MUHALİF GEÇİNEN ÇOK, MUHALEFET EDEN YOK


Bu dönemde yaşananlar belki tarihin en büyük sömürü düzeni idi ve beraberinde diğer tüm sömürücü çevrelerin bu kandırılan, beyni iğfal edilen zavallı insanlara verdiği merhametsiz, acımasız ve empatiden yoksun tepkisizlik, her şeyi bitiren son halka ise nemelazımcılık idi zaten.

Karanlık bir arazi, Ne bir yol ne bir patika ne çimen ne bir diken, bir ısırgan otu bile yoktu? Kamburları çıkmış vaziyette yürüyen bir grup insana rastladım. Sırtlarında bir un çuvalı ya da kömür torbası ağırlığında birer canavar taşıyorlardı. 

Ama bu canavarlar öylesine bir yük değillerdi. Tersine hamallarını sarıp sarmalayan güçlü kaslarıyla korkunç pençelerini insanların göğüslerine saplamışlardı. İnsanlardan birine sordum, nereye gittiklerini öğrenmek istedim. Bir şey bilmiyordu. Ya da söylemek istemedi.

Ne o ne de ötekiler. Ama bir yere gidiyorlardı muhakkak çünkü, karşı konulmaz bir yürüme ihtiyacı içindeydiler. Şaşırtıcı bir şey: Bu yolcuların hiçbiri hallerinden şikâyetçi görünmüyordu. Boyunlarına asılan, sırtlarına yapışan bu canavarı bedenlerinin bir parçası gibi kabullenmişlerdi. 

Yorgun ve ciddi yüzlerde bir umutsuzluk korku ve yılgınlık. Sürekli mahkûmların teslim olmuş edasıyla melankolik bir göğün altında, en az o gökyüzü kadar kederli bir arazide ayakları toza batmış olarak ilerliyorlardı. Bir yol bulacakları inancı ile durmadan yürüdüler.

***

Sınırlı hayatlarımızı ah vah çekerek yaşıyorken bütün uğraşımız beslenme, barınma, giyinme gibi temel alanlarda zorunlu olanları karşılamaktı gayretimiz, bizim hangi sınırsız ihtiyaçlarımızdan söz edilebilir? Açıkça fark edilecektir ki sömürü gücünü elinde tutmak isteyen kapitalist sistem, tüketim alanını devamlı genişletmektedir. 

Söz konusu temel ihtiyaçlarımızı giderebilmemiz için zar zor dönen ekonomi çarkı, artık son hızıyla kâr amaçlı ve rekabete dayalı üretim istikametinde dönmeye başladı. Mutlu bir toplum yerine, zengin birey oluşturma yoluna gidildi.

 Zenginlikle beraber mutluluğun da geleceği hesapları yapıldı. Ekonomi bizim için bir gereklilikken, biz ekonomi için bir gereklilik konumuna düştük. Deyim yerindeyse insan her yönüyle metalaştırıldı. Maddi zenginlikle ruhsal fakirliğin giderilebileceği zannedildi, hâlâ da öyle görülüyor.

Adaletsiz, eşitliksiz ve sınıf hâkimiyetine dayalı kapitalizmde toplumsal özgürlükten söz etmek imkansızdır. Sömürü ve köle düzeni içerisinde yaşayan bireyler için hangi özgürlükten söz edilebilir ki? Sadece sanal özgürlükten... 

Maddi gücümüz oranında ancak özgürlük hakkımız olacak, belki güç yetmeyeceği bir ürüne vitrinde bile bakamayacağız. Doğal zenginlikleri Batı emperyalizmiyle sömürülen köleleştirilmiş milletlerin mensupları, bugün de kapitalizm tarafından ucuz işçilikle ikna edilerek emekleri sömürülmeye devam ediyor.

***

 “Yalnız seni ” reklamlarıyla insanlar marka ürün kölelerine dönüştürüyor, madde bağımlılığı gibi marka bağımlılığı oluşturuluyorsun. Tüketici çılgınlığına kapılarak sermayenin çarkını son hızıyla döndüren marka bağımlısı gönüllü kölelerle karşı karşıyayız ...

Toplumsal hayatımızın önceliği toplum yararının dikkate alınması yönünde olması gerekiyorken, kapitalist sistemde sermaye sahipleri öne çıkarılmaktadır. Batı dünyasının inanç temellerini atan, kapitalizmde de sermayeye sahip olma amacına ulaşmak için her yol mubah görülmektedir. 

Etrafımızı çepeçevre saran bu rezalet, kuşatması “küreselleşme” döngüsüyle yerküremizde dayanılmaz etkisini artırmaktadır. Güç ve kuvvet üstün tutulmakta, hak ve emeğe saygı fütursuzca terk edilmektedir.

TC’nin “Ben yaptım oldu” siz de uyacaksınız aymazlığıyla’ dünyamızı karartan, yakan ekonomik dayatmalara direnme gücümüzü sınayanlara inat, ateşini söndürme sorumluluk ve özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanmamız gerek...

Kapitalistler uyguladıkları Liberal politikalarının bir sonucu olarak elde ettikleri Milyarlar, trilyonlar, katrilyonlar konuşurken hiçbirinin bir tek saat olsun fiilen çalışıp eli kolu bedeniyle ürettiği bir tek şey olmaması, asalaklığın göstergesi değilse nedir? 

Bu yaşanalar karşısında ses çıkartma cesareti olmayan sözde sol muhalif partiler artık ya taraf olun ya da sesinizi kesip yerinize oturun, bu toplumda çalışan emekçilerin gözü üzerinizdedir, iyice düşünün.