Bir Bayram Daha Geçti


Sessiz sedasız bir bayram geçirdik. Ne o eski coşkulu kutlamalar, ne o eski adetler, ne de o eski heyecan yok artık. Her şey eskide kaldı. Nerde o her evin bacasından tüten ekmek-çörek kokuları, nerede o köy fırınlarında yapılan kafesler, pilavunalar, çitlembikli bittalar….. Zaman, her şeyi alıp götürdü adeta bizlerden. Evlerin bacasından duman çıkmaz oldu. Yenilendik mi demeliyim, yoksa zamana yenik mi düştük, bilemedim. Eski bayramlar artık hafızalarımızda yer etmiş birer anıdan ibaret. Hele bu bayram iyice silik ve sönüktü. Ne memleketin tadı tuzu kaldı, ne de insanlarımızın. Bir hükümet krizi, bir taht kavgası aldı başını gidiyor. Ancak, böylesi bir zamanda bile, devlet yetkililerimiz sosyal medya hesaplarından bayram kutlamaları yapmaktan geri kalmadı. Sanki, her bir şey memlekette tıkırında yürümekteymişçesine utanmadan sıkılmadan halkın bayramını kutlayıp etrafa gülücükler saçarak ekranlarda boy boy resimler paylaşıldı. Zaten ne geldiyse başımıza bu gösteriş budalalığından geldi. Çok merak ediyorum acaba hangi devlet yetkilisi bir öksüzün başını okşayıp cebine birkaç kuruş harçlık koydu, bir garibanın okul masraflarını karşıladı, ihtiyaçlı bir ailenin ocağındaki tencerede tavuk-et pişmesine vesile oldu, ya da hal hatır sorup kararınca bir yardımda bulundu? Eminim hiçbirisi böyle bir davranışta bulunmamıştır. Malum, yıllardır ayni suratlar ayni mevkilerde dönüp dolaşıp ayni koltuklarda otururken devletin ensesinden yiyip içmelere alışmışlar ki ceplerinde akrep var, ellerini koyamazlar oraya. Ama iş gösterişe geldi mi, en şatafatlısından, en fiyakalısından olsun diye uğraş gösterirler. Hele bir de aile ve eş resimleriyle bayram kutlamaları ve aile birliği olduğunu etrafa göstermeleri yok mu, şaşırmıyorum artık. Çünkü biliyorum ki her şey gösterişten ibarettir. Zira toplumu oluşturan aile kavramının kıymetini bilmiş olsalardı eğer, bugün memlekette biraz doğru düzgün iş yaparlar da ailelerin dağılmasını bir nebze de olsa engellerlerdi. Pahalılıktan evine ekmek götüremeyen, evinin kirasını ödeyemeyen, evinin elektrik faturalarını öteleyen, bugün artık mazbataların kapıya dayandığı bu günlerde her şeyin en başta sorumlusu hükümet eden yetkililer değil midir? Eğer bir toplumda siyasi istikrar var ise, ekonomik istikrar var ise, o toplumdaki bireyler mutlu, huzurlu ve gelecek endişesi yaşamayan insanlar olurdu. Belli bir kesim var ki, sermaye patronları, yandaşlar yine bu bayramda konserlerde kadeh kaldırıp ekranlara poz verdiler. Gariban halk ise evinde bırakın mangal yakmayı, tavuk kanadı bile alabilmiş mi, şüpheliyim. Dedim ya bir garip, sessiz sedasız, tadı tuzu olmayan bir bayramdı. İyi ki hafızalarımızda o güzelim eski bayramların izleri var da, geçmişi anımsayarak biraz yüzümüzde tebessüm oluştu. Nerede o çağlayanda kurulan bayram yerleri, nerede o evlerde toplanıp kebapların kokusunun yedi mahalleye dağılıp da karıştığı duman kokuları, nerede o üç gün üç gece aile ziyaretleri, muhabbetleri… Düşünüyorum da zaman değişti diye bizim de değişmemiz gerekmezdi. Ayni örf ve ananeler devam edebilirdi. Heyhat…