Herşeyden Biraz


Son birkaç gündür evlere kapandığımız şu günlerde hava sanki ilkbahar tadında. Oysa henüz Şubat ayının başlarındayız. Ne güzel olurdu şimdi kendimize bir piknik sepeti hazırlayıp, bir deniz kenarına, ya da bir piknik alanına gidip oturup, bu temiz havayı doya doya içimize çekerek zaman geçirmek. Ama yapamıyoruz, yasaklardayız. Mevsimler ve doğa adeta intikam alıyor bizlerden. Elbette doğada özgürce yaşam süren tüm canlılarda. Neden mi? Biz değil miyiz o yeşil alanları beton yığınına çeviren? Biz değil miyiz o güzelim mavilikleri kirleten? Biz değil miyiz ormanları baltalayarak ya da ateşleyerek yok eden? Biz değil miyiz doğada yaşam süren birçok canlıyı katleden? Biz değil miyiz gittiği yerde çöpünü bırakıp, çevreye zarar veren? Bakın şimdi roller nasıl da değişti. Peki ama insanlık tüm bu içinden geçtiğimiz süreçte bunlarla yüzleşip ders alıp, geleceğe daha temiz bir sayfa açabilecek mi? Hiç sanmıyorum. Çevremi iyi gözlemleyen bir insanım. Ve zamanla birlikte insanlar da artık çok değişti. Bu değişimin nedenlerini çok düşünüp, inceleyip, analiz ettim. Biz 1974’te bir Savaş yaşadık. Savaşlar insanlarda fiziki, psikolojik ve ekonomik sorunlar yaratır. Savaşlar insanlarda bölgecilik, milliyetçilik ve mezhepçilik kavramlarını uyandırır. Savaşlar insanların içine kapanmasına ve güvensiz bireyler olmasına neden olur. Ve en önemlisi; Savaşlar toplumsallaşmanın yeniden güçlenmesini engelleyen en önemli faktördür. Şimdi 2021 yılındayız. Ve evet, yukarıda saydığım şu bir-kaç madde günümüzde tüm çıplaklığıyla yaşanmakta olandır. Savaş sonrası içimizde çok zenginler türedi. Para ve lüks onların kişiliklerinde değişime yol açtı. Savaş sonrası birbirimizle paylaşımı, yardımlaşmayı kaybettik. Savaş sonrası Ada’da birçok milletten insanla yaşam paylaşmaya başladık. Kültür dokumuzdan giderek uzaklaştık. Savaş sonrası farklı bir milliyetçilik anlayışına bürünüp bu günlere geldik. Savaş sonrası inançlarımızda farklılıklar oluştu. Birbirimize güven duygumuzu kaybettik. Ve en önemlisi bir çoğumuz artık bu Ada’da aidiyat duygusunu, yaşanan olumsuzluklardan ve ayrıcalıklardan dolayı kaybetmiş durumdadır. Biz artık üreten bir toplum olmaktan ziyade, tüketen bir toplum olup, hazıra konmaya alıştık ya da alıştırıldık. Kimbilir, belkide artık şu günlerde bu umursamaz tavırlarımız, bananeciliğimiz de tüm bu sorunlardan kaynaklanmaktadır. Elbette her bir şeyi savaşa bağlamak da yanlış olur. Ancak; Bence artık her birey kendi içinde tarihe bir yolculuk yapmalı. Bence artık her birey kendi içinde hesaplaşmalı. Bence artık her birey kendi içinde sebep-sonuç ilişkisini değerlendirmeli. Her şeye rağmen, bütün kaybetmişliklere rağmen şu an için sağlıklı nefes alabiliyoruz. Şükürler olsun. Ancak bunun için de toplum olarak doktorlarımızın da salık verdiği uymamız gereken tüm kuralları yerine getirmekle mükellefiz. Çünkü Toplum olarak Sağlığı da kaybedersek sonuçları çok dramatik olur.