Çıkış buradan (2)


Kapitalizm , emperyalizm üretmeden, emperyalizm savaşsız, savaş da iç/dış düşmansız yapamaz. Kapitalizmin bir şeyi daha ürettiği vurgulanıyor: Teknoloji. Günümüz koşullarında sorgulanması gereken teknolojinin kimin tarafında, kimlerin yararına kullanıldığı ve nasıl fetişleştirildiğidir.

 Teknolojinin büyüme, kalkınma, modernleşme, muasır medeniyete ulaşma gibi noktalarda olmazsa olmaz olarak gösterilmesi tamamen ideolojik bir yaptırımdır. Teknoloji durduk yere ortaya çıkmaz. İşçiye, emekçiye, doğaya ve diğer sermayedarlar ile rekabette önemli bir koz olarak kullanılır.

Kitaptaki önemli tespitlerle devam edelim. Kapitalizmde sömürü gizlidir. Çalıştım kazandım, hakkımı aldım denir. Bu gizliliği pazarlayan ve adına iktisat denen asıl görevi ideolojik manipülasyon olan sahte bir bilim var.

Üniversitelerde okutulan ve adına “İktisada giriş“ denen dersin gerçek adı “kapitalizme giriştir.” Kaynaklar sınırlı ama ihtiyaçlar sınırsızdır diyen bu sahte bilim, büyümeyi, ilerleme ve kalkınma ile eşitleyip baş tacı eder. Oysa ilerleme yanlış yolda geride kalmaktır! Geride kalınan bu yolda bağımsızlık da tartışmalı bir kavramdır. Bugünün bağımsızlığı, bağımlılığın yeniden üretilmesidir. Bağımlılığın sürekliliği devletin sermaye ile özdeş olmasının da bir sonucudur.

Kapitalist toplumda devlet, sermayenin devletidir ve o yüzden de devletçilik diye bir şey söz konusu değildir. 1980’lerle birlikte devlet sosyal alanlarda küçüldü ama sermayeyi korumak için büyüdü. Bu tarihle birlikte devlet kendi anti tezini yürürlüğe soktu: Özelleştirme!

Özelleştirmeyi, serbestleştirme ve kuralsızlaştırma izledi. Özelleştirme ile ortak mülkiyetin sermayeye devri, serbestleştirme ile sermaye hareketlerini sınırlayan düzenlemelerin kaldırılması, kuralsızlaştırma ile de toplum lehine olan kuralların sermaye lehine çevrilmesi söz konusuydu.

Tüm bunların neticesinde ekonomik büyüme denen şey aslında yoksulluğun, açlığın, sefaletin, yıkımın, savaşın, talanın, rantın ve şiddetin büyümesidir . Bir ülkenin tarımı nasıl çökertilir diye sormakta Fikret hoca: Bir ülkenin topraklarını kullanmak için o ülkeyi işgal etme dönemi geride kaldı. Ulus ötesi şirketler nerede hangi tür tarımın yapılacağına, hangi gübrenin, tohumun, ilacın kullanılacağına karar vermekte.

Üretimin bütün aşamaları standart hale getiriliyor böylece çiftçinin söz hakkı elinden alınıyor. Günümüzde , üreten çiftçi marketten yumurta alan tüketiciye dönüştü.

İnsanlık ve uygarlık önemli bir kavşakta diyor Fikret hoca kitabında. Kavşak, yön değiştirmek başka yönlere gidebilmeyi tercih etmektir. Bu tercihin ilk adımı yeni düşünceler üretmek ve onu örgütleyebilmektir. Ölü bilgilerden, kalıplaşmış düşüncelerden çıkmak gerekmekte. Ama tüm bunları geç kalmadan hayata geçirmeli.

Politika sosyalleşmeli. Yani herkes politikanın içine girmeli. Ama maalesef bu gerçekleşmiyor. Bugün 20 sol parti , 40‘tan fazla fraksiyon var. Peki sormak gerek; işçinin emekçinin, ezilen ve sömürülenlerin 60‘tan fazla çıkarı mı var? Bu bölünme itibar, etkinlik ve en önemlisi inandırıcılık sorunu yaratıyor.

Kötü sistemde iyi politikalar üretmek zordur bu durumdan eko-sosyalist bir paradigma ile çıkılabilir tespiti çok büyük önem taşımakta. Eko-sosyalist geçiş programı ekonomik, ekolojik ve demokratik planlama ile sağlanmalıdır uyarısı da ayrıca dikkate alınmalı.

Çıkış Buradan kitabı bir sürecin devamı ve anlatısı. “… Yeni bir örgütsel işleyiş modeli gerekiyor. Bunun için geride kalan 200 yılda patlak veren halk devrimlerinde oluşan örgütlenme biçimlerinden hareketle geçmişten ders çıkarıp bugünün imkanlarını da hesaba katarak yeni bir örgütlenme modeli oluşturmak gerekiyor…”