Adını Siz Koyun


Geçenlerde haber portalında gezinirken Meclisin açık oturumuna denk geldim. Şöyle biraz izleyeyim dedim. Aslında uzun zamandır izlemiyordum. Çünkü ne dinlediklerim, ne de izlediklerim pek iç açıcı oturumlar değildi. Aradan zaman geçmesine rağmen değişen bir şey de olmamıştı. Yine kürsüde bir vekil konuşuyor ve sandalyelerin yarıdan fazlası boş. Dolu olan sandalyelerde oturanlar da ya telefonda bir şeylerle meşgul, ya da kürsüdeki konuşmacıyı sallamaz bir tavırda. Yanı saygısızlık bir yana, oturulan sandalyelere hak edilen değer de verilmiyor, yazık. Oysa Meclis denilen yer bir konuyu görüşmek, konuşmak, tartışmak ve o konuyu karara bağlamak üzere toplanılan yerdir ve burada milletin adına görev yapılır. Bu görev yapanlar da biz halk tarafından seçilir. Arka arkaya çıkan konuşmacılar tartışmaktan öte, bağırıp çağırmakta. Herkes birbirine hesap sormakta. Biri ötekini iyi idare edememekle suçlamakta. Bir diğeri halkın sorunlarının göz ardı edildiğini ve seçim derdine düşünüldüğünü dile getirmekte. Vay efendim sen misin bunu söyleyen geçmiş konular açılmakta, eski kirli çamaşırlar ortaya atılmakta. Ama dinleyen var mı? şüpheli.

 

Halkın durumunu kaale alıp sorunlara çözüm üretecek var mı? o da şüpheli. Yani halk geçim derdindeyken, meclisin efendilerinden bir çoğu seçime odaklı ve bu yönde çalışmalar yapmakta. Daha da traji komik olan, bir vekil çıkıp eğitimle ilgili yasa önerisi veriyor, Eğitim Bakanının bundan haberi yok. İç İşleri Bakanı Turizm Bakanı adına İnanç Turizmi düzenliyor, Turizm Bakanı seyirci kalıyor. Ekonomi Bakanı Turizm Bakanlığına bağlı bir daireye ayar veriyor, kimse sesini çıkarmıyor. Yani herkes üzerine düşen vazifeyi bırakmış başka dallarda beylik taslıyor. Buda Meclisin yeni versiyon çalışma sistemi heralde, herkes her şeye el atacak. Sanki kendi bakanlıklarında her işi hallettiler de, kaldı diğer bakanlıklara el atsınlar. Sizin anlayacağınız ortaya karışık bir durum var bizim Meclisimizde. Oysa gündemde konuşup tartışılması gereken o kadar ivedi konular var ki…

 

 Her şeyden biraz bu konulara değineyim de burada bir not olarak dursun. Piyasada her şey pahalılaşırken hayat pahalılığı donduruluyor. İşsizlik artıyor, memleketin gençleri bir bir göç etmeye karar veriyor. Nüfus hızla artıyor, yerli halk azınlık durumuna düşüyor. Halkın alım gücü düştüğünden dolayı esnafın çoğu kepek indirmiş durumda. Seyahat acenteleri turizmin baltalanmasından dolayı 15 aydır yok olmamak için direnmekte ve avaz avaz feryat etmekte. Üretilen mallar satış için piyasa bulamamakta, yüz yüze eğitim yapılamazken çocuklara kamp başvurusu çağrısı yapılıyor, maliye her ay maaş ödemelerinde sıkıntı var diye boyuna borçlanma yoluna gidiyor ve buna bir çözüm üretemiyor. Esnafın banka borçlarına çözüm yeniden borçlanma yoluna gidilmesini yönünde. Yani bir dizi konular çözüm beklerken kürsü kavgaları, taht tartışmaları, gelecek seçim kazanma çabaları almış başını gidiyor. Bu arenada kimsenin kimseye saygısı yok. Bu arenada kimse halkın gerçek sorunlarına çözüm üretme gaylesinde değil. Bu arenada kimse Devlet adamı kalitesinde davranış sergilemiyor. Bu arenada kimse ülkenin gelişmesine yarar sağlayacak çalışmalar yapmıyor. Bu arenada yasalar dilsiz ve sağır olmuş. Bir an aklıma ilkokul yıllarında sevmediğimiz dersi kaynatmak için sınıf içerisinde çıkardığımız “papara” aklıma geliyor, bugün izlediğim açık oturumun da bundan hiç bir farkı yoktu. Şimdi ben size sorarım burayı gerçekten Meclis diye tanımlayabilir miyiz? Ben şahsen gördüklerimden sonra bu ismi bu arenaya uygun bulmuyorum. Bu yüzden sevgili okurlarım buranın adını siz koyun. Saygılar