KALKINMA PROGRAMLARI PLAN VE PROJELERLE BAŞARILI OLUR


Devlet yönetmek şirket yönetmeye benzemez. Buna rağmen şirket yönetiminde kullanılan birçok teknik ve yöntem de devlet yönetimlerinde kullanılır. Özellikle de yürütme görevi üslenen iktidarlar atacakları her adımı iyi düşünerek, iyi planlama yaparak atmalıdırlar.

Aksi halde  faydadan çok zarar verir. Ne acıdır ki bugüne kadar iktidarlar yaptıkları yanlışlar nedeniyle açık yüreklilikle “bunu biz yanlış yaptık.” Cesareti göstermediler ve özeleştiriyi yapmadılar.

 Şirketler de devletler de geleceğe yönelik hedefler koyarlar ve bu hedefe ulaşmak için planlar hazırlarlar. Programlar, Planlanır, planlar projelendirilir

Devletler, bakanlıklar aracılığıyla kalkınma programları ,planlarını ve projelerle yapılır.  Bundan önce de yapılması gerekenler var tabi ki. Bizde ekonominin paydaşlarının da görüşleri alınarak taslak hazırlanır. DPÖ son şeklini verir. Bakanlar Kurulu da onaylar ve resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe girer.

Şimdi gelelim  Sayın Erhürman’ın son günlerde sıkça vurguladığı kalkınma planına.  Doğru bir tespittir aslında. Kimse buna itiraz edemez. Yapılması gereken önce bir fizibilite raporu hazırlamaktır. Buna Türkçede  yapılabilirlik deniyormuş.

Bu raporda  şu sorulara yanıt aranır: Ne üretelim?, Nereye satalım? Kim için üreteceğiz? Nasıl üreteceğiz? Ne kadar yatırım gerekli? Yatırımı nereye yapacağız? Ne kazanacağız?

Bu sorulara verilen yanıtlar açıkça belirtilmiş olmalıdır. Bana göre Kıbrıslı Türklerin en can alıcı sorunu  “nereye satacağız, kime satacağız ?” sorularıdır. Talep olmadan üretim yapılmamalıdır. Talep  önceden bilinmiyorsa bu üretim daha başından büyük risk taşır ve satılmayan ürün zarar demektir. Başarı şansı sıfır.  Mal ve hizmet üretiminin pazarlanması da  yeni pazarlar bulunması için önemlidir ve planın bir parçası olmalıdır.

Türkiye üreticileri ile aynı pazarda  buluşacaksak rekabet etme şansımız hiç olmaz. Türkiye’deki sektör temsilcileri iktidara çeşitli sebepler öne sürerek  engelleme isteyecekler.  Bu konuda her zaman başarılı olmuşlardır.

 TC’de ekonomik bağımsızlığımızı kazanmamızı hiç istemedi ve istemez.  Son Cenevre görüşmelerinden Mağusa Limanı ve Ercan havaalanının uluslararası ulaşıma Maraş’ın  BM kontrolünde verilmesi koşuluyla açılmasını reddetmenin  altında yatan da bu düşüncedir.

Dış dünya ile ticaret yapabilmek için alternatif yollar bulmalıyız. Bu da Kıbrıs Cumhuriyeti deniz ve hava limanlarını kullanmakla olur. Yeşil Hat Tüzüğünü bu amaçla kullanabiliriz. Bunun karşısına da mutlaka Rum üreticiler karşı çıkacaklardır. 

Rekabet gücü mal ve hizmet kalitesiyle artırılırsa Pazar şansı artacaktır. Pazarlama için hem Kıbrıs Cumhuriyetinin iç piyasası hem de ihracat için hava ve deniz limanları kullanılabilir. KKTC bu yolun kullanılmasını değil Türkiye üzerinden ihracat yapılmazsa kara verirse program başından başarısız olacaktır.

Buradaki sorun ise KKTC’nin Kıbrıs cumhuriyetini muhatap almamasıdır. Bu nedenle devletin ekonomik kalkınma planı bu yolu kullanamayacak. Üreticiler bireysel çabalarıyla pazar bulacaklar.  Kıbrıs cumhuriyeti bu konuda gerekli kolaylığı sağlayamazsa Kıbrıslı Türk üreticiler Türkiye üreticilerinin insafına terk edilecektir. Bu da Türkiye’ye daha fazla bağlılık ve çözümden uzaklaşma demektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti bu konuda uyguladığı yanlış politikasını tekrar gözden geçirerek Kıbrıslı Türk üreticilerinin önünü açmalıdır. Böylece  üreticilerimiz  satabilme endişesinden kurtulur ve pazarlama riski almadan.

 Kıbrıs Cumhuriyeti bilmelidir ki  ekonomi ve siyaset birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır.