ARDI ARKASI BİTMEYEN FELAKETLER VE KIBRIS. 1


1850-1900 yılları arasında Amerika birleşik devletlerinde örgütlü bulunan küresel sermaye yaklaşık 170 yıllık dünya hakimiyetini sürdürürken iktidarlarını savaş ve savaş sonrası ortaya çıkan felaketlerle sürdürmektedir. Onlarca savaşa tanıklık etmiş insanlık ise maalesef tüm gerçeklere rağmen küresel sermayenin bu oyununa sürekli kanmıştır. Veya kanmak işine gelmiştir.

Mevcut süreçleri yaşarken, her geçen gün daha da güçlenen küresel sermaye gerek insana gerekse dünyaya karşı daha da aç gözlü olmaya başlamıştır. Bu aç gözlülük öyle boyutlara ulaşmıştır ki, küresel sermayenin en büyük araçları olan din ve milliyetçiliğe medya ve eğitim kurumları da eklenerek her şeyi ile küresel sermayeye hizmet etmiştir. O kadar ki, özellikle eğitim alanında robot üretir gibi, vasıfsız, dünyadan bihaber, sorgulamayan, en basit matematik işlemini bile yapmaktan aciz bireyler yetişmeye başlamıştır. Bunun pek tabi yansımaları olacaktır. Başta sorumsuzluk ve duyarsızlık…  Öyle boyutlara ulaşmıştır ki, bir tarafta yanan ormanlar bir tarafta atmosfere sürekli sera gazı pompalayan fabrikalar ve araçlar adeta dünyamızı yaşanmaz hale getirmiştir. Bütün bunların altında yatan en büyük sebepse daha çok büyüme ve daha çok kazanma.

Ve tabi ki daha çok dünyaya ve insanlığa tüketim kültürü çerçevesinde hükmetmek…

Akdeniz’in ortasında adeta bir uçak gemisi gibi duran bu cennet ada da küresel sermayenin aç gözlülüğünden nasibini almıştır. Özellikle 1900’lü yılların başında enerji politikaları çerçevesinde ve ticaret yollarına hakim olma maksadıyla Kıbrıs’ı İngiliz burjuvazisiyle birlikte yeniden şekillendirme kararı almıştı. Ve bu kararla birlikte buradaki yapıyı etnik kültürleri çatıştırarak ve savaştırarak yeniden dizayın etmiştir. İlk başta aldıkları bu kararı hayata geçirmek iki dünya savaşı nedeni ile ertelenmişti. 1945-1950 yılları arasında sarılan ikinci dünya savaşı yaralarıyla, 1950 de çatışmalar için düğmeye basmıştı. Ve o gün bu gündür maalesef herkese yetecek bu ada paylaşılamıyor. Fakat burada en önemli ironi ise aslında adanın küresel güçler tarafından paylaşılmış olmasıdır. Ve bu paylaşımın tam tamına da 120 yıllık geçmişi var. İlginç olan ve daha da ironik olansa 1960 yılında küresel güçler tarafından kurulan ve onlarca etnik kimlik olmasına rağmen sadece Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların söz sahibi olduğu KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN bu kurucu toplumları çatıştırıp adayı ikiye bölmek olduğuydu. Üstelik hiç alakası olmayan iki devleti (TC VE YUNANİSTAN) de buna dahil ederek. Özellikle Türkiye Lozan’da imzalamış olduğu antlaşma ile Kıbrıs (zaten 1878 de İngilizlere hibe edilmişti. Diplomatik prestijden dolayı dünyaya kiralandı masalını uydurdular) bir kez daha mısaki milli sınırları dışında kalmıştı. Yani Lozan’da hibe resmileşmişti. Ve o gün bu gündür arkası kesilmeyen felaketleri yaşıyor onlarca etnik kimliği sahip olan Kıbrıs insanları.

1950-1960 Oluk oluk akan kanlar, zarar gören insanlar, veraneye dönen köyler ve kasabalar ve telef olan yüz binlerce canlı.

1960-1962 Kıbrıs Cumhuriyeti… geçici de olsa bir devlete sahip olmanın gurur ve huzuru… derken 63 olayları… yine kan ve yine veraneye dönen köyle kasabalar ve yüzlerce dul ve yetim insanlar. Artık şehit edebiyatı da tavan yapmaya başlıyor bu yıllardan sonra…  derken her iki tarafın işbirlikçilerinin pompaladığı intikam ve öç olma duyguları… iş birlikçi derken hemen bir parantez açmak lazım. Bu ülkenin felaketini hazırlayan en önemli etkenlerin başında işbirlikçilik gelmektedir. Zaten küresel sermaye kendi çıkarları çerçevesinde dünyaya hükmederken bunu yerli işbirlikçilerin varlığıyla yapmıştır. Ki bizim ülkemizde gerek Kıbrıslı Rum olsun gerek Kıbrıslı Türk olsun gerekse diğer etnik guruplardan olsun burslu adı altında küresel sermayenin bulunduğu ülkelerde onlara elit bir eğitim alarak adeta kendine sonsuza kadar biat edecek şekilde bağlamıştır.

Yani yaklaşık 300 Kıbrıslı Türk, 300 Kıbrıslı Rum ve bir o kadar da diğer etnik guruplardan insanları önce eğiterek sonrada önemli mevkilere yerleştirerek bu ülkenin karanlığa gömülmesine neden olmuştur. Yine en büyük ironilerden bir tanesi de onlar kendi hükümranlıklarının olduğu bölgelerde aydınlık içinde hayatlarını sürdürmüşler işbirlikçileriyle birlikte. Ve hala o sınırlar içinde bu ülkeye ve insanına hükmetmeye devam ediyorlar. Ve görünen o ki, özellikle kuzeyde inşa edilen yeni demografik yapıyla da eski Kıbrıslıların yerini yeni ve işbirliğine çok ama çok daha müsait Kıbrıslılar geçecek.

Bu arada bütün bunlar sürerken küresel sermayenin aç gözlülüğünden dolayı insanlık iklim ve gıda kriziyle karşı karşıya kalmış durumda.

Haftaya devam edecek…