Egemen söylemde tarım ve köylülük


İlerlemek, kalkınmak, çağdaşlaşmak, Batılılaşmak, büyümek ve sanayileşmek… Sayın sayabildiğiniz kadar. Göze ve söze ne hoş geliyor bu kavramlar. Tüm bunlar sınıfsız, sömürüsüz, imtiyazsız yaşayan ve yaşayacak olan biz yurttaşlar için düşünülmüş harika şimdiler ve gelecekler. İp gibi dizilmiş yukarıdaki sıralamada tarım ve köylülük isimleri yok . Neden acaba? Gelin bu kısa yazıda bu acabaya nedenleri ile bakalım.

Tarım demek köylülük demekle birleştiriliyor. Bu yazıda değinemeyeceğim ama bu birleştirme sorunlu. Şimdilik bunu erteleyerek devam edelim. Tarım, köylülükle birleşince yukarıda saydığımız güzellemelerin önünde bariyer görevini üstlenmekte. Hal böyle olunca ilk yapılması gereken bariyerin kaldırılması olacaktır. Bu işlem için ilk adım olarak tarım, kapitalizme tam entegre edilmeli, köylülükte hizaya getirilmeli.

Önemli bulduğum ve netleşmesi gerektiğine inandığım bir tanımla devam edelim. Orta, küçük ve hatta topraksız köylü zaman içinde elindeki tüm varlığı (traktörünü, sabanını ve diğer alet ekipmanları ile azıcık toprağını) kaybetti ve proleterleşti.

Bu proleterleşme süreci yatay düzlemde tüm toplumsal katmanları etkilemekte. Buna sadece bedensel proleterleşme olarak bakmamak gerekmekte. Zihinsel proleterleşme ve üreticinin proleterleşmesini de buna eklemeliyiz. Şimdi bu iki süreci köylülük ve tarım üzerinden inceleyelim.

Birincisi düşünsel proleterleşme. Tarımsal yöntemler, teknikler, beceriler ve diğerleri insanın ilk tarihi ile neredeyse çok yakın zaman diliminde. Binlerce yıllık deneyim, birikim, bilgi zaman içinde gelişmekte ve günümüze gelmekte.

Hangi tür toprağın ne zaman hangi ürünle ekileceği, biçileceği, gübreleneceği, sulanacağı… gibi yöntemler köylünün hafızasında yıllar içinde yer etmekte, gelecek kuşaklara devredilmekte. Tarımın endüstrileşmesi ile birlikte tüm bunlar yok edilirken tarihsel hafıza da çökertilmektedir. Yeni kuşaklara aktaracak bilgi ve deneyimlerin azalması hatta yok olması söz konusu.

Bu aktarım ağının koparılması köylünün bilgi düzeyinde proleterleşmesidir. Zihinsel anlamda çökertilen köylünün yerine, kitapta yazılanlar dışında bir şeyden haberi olmayan patronunun sözünden çıkmayan üniversite bitinceye dek toprakla tanışmayan tarım uzmanı kararları verecektir.

Tarımın kapitalistleşme sürecinden önce bilgisini çocuğuna aktaran ve bunu devam ettirmesini isteyen köylü, şimdilerde çocuğum okusun köye dönmesin kendini kurtarsın diyor!

Köylü, tarımı bir gelecek umudu olarak görmüyor. Kendisi ile birlikte yok olan bilgi sürecinin bu hazin durumunu izlemekten başka çaresi kalmıyor.

Köylünün bilgi düzeyinde proleterleşmesi karar verme süreçlerinin elinden alınması demektir. Artık hangi tohumu, gübreyi, ilacı kullanacağına biraz önce bahsettiğimiz tarım uzmanı karar verecektir.

İkinci önemli husus köylünün üretim düzeyinde proleterleşmesidir. Köylü kendi ürününü kendisinin yetiştirmesi yanında tüketmesiyle de döngünün içinde yer alır. Ama bu halka günümüzde kopmuş durumda. Marketten yumurta, mandıradan süt, manavdan patates alan köylü var karşımızda. Süreç burada da bitmiyor. Alım gücünün yükselen fiyatlar karşısında düşmesi sonucu tüketici olarak da proleterleşti köylü. Kısa bir süre önce aldığı ürünü yerine koyamayacak durumda. Hem üretici hem de tüketici olarak devre dışında.

Şimdi önemli bir noktaya daha vardık. O da, proleterleşmenin işçileşme ile birlikte anılması, adlandırılması. Oysa bu hem teorik hem de pratik olarak uygun değil. Köylünün bilgi, üretim, dolaşım ve tüketim devrelerinin dışında kalarak proleterleşmesi onun otomatik olarak işçileştiği, işçi sınıfına dahil olduğu anlamına gelmez. Ama gelin görün ki sol mantık çoğunlukla bu eşitlemeyi tercih etmekte.

Proleterleşen her kesim için, proletarya = işçi sınıfı eşitliği kurulur ve onun üzerinden aritmetik hesaplamalara gidilir. Bu aritmetik kafayla da teknik çözümlemelere girişilir. Proleterleşmeyi bir havuz olarak görmek ve ne varsa içine atıp sorunu çözmek değil daha da karmaşıklaştırmak demektir.

Bugün tarımın kapitalistleşmesi sonucu tat alma duyumuzu da kaybetmek üzereyiz. Her ürünün her yerde yetiştirilmesi mümkün müdür diye soralım. Cevap elbette hayır. Ama kapitalizm bu hayırı dinlemiyor. Tüm farklılıklara rağmen aynı ürünü dünyanın dört bir yanında yetiştiriyor. Hem toprağın hem de insanın sağlığını tehdit ediyor. Tek tip düşünme, tek tip giyinme tek tip beslenmeden ayrı ve bağımsız değildir!

Bugün tarım geriliğin, köylülük yoksulluğun nedenleri arasında gösteriliyor. Madem yoksulluk söz konusu o vakit kapitalist sistemin bekçileri yoksullukla değil yoksullarla savaşacaktır! Tarım ve köylülük bu savaştan nasibini alacaktır.

Tarım, iktidar olma ve iktidarda kalma yöntemlerinden bir tanesidir. Tarımsal gelişme daha doğrusu gelişememe hem ilerlemenin hem de iktidarda kalmanın engeli olarak görülür. O nedenle bitirilmelidir. Oysa ilerleme ileriye gitmek değil yerinde saymak ve geride kalmaktır.

Yoksulluk ve ilerleyememe gibi toptancı egemen söylemler tarım ve köylülük ile bir tutulunca ortaya sınıflara bölünmemiş, hiyerarşik olarak yapılanmamış, tahakküm ilişkileri içinde parçalanmamış bir köylülük profili sunuluyor. Oysa sınıfsal ayrım başta olmak üzere diğer etmenler köylülük içinde son derece egemendir.

Buradan şu sonuca varanları hayretle takip edelim: Madem sınıflara ayrılmamış bütün bir köylülük var, madem hepsi benzer o vakit ekip biçtikleri toprakları da bir ve aynıdır, herkesindir. Hal böyle olunca da toprak reformu gereksizdir! İstemek bile yanlıştır!

Samir Amin ‘in çok değerli bir tespiti ile bitirelim “… İlerlemek, yanlış yolda geride kalmaktır…”