DEĞDİ Mİ?


Bir durumda ödenen bedel ile kazanımlar kıyaslanırken sorarız. Değdi mi? Bir çıkar elde etmek için onurunuzdan taviz verenler için sorarız. Değdi  mi? Kendi çıkarımızı toplumun çıkarı üzerinde görüp yalakalık yapanlara  sorarız. Değdi mi? Siyasi kazanım elde etmek için toplumunun beklentilerinin tersine davranan siyasilere sorarız. Değdi mi?

Kıbrıs’ın kuzeyindeki  yönetimde  iktidar olmak uğruna Türkiye’ye yalakalık yapanlara sorarız.                             Değdi mi? Gençlik yıllarında sosyalizm hedefiyle meydanlarda mücadele edenlerin pişmanlıkları duyup sağa  kaymalarını görünce sorarız. Değdi mi? Bireyler çıkarları için en yalınlarını satan ve kazanım elde edenler için  sorarız. Değdi mİ?

Bu sorulara hâlâ “değdi” değenlerden bir beklentimiz olmaz ve olamaz. Biz bu sorulara değmedi diyebilenleri ve  pişmanlık duyanları yanımızda görmek istiyoruz. Kişisel çıkarları için onurunu, en yakınlarını, satmayı utanmadan savunan insanların çoğaldığı bir toplum yarattılar.

 Böyle bir düzende onurlu duran, hak ve demokrasi savaşı verenleri” enayi” gören bir anlayışın çoğunlukta olduğu bir toplum  yarattılar. Bölük pörçük yarattıkları böyle bir toplumu yönetmek onlar için en kolay yoldur.

Kıbrıs’ın kuzeyinde yaratılan bu düzenin ya parçası olacaksınız ya da bu düzeni değiştirmek için kavga vereceksiniz. Bu ganimetçi sömürge  düzenin gizlenmesi için koltuk kapma yarışından  olan  “federalistler” samimiyetinizden şüphe etmekte haklıyız.

Başınızı deve kuşu gibi kuma sokarak gerçekleri görmemezlikten ne zaman vazgeçeceksiniz.  İnsan hakları temelinde  BM parametrelerine uygun Federal Birleşik Kıbrıs’ı Kurma yolunda samimiyetinizi gösterme zamanı gelmedi mi?

Gerçekçi bir durum değerlendirmesi yaparak sorunlarımızın gerçek nedenlerinin ne olduğunu, bu sorunlardan kurtulmak için neler yapmak gerektiğini sizin de  anlamanızı bekliyoruz.

***

Hora, Gora şimdi de ay

20 Temmuz Kıbrıs Harekatından sonra Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege Denizi krizi devam etti. Bazı zaman kıta sahanlığı meselesi bazı zaman da  denizdeki petrol yataklarını bulma arayışı gerginliğe sebep olurdu.

Yunanistan’ın o yıllarda Ege’de petrol kaynağı bulduğu haberleri yayılınca Türkiye hemen devreye girdi. O zamanlar ellerinde  sismik araştırma yapacak gemi olmayınca   bunun çözümünü bulmak gerekirdi.

 2. Dünya Savaşında Almanlar tarafından  yapılan sonra da İngilizlere  satılan gemiyi 1954 yılında Türk Denizcilik Şirketi tarafından satın alınmış ve adı HORA olarak kayıtlara geçmişti. 1970’li yıllarda bu Hora  gemisi  İstinye tersanesinde  işçi yatakhanesi olarak kullanılırmış. Tam da bu sırada  bu iş için hazırlanacak gemi bulundu. Birkaç sismik araştırma  aracı monte edildikten sonra  sismik araştırma yapmak için Ege Denizine açıldı.

Demirel o yıllarda meydanlarda miting yaparken bu geminin bir maketi de  kullanılırdı ve  “Hora geliyor Hora” diyerek meydanları dolduran kalabalığı coştururdu. Gazeteler  haberler yaparak öve öve bitirmezlerdi.

Gora ise  bir Cem Yılmaz filmi. Filmin konusu da    uzaylılar tarafından kaçırılan bir Türk’ün (Arif) Gora gezegenine götürülmesini mizahi bir dille işleyen komedi film.  Türk’ün aklı ve  Gora gezegenindeki kötü kalpli komutan Logar arasında geçen rekabet.

Film olsa bile  uzay filmi çekmek oldukça maliyetli bir iş. Gora en pahalı filimlerden biri olarak Türk sinema tarihinde yerini aldı. Uzay araştırmalarına ayrılan bütçe  Diyanete ayrılan bütçenin yanında devede kulak bile değil. Aya nasıl gidilecek. Pek inandırıcı değil

Türkiye’de Covid günlerinde insanlar evlerine ekmek götürmekte büyük sıkını yaşıyorlar. Hatta açlıkla boğuşmaktadırlar. Hazinenin tamtakır olduğu günlerde  aşı alma bile büyük sıkıntı. Böyle bir durumda  kimsenin aklında olmayan “uzaya gitme” fikrini gündeme  atmak ne kadar inandırıcıdır.

Dünya böylesi günlerde insanların sağlığına öncelik verirken   uzaya gitme  projesini anlatmak karın doyurmuyor.  Aklı başında olan kimse bu açıklamalara inanmadı.  Alt yapısı olmayan bir projenin ansızdan gündeme getirmek  insanları avutmaktan başka bir şey değildir.

İlk defa Sakıp Sabancı’nın ağzından duyduğum bir  atasözü aklıma geldi. : Aç it fırın duvarı yıkar.” İnsanlar açlık çekerken siz onlara uzaya gitmekten bahsederseniz komik duruma düşmekten kurtulamazsınız.  Bu açlık insanları nerelere yönlendireceğini bilemezsiniz.