BİR GECEDE İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜMDEN DE VAZGEÇİLEBİLİR


21. Yüzyılda  tek adam yönetimlerinin doğru kararlar üretmede ne kadar yetersiz oldukları ortadadır. Bu nedenle devlet tek bir kişinin yönetimine bırakılmaz, bırakılmamalı. Yasama , yürütme ve yargının bağımsızlığı aslında tek adam rejimlerinde yanlış kararların alınmasını önlemek içindir. Bu şekilde yürütmenin alacağı kararlar yasama veya yargı tarafından denetlenir ve engellenebilir.

“Türk tipi başkanlık sistemi” diyerek Türkiye’de uygulanan tek adam rejiminin ne kadar sağlıksız kararlar ürettiği tüm dünyanın bilgisindedir. Özellikle dış politikada alınan kararların bir süre sonra 180 derece ters uygulamalarla geçersiz olması işte bu sebeptendir. Denetimsiz tek adam rejimi yanlış akaralar alabilir ve bunu sonuçları da olumsuzluklara sebep olabilir.

Erdoğan’ın tek başına aldığı kararların yanlış veya doğruluğu tartışılamaz. Sarayda onu aldığı kararların yanlışlığı konusunda ikna edecek tek kişi yoktur. Bu nedenle ikna etmeye çalışanlar ikna edemeyince birer birer yanından ayrılmışlardır.

Dış politika konularında  tek başına aldığı  kararlardan onu vazgeçirenler içerdin değil dışarıdandır. Özellikle ABD başkanları bu konularda çok başarılıdırlar. Erdoğan’ın mikrofon karşısında kendi vatandaşlarına verdiği mesajlar ABD başkanları tarafından hiçbir zaman ciddiye alınmamıştır. Bunun örnekleri çoktur.  S 400 füzelerinin ABD’ye meydan okurcasına  alınması ve bunların kullanılmayacağı sözü verilmesi akıllardadır. Papaz Andrew Brunson’un casusuluk suçlamasıyla cezaevine konulmasından sonra bir gecede özel uçakla ABD’ye gönderilmesi de unutulmamıştır. Suriye’ye askeri müdahale yapacağız dedikten sonra Rusya ve ABD’nin bunu onaylamamsın karşısında eli kolu bağlı kalması da örnektir.

Son olarak İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği konusunda söyledikleri  hafızalarda çok tazedir. Bu iki ülkenin terör destekçisi olduklarından NATO üyeliklerini  onaylamayacaklarını televizyondan hepimiz izledik. Hatta Ankara’ya konuyu görüşmek için heyet göndereceklerini öğrenince :” boşuna yorulmasınlar” demişti.

ABD bu konuda Erdoğan’ı çok ciddiye almadı. İki ülke ile NATO’ya giriş işlemlerinin başlatılmasını sağladı. Hatta NATO,  İsveç  ve Finlandiya ile ortak Askeri tatbikatlar yaptı.

Madrid’de yapılan NATO  zirvesi öncesinde ABD başkanı Biden telefonla Erdoğan’ı aradı. Aralarında nasıl bir konuşma geçti bilinmez ama Erdoğan NATO zirvesi başlamadan İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine yeşil ışık yakmak zorunda kaldı.

Erdoğan durumu düzeltmek için göstermelik olsun diye Finlandiya ve İsveç’in de katıldığı üçlü bir toplantıda muhtıra imzalandı. Bu muhtıranın yaptırım gücü yok. Yani taraflar bu muhtıraya uymadıklarında bir yaptırımla karşı karşıya kalmayacaklar.

İmzalanan bu belge havuz medyası tarafından büyük zafer kazanılmış gibi duyuruldu. Böylece Erdoğan’ın sözünden niçin döndüğünü anlatmaya çalıştılar.

Türkiye’nin dış politikada Erdoğan’ın aldığı kararlar günü geldiğinde nasıl değiştirileceğinin en son örneği İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınması oldu.

Günü geldiğinde de Türkiye’nin Kıbrıs sorunun çözümü için “iki devletli çözüm” engeli de bir telefonla kalkacak. Bu nedenle iki devletli çözüm için yanıp tutuşanlar ansızdan ofsayıta düşecekler.