Kıbrıs Adası ve Kıbrıslı Türkler


Kıbrıs Adası Akdeniz’de Sicilya ve Sardinya’dan sonra üçüncü büyük adadır. Coğrafi ve siyasi konumu itibarı ile dünyanın stratejik önemi olan bir noktada bulunmaktadır. Bu yüzden asırlar boyunca tarihine bakıldığında hep sömürge altında kalmıştır. Ada 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bağımsızlık kazanmıştır. 1974 yılında ise Yunan darbesinin ardından TSK’nin gerçekleştirmiş olduğu harekat sonucu de facto olarak tek yanlı Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurulmuş ve sonra 1983 yılında bağımsızlığını ilan ederek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almıştır. 1 Mayıs 2004 yılında Ada’nın rumlar tarafından yönetilen güney kısmı ise Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Avrupa Birliğine girmiş ve o günden bu günlere güney her konuda gelişerek büyümüş ve ekonomik anlamda kendi ayakları üzerinde duran bir devlet olmuştur. Kuzey Kıbrıs’ı ekonomik olarak burada anlatmama hiç gerek yok, geldiğimiz noktada durumumuz net bir şekilde ortadadır. Yanlış siyaset, yanlış politikacılar ve idari işlerdeki zafiyet bizi bugünkü durumlara itmiştir. Elimizdekilerin değerini bilmeyip, üretimden koparıldık, topraklarımızı parsel parsel yabancılara peşkeş çektik, halihazırda gelen paranın şımarıklığı ile tembelliğe alıştırıldık. Oysa konumu itibari ile doğru politikalar yapılsa idi bugün gerçekten de Ada anıldığı gibi “Cennetten bir köşe” olacaktı. Bugün Ada’da doğalgaz ve petrol boru hatlarının İskenderun körfezine kadar uzanması le Kıbrıs’ın önemi bir o kadar daha artmıştır. Tam da bu yüzden neredeyse dış güçler tarafından ele geçirilmek ve idare edilmek Ada’nın kaderi olmuştur. İçinden geçtiğimiz şu günlerde, yeniden bir tarih yazmak için son bir fırsat vardır. Ülkede sağcısı solcusu gözünü açıp, artık birlik olma zamanı geldiğinin farkına varmalıdır. Ada’nın kaderi için, Ada’nın geleceği için, toprak bütünlüğümüz ve yönetimde katı ve dik duruşumuz artık elzem olmuştur. Aksi takdirde sonumuzun bir Girit, bir İskenderun olması kaçınılmazdır. Bu ülkede artık siyasi görüş, siyasi ayrılıklar, menfaatler, koltuk ve makam sevdası bir kenara bırakılmalıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı altında coğrafi konumu açısından önemi bilinerek, burada bir devletin varlığı, bir devletin dünya açılması gerekliliği ve bu devletin hiçbir baskı almadan kendince yönetilmeye ve ekonomide güçlenerek kendi siyasi kaderini kendisinin belirlemesine kuvvetle ihtiyacı vardır. Bunu yapacak olan da ilk önce toplum olarak birlik beraberlik içerisinde hareket edip, kimlik ve isim yaşatmak adına varlığımızı ortaya koymayı bilmeliyiz. Hükümet edenlerin de Ada’nın kaderini belirlemenin kendi ellerinde olduğunu idrak etmelerine, ekonomik kalkınmanın elzem olduğuna ve bunun için acilen çareler üretmeye odaklanmaları gerektiğinin altını çizerek belirtmek isterim. Aksi takdirde, günün sonunda kimliksiz ve vatansız olmakla birlikte, işte o zaman sizlerin de dediği gibi “hepimiz ayni gemide olacağız”. Ancak ne bu geminin kaptanı sizler-bizler, ne bu geminin yolcuları sizler-bizler olacağız. Hepimizde, sadece emir altında yaşayan prangasız köleler olacağız.