Herşeyden Biraz


William Blake “kim ki bir şeyi çok arzuladığı halde isteklerini eyleme dökemez, ölümü davet etmiş olur”. Ünlü düşünürlerin söylediği özlü sözleri seviyorum. Kıbrıs’ımı da seviyorum, insanlarını da, ancak onuruyla, gururuyla, kişiliğiyle halen ayakta durabilen insanları seviyorum. Bir yılı aşkın bir süredir covit-19 salgınıyla mücadele veriyoruz ve bu mücadele daha ne kadar sürecek bilemiyoruz. Çaresi illaki aşı dendi. Ancak bu güne kadar toplumun ancak %15’i aşılandı ve şu an için bu işlem durduruldu. Çünkü aşı yok. Çünkü para yok. Pardon, para var da aşı için para yok. Çünkü pandemi otellerini ödemek önceliğimiz oldu. Hoş aslında dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama da yok. Bu sadece KKTC’ye münhasır bir olay. Nasıl oldu da böyle bir düzen ve böyle bir tedbir geliştirildi ve buna ön ayak olundu benim anlatmama gerek yok, sanırım birçoğumuz nedenlerini biliyordur.

 

 Aslında pandemiyle birlikte eğer olayları sorgulayıp sebep-sonuç ilişkisi aramışsak bir yıldır etrafımızda nelerin döndüğünün farkındayızdır. Halk olarak sağlığımız, ekonomimiz giderek çökertilmiş ve hem maddi hem manevi yoksullaştırılarak tabiri yerindeyse boğulma noktasındayız. Tarihe baktığımız zaman savaşlar ve salgınlar sonrası büyük ülkeler daha da büyüyüp daha çok zengin oldular. Küçük ülkeler ise daha çok küçülerek fakirleştirildiler. Kimi zaman da güçlü iktidarlar güçten düşerek, yeni güçlerin önünün açılmasına sebep olmuştur. Buna sebep da yanlış kararlarla, yanlış yönetim şekilleri olmuştur. İşte tam da bu noktada yukarıda yazdığım “William Blake”in sözü beni derin düşüncelere itiyor. “Kim ki bir şeyi çok arzuladığı halde isteklerini eyleme dökemez, ölümü davet etmiş olur”. Bizler gerçekten her şeyin farkında olan, okur-yazar oranı yüksek bir toplumuz. Ve en önemlisi de artık bu noktada ne istediğimizi çok iyi biliyoruz. Fakat her nedense bu isteklerimizi eyleme dökmekten kaçınıyor ve oturup kaderimize boyun eğmeyi tercih ediyoruz. Ölmek mi istiyoruz? Hiç sanmıyorum, hepimiz yaşama dört elle sarılan, yaşamı seven, tarihindeki mücadeleyi yabana atmayan direnişçi bir toplumuz. Yok olmayı mı istiyoruz? Hiç sanmıyorum, hepimiz kendi ayakları üzerinde durabilen bir devlet olgusunda, eşitlik ilkesi doğrultusunda, hak-hukuk ve adaletin olduğu bir düzende yaşamayı arzu ediyoruz.

 

Tarihten silinmek mi istiyoruz? Hiç sanmıyorum, hepimizin sülalesinde ataları bu topraklar için, barış için, özgürce yaşamak için, var olmak için, küçük de olsa bir devlet çatısı altında özgür iradesiyle yaşamak için mücadele etmişlerdir. Bu toprak parçası üzerinde doğup büyümüş insanlar; ırkçı değil, bölücü değil, rumcu değil, faşist değil. Bu toprak parçası üzerinde doğup büyümüş insanlar; adaleti savunan, eşitliği savunan, demokrasiyi savunan, bölünmek istemeyen, kültürel mirasına ve tarihine önem veren insanlardır. Ha, bir gurup da var ki, Onlar; Bu toprak parçası üzerinde doğup büyümüş , siyasete atılarak bu uğurda verdiği yemini unutmuş, birilerine maşa olmuş, para karşılığı kendine menfaat sağlayan her bir şeye “evet” diyerek bu toprak parçasının bütünlüğüne gölge düşürmüş, insanların bölünmesine, fakirleşmesine, sağlıkta torpille insanların yaşam haklarına müdahale etmeye, kültürün asimilasyonla yok edilmesine yardımcı olmaya, eğitimin kırpılarak yeni jenerasyonlara yeni bir tarih aşılamaya, ekonomide sermaye patronları yaratarak ülke idaresinde onlara da söz hakkı tanımaya vesile olan geçmişten bu güne halkı bu duruma sokan bir grup idareci sıfatıyla anılan kişilerdir. İşte halkın isyanı bu noktadadır. Ve bu noktada baş kaldırıp, hareketlenme, bir uyanış başlatma, birlik olma, “isteklerini eyleme geçirme ve ölüme yani yok olmaya davetiye çıkarmamaktır”. Bu asilik değildir. Bu bir isyan da değildir. Bu sadece bu toprak parçası üzerinde özgürlük ve barış adına; Hak aramaktır. Hukuk aramaktır. Adalet aramaktır. Eşitlik aramaktır. Toplum; varlığının görmezden gelinmesinden, söz hakkının elinden alınmasından, giderek fakirleştirilmesinden, tarihten kopartılıp yok edilmeye çalışmasından ötürü artık atağa kalkmışsa bunun sebebi tüm bunların hesabını sormaktır, gerçeğe uyanmaktır. Bu böyle biline. Saygılar.