"Siyasi irademiz yok edildi"

"Siyasi irademiz yok edildi"

CTP Milletvekili Asım Akansoy,bir ülkenin başarısının ülke ekonomisinin korunması, daralmaması ve kontrollü bir şekilde büyümesiyle olacağını belirterek, hükümetin son yaşanan olaylarla birlikte çok bariz bir şekilde Kıbrıs Türk Halkının siyasi iradesini yok ettiğini kaydetti.Akansoy, 1974’ten bugüne Kıbrıs Türk yönetimleri içerisinde UBP-HP’yi en başarısız hükümet olarak sınıflandırdı

Editor: Süperadmin
21 Ağustos 2020 - 11:58 - Güncelleme: 22 Ağustos 2020 - 19:07

Esengül AYKAÇ

CTP Milletvekili Asım Akansoy, Yeni Bakış Web TV’de Paralel Açı programına katılarak Kıbrıs sorununu ve seçim sürecini değerlendirdi.Vaka sayılarının artmasıyla endişe duymadığını söyleyen Asım Akansoy, dünyanın her yerinde olduğu gibi dünyayla entegre olduğumuz gibi dışarıdan adaya gelen turistler olsun, iş adamları olsun farklı bir sebeple ülkeye gelen insanlar olsun elbette bulaşma riskinin de buna bağlı olarak artacağını belirterek, bunungayet normal olduğunu söyledi.

“Vaka sayısının artması çok yadırganacak bir durum değildir”

Vakalara ilk başlanılan dönem gibi çok az ve sıfır vakayla kalmamızın mümkün olmayacağını ifade eden Akansoy, “en başında kapandık. Burada hep birlikte ortak sorumluluk üstlendik. Bunun arkasından sağlık tedbirlerini çok iyi olmamız gerekir ki olası bulaşma konusunda da gerekli adımları, gerekli önlemleri anında alalım,  bulaşma riskinin önüne geçebilelim. Dolayısıyla vaka sayısının artması çok yadırganacak bir durum değildir. Yadırganacak durum vaka sayısının artışına paralel ondan daha çok güçlü sağlık alt yapımızın ya da sağlık sistemimizin hala kurulmamış olmasıdır” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs Türk Halkının siyasi iradesi yok edildi”

1974’ten bugüne Kıbrıs Türk yönetimleri içerisinde UBP-HP’yi en başarısız hükümet olarak sınıflandıran Asım Akansoy, hükümetin ülkesinin sorunlarına, insanların sıkıntılarına çözüm üretebilmesinin kapasitesiyle ilgili olduğunu,bir hükümetin başarısının ise ülkenin korunup korunmadığı ile ilgili bir durum olduğunu kaydetti. Bir ülkenin başarısını ülke ekonomisinin korunması ve ülke ekonomisinin daralmaması, kontrollü bir şekilde büyümesiyleolacağını vurgulayan Akansoy, hükümetin son yaşanan olaylarla birlikte çok bariz bir şekilde  Kıbrıs Türk Halkının siyasi iradesini yok ettiğini de kaydetti.Asım Akansoy, özellikle hükümetle birlikte iki siyasi başkanın Ankara’ya davet edilip  gitmiş olmalarının  Ankara’da özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi ve hükümet krizi ile ilgili tartışmalara katılmış olmalarını utanılacak bir durum olarak yorumladı.

“Küs milletvekilleri ile birlikte yemek yemiş olması utanılacak bir şeydir”

Büyükelçinin küs milletvekilleri adına yemek vermesini de değerlendiren Asım Akansoy, “Sayın Büyükelçilerinin kendilerini bir restorana davet etmiş ve Ulusal Birlik Partisi içerisinde “küs milletvekilleri ile birlikte yemek yemiş olması da utanılacak bir şeydir.” Ne adına? Kıbrıs Türk demokrasisi adına, ne adına? Kıbrıs Türk toplumu adına, ne adına? Kıbrıs Türk toplumunun dünden bugüne yarattığı değerler ve birikimler adına… Dolayısıyla gerçekten utanç verici bir durum vardır” dedi.

“6 aydır kendilerine söylüyoruz”

Yaşanılacakları önceden öngördüklerini söyleyen Akansoy, “Açılmayla birlikte vaka sayılarında artış olacaktır. Bu bir bir daha iki eder diye basit bir argümandır. Bunun önüne geçebilmek ve herhangi bir açılmayı tersine çevirmemek, ekonominin rayına oturmasını sağlamak, reel sektörü desteklemek, özel sektör çalışanlarını desteklemek, insanların evlerine aş, insanların evlerine gitmelerini sağlayabilecek düzenlemeler için çok net ve çok sert bir şekilde 6 aydır kendilerine bir şey söylüyoruz” şeklinde konuştu.

“Sağlık sistemini güçlendirmek gerekirdi”

Hükümete sağlık konusunda serzenişte bulunan Asım Akansoy, sağlık sisteminin şuanda sağlık çalışanlarının omuzlarına yüklendiğini ve bundan önceki dönemlerde bu yönde bir salgın yaşanmadığını belirterek,  “Bundan önceki dönemlerde ne Ticaret Odası ne Müteahhitler Birliği ne de Türkiye ben size hastane yapmaya hazırım demedi. Bundan önceki hükümet dönemlerinde bunlar olmadı. Dolayısıyla ekonomik açılım için salgın dönemini iyi yönetebilmek adına riskleri ortadan kaldırabilmek adına ne yapmak gerekirdi? Sağlık sistemini güçlendirmek gerekirdi” dedi.

“Sayın Başbakan’a göre pandemi hastanesine ihtiyaç yok”

Ülkede pandemi hastanesine ihtiyaç duyulduğunu birçok kez duyduk. Bu sefer de Asım Akansoy pandemi hastanesinin sebeplerini anlattı. Sayın Başbakan’a göre pandemi hastanesine ihtiyaç olmadığını söyleyen Akansoy, Sayın Başbakan pandemi hastanesi olmadan da bu sağlık krizinin aşılabileceğine inandığını ve Çok gerekliyse, Bakanlar Kurulu ile bazı özel sektör hastanelerini kamulaştırıp ve gerekirse onların pandemi hastanesi olabileceği yönünde düşündüklerini kaydetti. Akansoy:“Ne gerek var diye tartışılıyor. Devletin parası yokken biz kalkıp ta pandemi hastanesi yapalım. Bu mantık doğru bir mantık ise bu bir siyasi vizyon olabilir. Bunu anlarım ama bunun önlemini şuana kadar almış olmaları ve sağlık çalışanlarının üzerine bu yükü yüklememeleri gerekiyor. Eğer bu denli küresel bir salgın yaşanmış olsa ve aynıları yaşanmış olsaydı evet tümümüz bunları yapamadık derdik ama burada hak verin ki 6 aylık bir sürede bizlerde muhalefet olarak bu hükümete kesinlikle yıkıcı bir tavır ve yıkıcı bir eleştiri içerisinde olmadık. Her dönemde birlikte yapalım dedik. Her aşamada katkı koyalım dedik. Toplumu sağduyuya davet ettik, sakinleştirdik ve onların yapmadığını biz yaptık. Hükümete ekonomik program konusunda, çalışma hayatıyla ilgili olarak, tarımla ilgili olarak ciddi önerilerde bulunduk. Bunu kim yaptı? Bunun hakkını teslim etmeleri gerekiyor” diye konuştu.

“Niye yaptık?”

Muhalefetin bu dönemde göstermiş olduğu bilgi temelli yoğun hükümet desteğini, hükümetin  hiçbir yerde bulamayacağını ifade eden Asım Akansoy,bu toleransı kapattıklarını ve bu dönemde ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını söyledi. Akansoy:“Bunu halkın sağlığı için yaptık. Bu halkın herhangi bir zarar görmemesi için yaptık. Çünkü biliyorduk ki 2020 yılı içerisinde gerek turizm sektörü gerekse Yüksek Öğrenim sektörü bu süreçte ciddi zararlar görecek” diye ekledi.

Hükümetin pandemi öncesi İmar Planı ile ilgili gösterdiği tavırla şu andaki tavır arasında bir farkın olmadığını söyleyen Asım Akansoy, bu hükümetin İmar Planını yapamadığını vurguladı. İmar Planı halkın beklentileri şeklinde gerçekleşmiş olsaydı İmar Odasının, Belediyelerin, İskele halkının, Mağusa ve Yeniboğaziçi halklarının beklentisine göre şekillenmiş olsaydı şu anda belki de inşaat sektörünün önü açılmış olurdu diyen Akansoy, şuanda o bölgede yaşayan insanların bir ekmek kazanmış olduğunu ve bunun sebebinin ise bu hükümetteki ana otorite olan Sayın Başbakan’ın bu süreci yönetememesi ile ilgili olduğunu kaydetti.
“Kıbrıs Türk insanına yakışmıyor”

Asım Akansoy, “İmar Planları hızlı bir şekilde yapılamaz. İmar Planlarının yasası gereği bir prosedürü vardır. Bir yol haritası vardır. Belediyelere girip bir görüş alınır, toplantılar yapılır. O süreç 31 Aralık 2019’da tamamlandı. Tüm siyasilerin de içinde bulunduğu durumdan sorumlu olması gerektiği yaklaşımını alıyorum. Belli noktalarda bizim de bir sorumluluğumuz varsa bizde evet bizim de bu noktada sorumluluğumuz vardır deyip bizde bunu yerine getiremedik özgüvenine sahibiz. Böyle bir erdemliliğimiz vardır. Bunu rahatlıkla herhangi bir noktada başka bir noktada söyleyebilirim. İmar Planındaki süreç tamamen bu hükümetin bir süreciydi. 2016’da İçişleri ve Çalışma Bakanıydım. Örneğin o dönemde Girne Beyaz Bölge emirnamesini yayınlamıştık. Ardından da yıl onuna kadar İmar Planı sözünü vermiştik. Ancak biz nisan sonu hükümetten düştük. Dolayısıyla gerçekleri konuşalım. Dörtlü hükümet döneminde yaptıklarımız ve yapamadıklarımız var. Bazı yasaları yapamadık. Bunun öz eleştirisini veririz. Açıkça söylemek gerekirse bundan kaçmayız. Yaptıklarımızın arasında yanlış olanlar olabilir. Gerek meclis çalışmalarında gerekse geçmiş hükümet icraatlarında bunu da veririm ama bu hükümetin böyle bir dönemde gerek ekonomiyi gerek sağlığı gerekse toplumda endişeyi, kaygıyı bu denli arttırıcı çok affedersiniz hükümetin beceriksizliğe sahip olması gerçekten Kıbrıs Türk insanına yakışmıyor” şeklinde konuştu.

“Doğu Akdeniz’de ciddi bir sorunla karşı karşıyayız”

“Doğu Akdeniz konusununbaşlı başına bir konu olduğunu ve Doğu Akdeniz konusunun ülkede tartışılmıyor olmasından ciddi anlamda kaygılıyım ve düşünceliyim” diyen Akansoy, sadece hükümetin değil, siyasi partililerin de sivil toplum örgütlerinin de gündeminde Doğu Akdeniz’deki gelişmeler olmadığını söyledi. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin hepimizi çok yakından ilgilendirdiğini ifade eden Asım Akansoy,“Doğu Akdeniz’de ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. En temelde şunu söylemek gerekir, Doğu Akdeniz’de sıcak çatışma olabilir ama bunu bir savaş olarak addetmek mümkün değildir. Özellikle Yunanistan ile Türkiye arasında NATO’nun iki doğu müttefikinin karşı karşıya geleceğini beklemek anlamsızdır” dedi. Olası sıcak çatışmaların  kısmi de olsa yaşanabildiğini belirten Asım Akansoy, Doğu Akdeniz’de başlangıçtaki meselenin tamamen hidrokarbon yatakları ile ilgili bir mesele olduğunu kaydetti. Asım Akansoy, sözlerine şöyle devam etti; “Hidrokarbon yataklarıyla ilgili Kıbrıs Cumhuriyeti’nin çeşitli ülkelerle yapmış olduğu anlaşmalar üzerine ve ilan etmiş olduğu Münhasır Ekonomik Bölgeler üzerinden hareketle Türkiye’de kendisinin ve Kıbrıslı Türklerin devre dışı bırakıldığı kendisinin de Doğu Akdeniz’de haklarının olduğu dolayısıyla  arama ve sondaj çalışmalarını gerçekleşeceğini ifade eden açıklamalarını uzun süredir okuduk. Bir yanda konu Kıbrıslı Rumlar arayabilir, Yunanistan arayabilir, Kıbrıslı Rumlar arama işini birisine devredebilir ama bizde arayabiliriz bir tavır içerisindeydi. Elbette KKTC’nin de Türkiye’ye verdiği kendi bölgelerinde arama yapma yetkisi üzerine de Türkiye Kıbrıslı Türkler adına da bu arayış içerisine girdi. Fakat kazın ayağı değişti. Önce bu yönde başlamış olan girişimler gaz üzerindeki tartışmalar belli bir süre önce tamamen değişti. Özellikle değişen Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu Deniz Sınırlandırma Anlaşması üzerine yeni bir boyut kazandı. Şuandaki boyut Doğu Akdeniz’in yani denizin parsel parsel bölünmesinden başka bir şey değildir. İlk başta Kıbrıs Rum tarafının gaz arama,gaz bulma ve bu gazın Avrupa’ya mı, Avrupa’ya nasıl transfer edileceği üzerine başlatılan çeşitli tartışmalar ne yazık ki Kıbrıs Cumhuriyeti lideri Anastasiadis’in yanlış siyaseti üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti’nin İsrail ile, Mısır ile, Yunanistan ve İtalya ile yapmış olduğu ikili ve çoklu anlaşmalar üzerine bölgede sanki Türkiye’ye karşı cephe açma görüntüsü yarattı. Bunun üzerine iş siyasallaştı”

Kıbrıslı Rumlar, Birleşmiş Milletlerin 1982 yılında ilan ettiği BM Deniz Hukuku Sözleşmesine imza atmış olmalarının ve bu güne kadar yapmış oldukları tüm anlaşmaları, tüm girişimleri, Yunanistan ile birlikte önceden başlatmış olmalarının özellikle Avrupa Birliği şemsiyesi altında kendi hukuki girişimleriyle bunları güçlendirmelerinin avantajlarını yaşamaktadır diyen Asım Akansoy,“Bu avantajları karşısında Türk tarafı ne yazık ki yetersiz kalmıştır diye çok net bir şekilde konuşabiliriz. Türk tarafı hem geç kaldı hem de Mavi Vatan gibi bence çok fazla anlaşılır olmayan aslına bakarsak kışkırtıcı bir söylem ile Doğu Akdeniz gibi bir barış alanını bir çatışma alanına dönüştüren bir söyleme yönelerek bu bölge üzerinde bir hak iddiasını tamamen hakimiyet iddiasına döndürdü. Bu konuda ben Türkiye Cumhuriyet’i Devletinin sözcülerinden öte Türkiye Cumhuriyet’i içindeki çeşitli kesimlerin bu söylemi ürettiğini görmekteyiz ki bu konuda bizde de bunu seslendiren çeşitli kişiler vardır. Çok net bir şekilde bunun anlamlı olduğunu söylemiyorum” şeklinde konuştu.

“Günün sonunda bir kaos mevcuttur”

Kıbrıslı Rumların Fransa ile çok yakın bir ilişki kurarak Baf’taki havalimanını Fransız savaş uçaklarına açtığını belirten Akansoy, üç tane Fransız savaş uçağının orada kunuşlanmış olmasını her ne kadar geçici statüde olsa bile adada çok daha fazla silah yığılmasının bir örneği olarak bilmekte kabul edilir olmadığını vurguladı. Bu gelişmenin yeni olduğunu ve adayı tehdit eden bir durum olarak yorumlayan Akansoy, “Gayri resmi askeri pozisyon alma, kendi askerleri unsurlarını ve ittifaklarını güçlendirme meselesidir. Burada elbette ki Türkiye Cumhuriyet’i gardını alacaktır. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Bu sürdürülemez durumun karşısında Almanya’nın bazı girişimleri oldu. Bu da Yunanistan ile Türkiye’yi uzlaştırma adı altında o da başarıyla sonuçlanamadı. Günün sonunda bir kaos mevcuttur”  şeklinde konuştu.

“Ne tür bir gelişme olur belli değildir”

“Bundan sonraki süreç nasıl ilerler, ne tür bir gelişme olur belli değildir” diyen Akansoy, “Türkiye Cumhuriyet’i Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Akdeniz daveti konusu söz konusu oldu ancak böyle bir ortamda özellikle Mısır’ın, İsrail’in, Yunanistan’ın çok belirgin bir şekilde Türkiye ile arasında problem olduğu bir dönemde böyle bir Akdeniz Konferansının gerçekleşme olasılığının çok zayıf olduğunu düşündüğünü ve bu yönde de pek çok makale okuduğunu söyledi.

“Dışişleri Bakanlığı’nın varlığı ile yokluğu birdir”

CTP Milletvekili Asım Akansoy, sözlerine şöyle devam etti,  “Kıbrıs Rum tarafı açısından olay sıkıntılı değildir. Şöyle ki; çünkü onların muhatabı Sayın Cumhurbaşkanı’dır. Dolayısıyla bizim iç siyasette olası istikrarsızlıklarımız dış politikada bir etki yaratmaz. Bugün statü olarak Dışişleri Bakanlığı’nın varlığı ile yokluğu birdir.  Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte özne olduk, dengeyi kurduk diye açıklamalar yapıyor. Böyle bir şey yoktur. Bunlar çok riskli ve yanlış atılmış adımlardır. Bunların hiç birisi çözüm adımı değildir. Bunlar çok basit mütekabiliyet adımlarıdır. Dış politik olarak Türkiye’nin arkasına saklanarak bir nevi askercilik oynamaktadır Sayın Dışişleri Bakanı. Dolayısıyla onun yürüttüğü politikayla bizi herhangi bir yere taşıyacağını düşünmüyorum.”

“Burada Sayın Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs sorununun çözümü noktasında belli bir irade sahibi olan bir kişi olarak bu süreçte belki bir kamuoyu önünde değil belki kamuoyuna açık değil ama kapalı olsa dahi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ve Avrupa Birliği’ne mesajlar göndermesi ve görüşlerini ortaya koyması, sağduyuya, hoş görüye davet etmesi gerekiyor. Çünkü nasıl olsa Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası kim kazanırsa kazansın o sürecin içerisine girip Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çalışma yapmak zorunda kalacaktır.”

“Her yiğidin yoğurt yemesi farklıdır”

“Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Herkesin olaylara bakış açısı farklıdır. Bizimde farklı bakış açımız olduğu için bizde kendi adayımızı çıkardık. Bunu mutlak olarak federasyon indirgememek gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı daha farklı yöntemler üzerinde durabilir. CTP her seçimde olduğu gibi bu seçimde de adayını çıkaracaktır. Umarım Tufan Erhürman 2. Tura kaldığında gerekli ittifak onun üzerine kurulur. Bizim öngörümüz ve çalışmalarımız bu yöndedir”.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Yalcin Vehit
    4 hafta önce
    En başarılısını da söyleseydiniz bari. Tabii ki CTP-ÖRP, bütün zamanların en başarılı hükümetiydi! Komik bulmadınız umarım...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
"Federasyon" Türk tarafinin tezidir
Tavan başlarına yıkılıyor
Tavan başlarına yıkılıyor