23 OCAK SEÇİMLERİ VE BİZE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


Ekonomik iflasın ve pandemi kaosunun gölgesinde gerçekleşen seçimler aslında yıllardır tekrarlanan bir kurmacadan  en son neticesi olduğunu göstermektedir.

Bizim ve Türkiye gibi ülkelerde bu tip uygulamalar her zaman bir şeyleri karartmak için kullanılıyor. Ve de her zaman da başarılı oluyor. Pek tabi ortada bu kadar büyük bir kaos varken yine başarılı olmalarını nedeni bu sistemden beslenen kitlelerin çok fazla olmasındandır. Bu gün ülkemizde 47 yıldır tanık olduğumuz en önemli şey çözüm odaklı siyaset yapan partilerin ve kurumların aslında Kıbrıs’ta çözümün önünde duran en büyük engel olmalarıdır. Neden başta çözümü ele aldığımı da belirtmek isterim. Bu ülkede ne yaparsanız yapın, herhangi bir netice almanız mümkün değildir. Mümkün olmadığı kadar da imkansızdır. Çünkü sizin ülkeni hala daha olağanüstü koşullarla yönetiliyor. Anayasamıza sonradan eklenen onuncu madde de bunun en önemli göstergesidir. Ayrıca bu olağanüstü koşullar ortadan kalkıp olağan bir durumu da yaşamadığımızdan maalesef uluslar arası camianın da içinde yer alamıyorsunuz.

Her şeyden önce global bir dünyada yaşadığımızı unutmamamız lazım. Hiçbir ülke maalesef bu gün tek başına bir yapılanmanın içerisine giremiyor. Girdiği anda da küresel sermaye sistemiyle o ülkeyi dışlayabiliyor. Durum böyle iken ve de ülkenizin idaresi bu olağanüstü koşular içerisinde başka ülke tarafından yönetilirken vekil seçmek ve bir hükümetçilik oyunu oynamak masturbasyondan başka bir şey değildir.

Yakın geçmişimizde bunu en iyi dillendirenlerden bir tanesi de sayın Rauf Raif Denktaş’tır. Ne demişti? Türkiye’nin istemediği ve de onaylamadığı hiç kimse bu ülkede ne cumhurbaşkanı ne başbakan ne de vekil olabilir. Önemli politikacılardan bir olan Rauf Raif Denktaş bu o kadar net görmüş ki cumhurbaşkanlığına adaylığını koymamıştır. Ama ne garip ki yıllarca birlikte (sözde milli)dava arkadaşları onu sırtından bıçaklayıp AKP den yana tavır koymuşlardır.

Bu ülkenin sorunlarını çözecek bir yapılanma asla düşünülmedi ve düşünülmeyecek de. Çünkü bu ülke işgalcisi tarafından rehin tutulmaktadır kendi çıkarlarını korusun diye.

İşte Kıbrıslının anlayamadığı en önemli nokta budur. Aslında bir çoğu bunun farkındadır fakat işgalcinin icazetine mazhar olduklarından seslerini çıkaramıyorlar.

Bu ülke insanı artık şunu çok iyi bilmesi lazım. Kaç seçim yaparsanız yapın. Kimi vekil seçerseniz seçin. Hiçbir yapılanma sizlerin sorunlarını çözmeye muktedir değildir. Ve olamayacaktır bu sürer durum devam ettiği sürece.

Bir Allahın kulu çıksın ve desin ki 1974 yılından bu yana her hangi bir hükümet bu ülkedeki şu sorunu çözdü diye.  Diyemez. Çünkü sorun çözmek yerine sorun üretmiştir.

10 yıl emeklilik meselesi…

Soyadı meselesi…

İtem yasası…

Bileşik faiz yasası…

Özel hayatı koruma yasası…

Kooperatiflerin siyasete peşkeş çekilmesi…

Sanayi holdingin batırılması…

Ve daha sizlere sıralayabileceğim onlarca mesele.

Maalesef dibin dibini yaşadığımız şu günlerde 15 gündür hükümetin kurulamamasının ne önemi var ki. Herhangi bir sorunu çözmeye muktedir olamamış bir iktidarın varlığı olsa ne olur olmasa ne olur.

Evet sevgili Kıbrıslılar (özellikle Türkçe konuşan Kıbrıslılar) bütün sorunlarımızın çözümü Kıbrıs meselesinin bir an önce sonuca ulaşması ve bu işgal koşullarından kurtulmamızla mümkündür.

Bunu başka da bir yolu yoktur.