SİZİ DAHA NE YAPILMALI Kİ REAKSİYON GÖSTERESİNİZ?


2020 pandemiyle birlikte tek tipleşen insan ve toplum, iki yılın sonunda  gerçeklerle yüzleşmeye başlıyor. Covid 19 nun dayatmış olduğu kapanma ve bu kapanmaya paralele yeniden şekillenen insan ve toplumlar, yeni yapılanmanın ne insan doğasına, ne de toplumsal yapılara uygun olmadığını göstermiştir. Her daim söylediğimiz en önemli şeylerden bir tanesi de insanın sosyal bir varlık olduğu ve sosyal olabildiği oranda sağlıklı ve insan kalabilir olmasıdır. Yeni dayatılan birey anlayışı ise bunun tam tersi.

İlk başlarda devletler ve tabi onların hükümetleri bu durumdan rahatsız olsalar da ilerleyen süreç içerisinde özellikle hükümetler bu uygulamaların aslında kendilerine ne kadar uygun olduğunu gördüler ve yeni durumu çok sevdiler. Çünkü toplumsal dayatma olmadan istedikleri bütün yasaları (toplum yararına olmayan) istedikleri şekilde geçirmelerine olanak sağlamıştır. Bireysel anlamsa sosyal medya ağırlıklı tepkiler oluşmuş olsa da maalesef cılız kalmaktan öteye geçememiştir.

Geçtiğimiz iki yıllık süreçte ülkemizdeki duruma baktığımızda, ülkemiz de diğer ülkelerin hükümetleri gibi bu işi çok sevmiştir. Hatta geçirdikleri yasalara baktığınızda hemen hemen hepsinde oy birliği olduğunu görürsünüz. O kadar ki pandemi dönemine denk gelen bilişim yasası buna en güzel örnektir. Bir tarafda inanılmaz bir oy birliği bir tarafta ise muhalefet milletvekillerinin televizyon televizyon gezip toplum karşısına çıkıp yasayı savunmaları.

Sanırım trajedinin doruğunu yaşıyoruz. Ve unutmayın ki bir ülkede yasalar geçirilirken oy birliği sağlanmışsa anlayın ki toplumun çok ciddi kayıpları olacaktır. Tarihte bununla ilgili on binlerce örnek bulabilirsiniz.

Hala hazırda pandemiyi çok seven siyasetçilerimiz maalesef kısa bir süre önce yapılan seçim çalışmalarında toplumuna vaat ettikleri her şeyi rafa kaldırmışlar. Kendilerine vaatleri hatırlatıldığı zaman da kimseden ses çıkmıyor. Ve maalesef toplumun yaptıkları uygulamalarla daha fakirleşmesini ve insanca yaşamdan uzaklaşmasını sağlamıştır. Üstelik bu uygulamaların başında da Hipokrat yemin etmiş bir doktor var.

Neden fakirleştirme politikaları? Fakirleşen toplumların sanıldığı gibi reaksiyon gösterdiği doğru değildir. Bilakis gününü kurtarmayı, ailesinin geçimini, çocuklarının geleceğini ve dahi ay sonu ödeyeceği faturaları düşündüğünden hiçbir şekilde mücadele etmesi söz konusu olamayacaktır. İşte bu yüzden dünyanın her tarafındaki hükümetler bu düzeni ve uygulamalarını çok sevdi.

Geçtiğimiz üç aylık sürece baktığımızda ülkemizde yaşadığımız ekonomik çöküntüyle on binleri geçen işletme kapanmalarına, üretimin durmasına ve dışa bağımlılığın daha da çoğalmasına tanıklık ediyoruz. Siyasilerin dediği kriz var yalanına kanmamak lazım. Çünkü kriz iyileşecek bir şeydir ama bizde kriz yok. Bizde çatı da zemin de çökmüştür. Ticaretin ve dahi üretim ilişkilerinin olmadı yerde yaşanan şeyin adı stagflasyondur. Bunun başka adı da yoktur.

Bir Nisan kapıda ve gelmek üzere. Şunun şurasında kalmış 25 gün. Bu yirmi beş günün sonunda gerek işletmeler gerekse evlere gelecek elektiriğin neticesini hep birlikte yaşayacağız.

Geçtiğimiz gün bir kasap dostumla sohbet ederken kendisine geçen ay ne kadar elektirik  faturası ödediğini sordum. 6500 tl ödediğini söyledi. Düşünün hesap gayet açık 6500 X 170 böl 100 eşittir ?????.... 20000 tl ye yakın bir rakam ödeyecek nisan itibarıyla. Aradaki fark iki personel parası.  E yani size daha ne yapılması gerekir ki canınıza tak desin. Evlerde de durum bundan farklı değildir. Yani 500 tl ödeyen 1500 tl ödeyecek. 1000 tl ödeyen de 2700 tl ödeyecek. Yahu hesap bu kadar açık. Üstelik kullanılan elektiriğin ev ve işyeri açısından karşılığı yüzde yirmi. Yani yüzde yirmi yüzde seksenin elektiriğini de ödüyor. Her halde toplum olarak ahmaklığın doruğunu yaşıyoruz. Casinolara, otellere, askere, devlet kuruluşlarına bağışlanan elektiriği düşünün. Ve sizde tık yok.

Ama gördüğüm kadarıyla ne yapsalar galiba müstahakımızdır.