SUÇLU KİM?


Her şeyden önce, eğer herhangi bir konuda suçlu arıyorsanız, ilk önce aynaya bakıp kendi kendinizle yüzleşecek cesarette olmanız gerekir. O cesareti gösterebildiğiniz anda zaten suçlunun da kim olduğuna dair ipuçları yakalayacaksınızdır. Efendim, gelelim son günlerde sosyal medyayı fazlası ile meşgul eden konuya, yasakların ihlali ile verilen hapis cezasına. Kimine göre söz konusu şahıs masum, kimine göre emir verenler suçlu, kimine göre ise, emri veren de, bu emri uygulayan da suçlu. Öncelikle altını çizerek belirtmek isterim ki, uzun yıllardır bu ülkede UBP’nin yapmış olduğu atamaların neredeyse tamamı ahbap-çavuş ilişkisine dayalıdır. Önemli olan oturacağı mevkide işinin ehli olup olmadığı değildir. Asıl olan, bu patiye onların istediği şekilde yapacağı hizmetler, onların her dediğine uyarak hareket etmek ve tabiri yerinde ise kukla olmayı becermek en önemlisidir. Bunun böyle olduğunu zaten bir çoğumuz biliyoruzdur. Ataması gerçekleşenler de bunun böyle olduğunu ve partiye çalışacaklarının gerçeğini en başından bilmektedirler. Seçim yasakları dönemi vuku bulan olayda, Yayın Yüksek Kurulu’ndan “yayını kes” uyarısı almasına rağmen yayına devam etmesi sonucu bahse konu şahıs ceza almıştır. Sosyal medyada dönen haberlerde bir tanıdığı bu kişinin cv’sini yazdı. Oldukça donanımlı, bilgili, deneyimli ve yurt dışında uzun yıllar buna benzer bir kurumda üst düzey yöneticilik yaptığı belirtilmekte idi. Ve partinin ısrarları üzerine yurt dışından getirtilip, buraya yerleştirilmiştir. Hemen burada yazmadan edemeyeceğim, ülkemizde o kadar çok dalında bir numara gençlerimiz var ki veya bu mevkiye uygun o kadar deneyimli ve tecrübeli basın-yayın işi yapan insanımız var ki, neden onlar değil de, bu hanım yurt dışından getirtiliyor? Demek ki torpil büyük. Demek ki, böyle bir göreve gelirken emir alacağını, partiye çalışacağını ve partinin sözünden dışarı çıkmayacağını biliyordu. Ve yine tecrübe ve deneyimleri sayesinde seçim yasakları boyunca yayın yapılmayacağının da bilincinde idi. Ayni şekilde uyarı aldığı zaman da yayını kesmek zorunda olduğunun da bilincinde idi. Yapmadı. “Emir demiri keser” diyerek, arkasındaki güce güvenerek ve belki de birilerine şirin görünmek için yayını kesmeyip, yasakları ihlal etti. Madalyonun diğer yüzünde ise, verilen emre uymayarak, seçim yasaklarında yayının yasak olduğunu söyleyerek bu yayını yapmayabilirdi. O zaman da emirlere uymayacağı için görevinden olacaktı. İnsan bir görev aldığı zaman bunu kurallarına göre, onuru ve dik duruşu ile ifa eder. Edemeyecekse de noktayı koyar, ceketini alır ve gider. İşte bizlerin başına ne geldiyse hep emir kulluğundan, itatkar oluşdan ve doğru bildiklerimizi yapmayıp, sırtımızı torpilimize dayadığımızdandır. Kendisini okul yıllarından biliyorum ve bu başına gelenlere insani yönü ile gerçekten çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Ancak, sorgulamak ve sebep-sonuç ilişkisi kurarak olayı enine boyuna düşündüğümde kendimce doğru olanları yazmaktan kendimi alamadım. Burada “suçlu kim” diye soruyorsanız, yazım gayet anlaşılırdır. Temennin bu Ada üzerinde yaşayan ve her türlü suça teşvik edenler ve şaibeli kişiler bir gün yargı önünde, adalet önünde gerektiği şekilde yargılansınlar.