Sosyo-Ekonomik Dönüşüm
Ali Çakmak

Ali Çakmak

Sosyo-Ekonomik Dönüşüm

09 Nisan 2022 - 10:13

Türkiye hükümetlerinin, Protokoller üzerinden toplumda güç sağladığı aşikardır. Bunun bir siyasi araca dönüştüğü ve siyasetimizin bu araç üzerinden şekillendirilmeye çalışıldığı ise ortada. Bunun güncel bir tercih değil, tamamen stratejik bir karar olduğunu düşünmeliyiz.

Bu araç, demokratik bir toplum yapısını ciddi anlamda zayıflatıyor. Çünkü artık, toplumun siyasetten beklediği gelişmiş bir düzen için alternatif yaşam programlarını değil, siyasi partilerin Protokollere bağımlılık ilişkisini tartışır olduk.

Bu ciddi bir gerilemedir. Demokrasi anlamında, toplumsal irade anlamında ve toplumun gelişimi ile Türkiye ile sağlıklı, saygılı bir ilişki kurma anlamında. Toplum, Türkiye ile haysiyetli bir ilişkiden yanadır, tahhaküm hiyerarşisi yaratan bu gibi modelleri reddetmektedir.

Dolayısıyla gerek yapısal anlamda Yardım Heyeti, gerekse ekonominin politik bir araç olarak kullanıldığı Protokoller üzerinden toplum üzerinde tahakküm kurmayı amaçlayan bürokratik ilişkinin ortadan kaldırılacağı radikal bir düzenlenmeye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç hayatidir, ciddi toplumsal yaraların doğmasına nedendir ve demokrasi anlamında da kabul edilemezdir. 

Protokollerin, istedikleri düzeyde başarılı olamamasının ana nedeni de bu modelin topluma yabancılaştırılmış olması ve kaynağı da demokrasiyi anlamsızlaştırıp, bahsettiğim gibi siyaseti zayıflatmasıdır.

Kuzey Kıbrıs gibi kapalı ve kaynakları kıt bir ada ekonomisinin en temelde gelişme ve kalkınma imkanları, bu dünya düzeni koşullarında sınırlı olduğu açıktır. Dar sınırlara ve kıt imkanlara sahip her ada ekonomisinde olduğu gibi kamu bütçesindeki cari giderler ve transferlerin düşürülmesi yanında dünya ile ekonomik entegrasyon düzeyinin yükseltilmesi, refah seviyesinin korunması için temel unsurdur. Bu noktada Türkiye ile olan ekonomik ilişkinin karşılıklı fayda yaratacak şekilde geliştirilmesi gereklidir.

Yine bugüne kadar gözardı edilen, Avrupa Birliği ile Doğrudan Ticaret Tüzüğünün hayata geçmesi için yoğun ve somut girişimlerin başlatılması gerekmektedir. Ayrıca, Yeşil Hat Tüzüğünün tam kapsamına erişebilmesi için, işlenmiş gıda ürünleri ticaretinin ve ticari araçlarımızın Güney’e geçişlerinin önündeki engellerin kaldırılması için proaktif girişimler yapılmalıdır. Yine Güney Kıbrıs ile ticaret ilişkisinin rastlantısal ve dönemsel boyuttan, ortak çalışma, üretim, girişim, yatırım yapılabilecek düzeye yükseltilmesi de gündeme alınmalıdır.

Esas hedef, hayatımızı kuşatan kayıt dışılıktan ve vesayet ilişkisinden kirli bir nefes alan bu sosyo ekonomik düzeni radikal önlemlerle yeniden yapılandırmak ve bunu sürekli bir devlet politikası haline getirmektir. Bunun için kayıt ve denetim sistemini yeniden yapılandırmak gerekir.

Kıbrıslı Türklerin, toplumsal iradesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  toplumsal tercihe paralel teknik desteği ile, sorunların kendi koşul, tercih ve taleplere göre yapılandırılması ve çözüm basamaklarının saptanması gerekmektedir. Şu anda ekonomik ve mali işbirliği protokollerin dayanağı olan 2012 TEPAV Raporu üzerinden bir yeniden yapılanma değil, Kıbrıs Türk eksenli, katılımcı bir anlayışla yeni bir “ekonomik toplumsal program”ın hazırlanması ve süratle ekonomik sektörlere ve toplumsal alanlara kurgulanması gerekmektedir.

Kuzey Kıbrıs, bu kapalı yapısının ancak dünya ile entegre bir hukuk düzeni ile kırılabileceği gerçeğinden hareketle, Kıbrıs sorununu tarihe gömecek Federal çözüm modeli, ekonomik ve sosyal yapının gelişmesi ile doğrudan ilintilidir. Bir başka deyişle, sınırlı imkanlarla bizatihi kendisi bir çıkmazda olan Kuzey Kıbrıs sosyo-ekonomik yapısının sürdürülebilir bir modele kavuşturulması, ve toplumsal varlığımızın korunup gelişmesi hedefine engel olan aksaklıkların giderilmesine yönelmek esas olmalıdır. 

Bu çerçevede, şu anda gündemde olan Protokol’dan öte Protokol ile ilişki modeli kabul edilebilir değildir. Kıbrıs Türk siyasi hayatının özgünlüğünü yok eden, dayatmacı bir anlayışla ortaya konan bu model, aynen yukarıda da belirtildiği çerçevede kamu yararı oldukça zayıf olan, sorunların üzerine yönelmeyen, kendi kurumlarımızı zayıflatan ve sonuçta Kıbrıs Türk Toplumunun bütün tarihi, kültürel, iktisadi ve toplumsal bütünlüğünü eriterek yok olmasına neden olacak bir düşünce ile şekillendirilmiştir. 

Kuzey Kıbrıs’ta kendi kendine yeterli olmanın birinci yolu, kendi kendini yöneten ekonomik, idari ve sosyal gücü elinde tutmaktır.

Ekonominin, “tamamen” TC Ekonomik ve Kalkınma İşbirliği Ofisi tarafından yönetildiği; güvenliğin, Türk askeri tarafından sağlandığı; dış politikanın Türkiye’ye entegre edildiği; toplumsal ve sosyal yapının, TC Elçiliği Din İşleri Bölümü ve Vakıflar İdaresi tarafından dönüştürüldüğü; nüfusunu bilmeyen, nüfus politikası olmayan, olamayan, belki de olması istenmeyen, vesayet ilişkisinin sürekli yeniden üretilerek iş yapmanın marifet sayıldığı “alt yönetim”den bahsetmekteyiz.

Tüm bunların çok iyi bilindiğinden eminim.Ve elbette bunları mazeret  yaratmak için söyleme derdinde değilim.

Ancak verili koşulların göz ardı edildiği bir bakış açısı ile, sağlıklı bir siyasi ve ekonomik gelişme beklemek aşırı saflık olur.

Meselenin sadece ekonomik olmadığını ve olamayacağını artık görmemiz gerekiyor. Bu ülke bu şekilde yönetilemez. Bir konuyu bir noktadan kendi başına çözseniz dahi, sorun başka bir alandan patlayabiliyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar