Unutan zihin


Sanal gerçeklikler dönemindeyiz. Unutkanlık, kapitalizmin okullarında öğretilen zorunlu dersler arasındaki yerini çoktan aldı. Bu derslerle birlikte ucuz düşünce gücü arttı, kişi başına düşen özgürlük miktarı azaldı.

Bu durum günlük umutlar ve haftalık ütopyalar peşindeki koşunun mesafesini çoğalttı. Pek çok şey kısa vadeli programlanıyor, kurgulanıyor. Unutkan zihin, uzun dönem düşünmeyi yok eden bir makina gibi işliyor.

Ayaklarından başlayarak zihnine dek işgale uğrayan insan zamanla harabeye dönen hafızasını kaybetti yada kaybetmek üzere. İçi boşaltılmaya çalışılan dünya da zihinle birlikte bedende unutulmakta.

Dışlanmışlık, endişe, yabancılaşma ile el ele ilerleyen yalancılaşma, etnik ve kimlik yok edilişler, güvencesiz iş yaşamı, sosyal kötülükler, iklim krizleri, ekolojik yıkım… İşte tüm bunlar medeniyet denilen günümüzde, toplumsal belleğin karşısına dikilen unutmanın iktidarlarıdır !

Unutturan iktidar, belleğin hatırlamasını ve hatırlatmasını asla istemez. Yaşamı ölüme, ölümü de paraya çeviren sistem taksitle yaşatıp borçlu öldürüyor ! Yaşamla ölüm arasındaki kısa dönemde düşünsel yapısını ve zaman kullanma yetisini kaybeden birey stresle ve onun getirdiği agresiflikle boğuşup duruyor. Sahip olmayı insan olmanın önüne geçiren sistem orjinallik ve yaratıcılığı yok ediyor.

Hayat çalışmaya indirgenmiş durumda. Mafya tipi örgütlenmiş cinayet ekonomisi var karşımızda. Bu cinayetlerin suç aleti de çok tanıdık: para! Bir mala ulaşmak için önce paraya ulaşmanız gerek. En önemlisi de ulaşım ve sonrası evrelerin unutuluyor olması.

Planlı eskitme diye bir şey var. Ben ona teknolojik unutturma diyorum. Bir ürün daha ambalajından çıkarılmadan eskimeye başlıyor. Kullanım ömrünün kısalığı hafızanın boyunu da kısaltıyor.

 Temelde yatan, kullanım değerli yavaş işleyen dünyanın, değişim değerli hızlı işleyen Dünya ile yer değiştirmesi. Bununla birlikte reklam – moda – marka üçlüsü eşliğinde metanın sürekli yenilenmesi ve bunun zihinde yara açıcı düzeye erişmesi. Tedavi için sunulan da unutma hapları.

Hızlı yaşanan modern dünya bir çok sosyal, ekonomik, doğal felaketlerin yaratıcısı. Bu şartları değiştirmemek ya da değiştirememek için önce kabul etmek gerekmekte. Elimden ne gelir sözüne zihnimden ne geliri de eklemek lazım. Kölece yaşama baş kaldırmamak için önce köle olduğunu unutmak gibi…

Unutan zihin bedenine de yabancılaşıyor. Kafa ve ayaklar aynı vücuda ait ama farklı yerlere gidiyor. Ben ve biz kavramları kontörlü kullanıma tabi. Çalıştığı iş yerine “bizim orası çok iyi“ diyen birisi, işten atıldığında “beni kovdular“ diyor ve kontörü bitiveriyor.

Mekanlar, çoklu unutma alanlarıdır aynı zamanda. İnşaat işçisi bir evi inşa ederken, o eve hiçbir zaman sahip olamayacağını bilir. Evi de bu gerçeği kısmen (süreli) unutarak inşa eder. Aynı durum evi satın alan için de geçerlidir. Fakat bu kez satın alan için bu durumun unutulması süresizdir. Ve bazen hiç aklına bile gelmez.

Mekanla devam edelim. Hafıza mekanları gibi unutma mekanları da zihin işgalinde önemli bir yere sahip. Anıtlaştırılmış devasa mekanlar, korkma ve ürkme duygularının da yaratıcısıdırlar.

Buralar da gelecek geçmiş üzerinden yorumlanır, kurgulanır ve modern medeniyette bir güzel pazarlanır. Günümüzde dev yapıların inşası dev maliyetleri beraberinde getirmekte.

Yapının büyüklüğü ile iktidarın gücü test edilmekte. Süreli konuşan, konuştukça unutturan bu mekanlar bize hep “o ana“ odaklanma sinyalleri göndermekte. Örneğin AVM‘ler bu konuda hatrı sayılır öneme sahip.

Arkadaş ziyaretlerine, ev gezmelerine gider gibi bu mekanlar ziyaret edilmekte. Tüketimin bu kutsal mekanları unutan zihin için yeryüzü cenneti. İnsanlar arası ilişkilerin son kullanım tarihleri de bu cennet mekanlarda dolmakta.

İnsanın doğa ile kurduğu tamamlayıcı, bütünleyici organik ilişkiler doğanın katli ile unutulmaya başlanıyor. Kısa bir süre önce yüzdüğünüz gölün kuruması belki yüzme bilginizi unutturmaz ama göl ile kurduğunuz tüm ilişkileri yok ederek unutturur.

 Hafızanın trajik ölümüne karşı doğa mücadelesinin gündemde tutulması ve yükseltilmesi iyi bir çözüm olacaktır. Yanan, yakılan orman sadece yok olan ağaçlar ve öldürülen binlerce canlıdan ibaret bir kayıp değildir.

O aynı zamanda insan – doğa ilişkisinin kurduğu, oluşturduğu belleğinde yanması demektir. Bellek sadece yanmaz bunun yanında; kurutulur, siyanür havuzunda zehirlenir, solunamaz hale getirilir. İşte tüm bunlar ve daha fazlası unutkan zihnin yaşadığı hazin yok oluşlardır.

Esnekleşen zihin gün geçtikçe bulanıklaşıyor. Orjinalliğini ve yaratıcılığını yitiriyor. Bir cevabım var, sorusu olan var mı dendiğinde duraksıyor. Sorduğu sorunun cevap olabileceğini pek aklına getirmiyor.

Giriş cümlemizi biraz değiştirerek bitirelim. Sanal gerçeklikler dönemindeyiz demiştim. Bunu tersinden okumakta mümkün. Gerçeğin sanal hale getirildiği dönemdeyiz ve kapitalizmin unutkanlık okullarında okumak zorunda değiliz !