"Quis Custodies Ipsos Custodiet" ("Who will guard the guards themselves?")


Lafı evirip çevirip biryerlere götürmeye gerek yok. Direk konuya girmeyi tercih ederim. Ülkemizde kamuya olan güven, siyasete ve siyasilere olan güven sıfırlanmıştır diyebiliriz. Başlıkta bahsedildiği gibi, toplumu koruması gereken, toplumsal çıkarlarımıza değerlerimize sahip çıkması gerekenler, topluma yapılan ve veya yapılabilecek yanlışları denetlemesi gereken kurum ve kuruluşlar sınıfta kaldıkları zaman sorumluluk kime ait olur "quis custodies ipsos custodiet".

Ormanlarımızı, bağları, bahçeleri, yaban hayatı, kuşu, böceği, kısacası doğamızın tüm güzelliklerini yakıp kavuran, yok eden yangın hakkında çok söylenenler oldu, çok yazılar yazıldı. Sanırım bu konuda mutsuzluklarını, kızgınlıklarını ifade etmeyen, göz yaşı dökmeyen (bazıları için bu gözyaşları timsah gözyaşları olsa da) kimse kalmadı diyebiliriz. Ama ne yazık ki ölenin arkasından “ah ne kadar da iyi insandı” “kimseye bir kötülüğü yoktu” “herkes onu severdi” deyip 3 gün yastan sonra unutulanlar gibi, bu insan kaynaklı felaketinde akıbetinin de unutulması çok sürmez (bir sonraki ağır ihmalden kaynaklanacak yeni bir felakete kadar).

Çok geçmez, yine halka ait ormanlar, deniz kıyıları, hali araziler birilerine peşkeş çekilecek, peşkeş çekenler mükafatlandırılırlarcasına tekrar tekrar seçim sandıklarından zaferle çıkacaklar, yine söndürülmemiş sigara izmaritleri, cam bira şişeleri arabaların camlarından dışarı fırlatılatılacaklar, izinsiz mangallar yakılacak, dere yataklarına yine izinsiz inşaatlar yapılacak, buna “dur ne yapıyorsunuz?” diyenler çıktığı zaman da “bunlar milli iradenin düşmanı”, “Rum yanlıları”, “vatan hainleri” olarak yansıdılacaklar hiç şüphesiz.  

Gerçek olan, ahlâk ilkelerinin sabit olmadığı ülkemizde her ne pahasına olursa olsun siyasi iradeyi elinde tutmaya çalışanların her gün tarihsel ve insanlık suçları işlemekte oldukları ve her gün insan hakları ihlallerine, doğa, çevre katliamlarına neden olduklarıdır.

Hal bu iken, ülkemizde yaşananlar ve yaşatılanlar karşısında 3 gün yas tutmakta bile zorlanan, protestolarını, eylemlerini ’eğlence havasında’ yürüten bir toplumun, özelliklede sivil toplum hareketinin, gelecek nesillere umut veren bir gelecekten söz etmesi, doğa ve çevre değerlerine sahip çıkması şu an için zor olur. Zamana ve şartlara göre (kişisel çıkarlara göre) ahlâkî göreceliğin (rölativizmin) kabul gördüğü bir toplumun radikal değişime ve mücadele biçimlerini yeniden gözden geçirmesine ihtiyac vardır.

Özellikle de sivil alanın ögesi olan sivil toplum örgütlerine, üçüncü bir sektör olarak böylesi dönemlerde büyük görevler düşmektedir. Sürdürülebilir değişimin tetikcileri olarak sivil toplum, etik ilkelere, evrensel insan haklarına (İnsan Hakları temelinde kadın ve çocuk haklarına) uygun davranışların geliştirilmesi, etiğe ve yasalara aykırı davranışların denetlenmesi, yaptıkları çalışmalarla toplumda insanların yaşam kalitelerinin artmasına katkı sağlamayı, etik faktörlere ve değerlere saygıyı geliştirmeyi hedeflemeleri gerekmektedir. Kamu ve özel sektöre yönelik denetim rolü olan sivil toplum örgütleri toplumsal hayatta etik ve evrensel insan hakları ihlallerine karşı örgütlü ve sürdürülebilir bir yapıya sahip bir ses, bir duvar, bir güç konumunda olmaya gayret göstermelidir ve etkin bir hukuk devletinin oluşmasının da takipcisi olmalıdır. Bir diğer değimle, bu toplumun çıkarlarını her ne pahasına olursa olsun korumakla mükellif siyasilerin, hükümetin ağır ihmalleri karşısında ‘kontrol ve dengeler’ rolunü yürütmelidirler.

Unutulmamalıdır ki etkili hukuk devleti, hesap verebilir hükümeti ve temel haklara saygıyı destekleyen barış, eşitlik ve fırsat topluluklarının temelidir. Etkili hukuk devleti yolsuzluğu ve yoksulluğu azaltır, insanları büyük ve küçük adaletsizliklerden korur.

Biz insanlar, her zaman siyasileri, hükümeti sorumlu tutmalı ve onlara siyasetin, kamu hizmetlerinin kendilerini zenginleştirme, kendilerine ve yandaşlarına  çıkar sağlama yeri olmadığını hatırlatmamız gerekmektedir. Buna ters düşenlerin de, hiç acımadan ve tereddütsüz, yargı yoluyle cezalandırılmalarını sağlamalıyız.

Hepimizi üzen bu doğal olmayan felaketlerdeki suçlular belli olsada yine de herkesin (kendi payı ne kadar sorusu için) bir aynaya bakması gerektiğini düşünenlerdenim…