın mücadelesinin rüzgarına yaslanarak faşizmi “kadın” imgesiyle süslemeye çalışanlar kadınların en büyük düşmanıdır.

 Akşener hiçbir biçimde kadın özgürleşmesinin sembolü ya da lideri olarak sahneye çıkartılamaz. Tarafı faşizmin tarafıdır. Kadın oluşundan dolayı dayanışma gösterilecek olan değil, insanlığa karşı işlediği tüm suçlar sebebiyle hesap sorulacak olandır.

Siyaset rüzgarıyla sahnede yerini alan ve  giderek daha çok parlatılan bir “alternatif” olarak çıkarılan Meral Akşener, ve partisi geçen seçimlerde beklediğini alamasa da yine de TC meclisine girip temsili yet erkeklerin elde etmesi de küçümsenmemeli.

Türkiye siyaseti dünyasında politika yapan ve bunu parti kurarak ileriye taşıyan bir kadın olarak kadınlar tarafından epey takdir görüyor. Oysa her gün bir açıklaması ile karşılaştığımız bu kadın lider figürünün arkasında yine erkekler var.

Erkek devletin kurguladığı politikanın oyun alanında olmayı tercih eden kadınların, kadın oluşları bir vitrin süsü değeri taşımaktan öteye gitmiyor. Akşener’le ilgili yazılanlara bakın: “Dişi kurt” diye övülmeler, “devlet gibi kadın haa” demeler… 

Evet, mecaz bir yana, hakikaten de devlet gibi, onun bir parçası. “Erkek gibi” diye, kudretini övdükleri bir kadın. Oysa bu erkekleşmiş kadını seviyor olmak, tam da erkeklik stratejisinin kullandığı bir “ajanı” seviyor olmak demek. 

Erkeklerin kurduğu düzenin hizmetindeki bir kadını, yalnızca kadın oluşu nedeniyle kutsamak demek. Kadınların yükselen mücadelesini boşa düşürmek ve yedeklemek için gündelik hayatımıza pompalanan makbul kadın siyasetçi imajını sorgulamadan satın almak demektir. 

Kürdistan'da Köy yakmaların, faili meçhullerin, işkencelerin yaşandığı 90’lı yıllarda, bu zulmün faili askeri, ona emir veren generali görüp, onlara zemini sağlayan devlet kadrosunu, Meral’i gör(e)memek demek.

Hatırlanacağı üzere Akşener profilinin ilk ısıtıldığı günlerde Yılmaz Özdil de, “devletinin” verdiği görevi yerine getirmiş, Akşener’i övenler kervanına katılmıştı. 6 Ekim günü Sözcü gazetesinde “Dünyayı kadınlar yönetiyor, o halde Türkiye’yi neden Meral Akşener yönetmesin?” temalı bir yazı yazmıştı. 

Yazıyı Nezihe Muhiddin’den başlatıp, Akşener’le bitirip, muhalif kadınların kazanımlarını devlet geleneğine içererek hiç etmeyi de başarmıştı. Bir kadının parti kurmasına duyduğu hayranlık (belki de inanamazlık) Yozdili, “Özgür kadın faktörü (!), çağdaş dünyanın trendidir” demeye bile götürmüştü.

Yani aslında çekirdekten yetiştirilen bir sağcı faşist devlet kadrosu, nam-ı diğer “Komando Meral”. Üstelik bunu hiçbir zaman da inkar etmeyen biri: “Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur’ diyorlardı hatırlayanlar bilir.                                                                                                    

Akşener bu Türkiye'de faşist ve baskıcı devlet geleneğinin sırası gelince tozlu raflardan çıkarılıp vitrini de süsleyecek şekilde piyasaya sürülen en kullanışlı maşasıdır.

O dönemi hatırlayanlar yaşananları unutmadı. Gençler cinsel tacize ve ağır işkencelere maruz kaldı. O dönemde Kürt köyleri yakılıyor, Kürt hareketi ve sosyalistlere karşı sistematik işkenceler yapılıyor, gözaltında kayıplar gerçekleşiyordu.

Muhalif kadınları yalnızca sosyalist kimliklerinden değil, kadın oluşlarından dolayı da cezalandırma politikasının her yolu denendi bu süreçte.  Yakmadığı can kalmadı.

Eğer siyasete kadın eli ve aklının değmesi gerektiğini gerçekten dert edenler varsa, işe iç savaş aygıtı Komando Meral’i siyasetin merkezine taşıyarak değil, faşizm ve onun koltuk değnekleri tarafından tutsak edilmiş olan Eşbaşkan Yüksekdağ ve HDP’li kadın seçilmişlerin özgürlüğü için mücadele ederek başlayabilirler!