Sonunu getiren celladına aşık olmak nasıl bir duygudur?


Sanki de öldürülüyormuş gibi, her şeye katlanarak hayatta kaldığına şükreden, istismarcısına, kendisine kötülük yapana,  soyunu sopunu kurutanlara minnettarlık duygusu hissetmek nasıl bir duygudur? Bizi kurtardığını iddia eden Türkiye ve Erdoğan yönetimi bizi celladına aşık hale getirdi.

Adını ilk olarak 1973 yılında yaşanan bir banka soygunundan alan 'Stockholm Sendromu' tam da bizim burada yaşananlarla da bire bir örtüşmektedir, Peki ama nedir bu sendrom?

Celladına aşık olmak:

İnsanın kendisini zora sokan ve üzen koşulları kabullenmesi, savunması, sıkıntıya sokan koşulların nedenlerini görmemesi, ezilmesine rağmen ezenin yanında yer alması, hatta ezen kişiye karşı minnet duyması olarak da tanımlanabilir.

Stockholm Sendromu; rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama durumuna gelmeleri ve daha sonrasında suçlulara yardımcı olmaya çalışmaları ve sonunda özdeşim kurmaları hali olarak tanımlanır.

 Stockholm sendromu, tam olarak, rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan bir terimdir.

Stockholm Sendromu’na göre kurban/ezilen durumunda olan topluluk, kendilerini tehditle, şiddet yoluyla ve özgürlüklerini kısıtlamakla yoğun strese sokan kişilerin bakış açısını benimseyebilir. Bu durumda artık kendi bakış açılarına göre bir “kurban/ezilen” durumunda değildirler.

İçinde bulundukları durum bir anda meşru ve doğru bir duruma, kendilerini ezen insan da aslında yanlış anlaşılmış bir kişiye, hatta bir tür kahramana dönüşür. Bizim de gerçeğimiz tam da budur.

***

Beklenen Avrupa Birliği Liderler Zirvesi yapıldı ve yine dilek ve temennilerde bulunan bildirisinde, AB'nin Türkiye ile işbirliği ve "Erdoğan rejimiyle diyaloga devam" kararını almasından sonra artı iyice belirginleşen bir geçek daha vardır "AB, NATO ABD yandaşı gibi bir örgüte dönüşmüştür.

yani NATO'ya karşı olduğumuz gibi AB'ye karşı da çok ciddi mücadele vermemiz gereken bir örgüte" Bu çok tehlikeli bir nokta. Sadece Türkiye ile ilgili konularda da değil, genel olarak. Kopenhag Kriterleri'nden 16 sayfalık bir rapor hazırladılar.

Hiç anılmıyor bile. Nasıl ki Irak'ta kimyasal silahlar bulundu yalanıyla BM savaş ilan eden bir örgüt haline dönüştü ve o günden beri dünyada BM barış anlamında artık sözü çok dinlenir bir örgüt değilse, AB'de benzer bir noktaya ne yazık ki geliyor." bizim de gördüğümüz budur.

***

Benim hazırlayıp sunduğum ve Yeni Bakış web TV’de yayınlanan "YAŞAMIN İÇİNDEN" programında açıklamalarda bulunan CTP Milletvekili Asım Akansoy, “Ülkede rejim değişikliğine gidilmek isteniyor. Artık gerçeği konuşmamızın zamanı geldi” dedi.

Asım Akansoy “Göreceli yargı bağımsızlığımız vardır. Bu da çeşitli zamanlarda Kıbrıs Türk toplumunun kamu yararı bakımından işine yaramaktadır. Yargının bağımsızlığını ortadan kaldıracak bir Adalet Bakanlığı sistemini başkanlık sistemi ile birlikte hayata geçirmek istiyorlar.  Bu yönde baskı yapıyorlar. Bu yönde iş dünyasını kullanıyorlar.”

“Sözde istikrar adına araştırmalar yapıyorlar. Müdahalelerden kaynaklanan ve demokrasiyi yerle bir eden istikrarsızlığı görmeyerek bu ülkede istikrarsızlık vardır, parlamenter sistemi ortadan kaldıracağız ve yerine tek adam rejimini koyacağız diyorlar. Bu asla kabul edilemez”

En son imzalanan protokolün yenilir yutulur bir protokol olmadığından da bahseden Asım Akansoy, Türkiye ile imzalanan protokolün sadece mali ve ekonomi iş birliği olmadığına dikkat çekti.

Türkiye ile imzalanan protokolün içerisinde sendikaları yok ederek Toplu İş Sözleşmesini bir şekilde göz ardı ederek sendikasızlaşmayı isteyecek adımların varlığından da söz etti.

Protokolün içerisinde eğitim sitemini değiştirerek Türkiye’deki Maarif okullarını KKTC’de kurgulamaya yönelik maddelerin olduğunu da altını çizen Asım Akansoy, gelinen notada sosyal, siyasal dönüşüm noktasında sıkıntıların yaşanmaya başladığını söyledi.

Asım kardeşimi yıllardır tanırım, bir milletvekili olarak mecliste en cesaretli çıkışları yapan birisi olarak onu izlemekteyim. Benim programımda da çok gerçekçi konulara değindi. Yeterli mi, değil elbet daha cesaretli ve korkusuz mücadeleler ortaya koymamız gerekmektedir.