Herşeyden Biraz
Ceynur Pehlivan

Ceynur Pehlivan

Herşeyden Biraz

28 Ocak 2021 - 03:22

            Bugün yine takvimden bir yaprak daha  koparırken, ardımda bıraktığım yıllarım geldi aklıma. Okul yıllarından sonra iş hayatına başladığım gün ve o ilk iş günü heyecanı, bir ayı tamamladıktan sonra o ilk maaş almanın verdiği heyecan ve daha nice “ilk”lerim gözümün önünde canlandı.  Bugün artık o bütün “yeniliklerin ve ilklerin” hepsi birer  “anı, tecrübe ve olgunluk” olarak dağarcığımda yer alıyor.  Bazılarımız buna yaşlanmak dese de ben hep “yaş aldım ama yaşlanmadım” cümlesini kullanmayı tercih ederim. Yaştan bahsedince bir anda çocukluk yıllarım ve  okul anılarımda bir çırpıda gözümün önünden gelip geçti. Ve kendimi yine bir, yeni-eski kavramları arasında mukayese ederken buluverdim.

            “Saygı istenmez, kazanılır” cümlesini tam olarak nerede duydum ya da okudum anımsamıyorum. Ancak son zamanlarda bunu sıkça kendi içimde sorgulayıp duruyorum . Çevremi etraflıca gözden geçiriyorum.  Her kim söylemiş, ya da yazmışsa ne kadar doğru bir cümle kullanmış. Ayni zamanda çok da manidar bir cümle.

            İnsanoğlu doğup büyüdüğü zaman anne-babaya, okula başladığı zaman öğretmenlerine ve iş hayatına atıldığı zaman da üst kademe yöneticilerine saygı duymayı,  her adımda, her basamakta bunu yaşayarak öğreniyor.

            Ev, aile ve okul anılarını hızla geçip kaleme almıyorum.  Ama memuriyet hayatıma gelince kalemimdeki mürekkep yeterli olacak mı, bilemiyorum.

            Cumhurbaşkanlığında görev yaptığım ve hep özlemle anımsadığım yıllarım benim için en kıymetli yıllardır. Hele hele de Kurucu Cumhurbaşkanımız Baba Denktaş ile çalışma imkanı bulup, onun memurlarından birisi olmak, onun dava mücadelesinde onu yakınen tanımak, çalışma ortamında bulunup da ondan kendime çok şeyler katmak benim için her zaman  gurur verici olmuştur.. Kırk yıllık bir iktidar, döneminde herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir dünya lideri o.

            O yıllarda odasına imzaya giderken daire kısmından çıkıp da saray avlusundan geçerken içimi bir titreme bulurdu, heyecandan. Sanki korkudan elim ayağım birbirine dolanacak gibi olurdum. Ama aslında bu korku değildi, saygıdan ve çekindiğimden dolayı idi.

            Şimdilerde hangi liderin ya da üst düzey yöneticinin önünde böyle duygular taşıyabilir bir insan? Var mı ki?

            İşte tam da bu noktada bugünlere baktığım zaman yukarıda bahse konu cümleye ister istemez takılıyorum. Artık emeklilik için geriye sayım başlamışken şöyle bir gözden geçiriyorum son zamanları, siyasette yaşananları ve atamaları… nahoş bir durum. 

            Hani diyorum bir makam taşıyacak olan birisinin her şeyden önce o makamı taşıyacak bilgisi, olgunluğu ve iş tecrübesi var mı diye bakılmaksızın “ahbap-çavuş ilişkisi” var diye dağıtılıyor makamlar, mevkiler. E sonrada işler yürümez, sonuç alınmaz şikayetleri sağdan-soldan tavan yapıyor. Bu yetmezmiş gibi memur da kendi içinde bir kaos yaşıyor. Neden mi? Çünkü iş bilgisi, tecrübesi olan sollanmıştır hiç hesapsızca.

            Hal böyle olunca da  “saygı istenmez, kazanılır” cümlesi devreye giriyor bende, zihnime çakılıyor mıh gibi ve derin düşüncelere dalıyorum.

            Etrafıma bakıyorum da şu günlerde çevresinde  “saygı” kazanmış ne kadar az bir kitle, ya da idareci kalmış. Daha doğrusu büyük adledilip bir yerlere getirilen ve kendini dev aynasında gören küçük insanlar yaratılmış bu düzenin içinde.  Ve bunların sayıları   gün ve gün çoğalmakta ve bu konuda ipin ucu  kaçmış durumda, yakalamak da ne mümkün.

            İşin ehli insanlar da yok değil, hani onlarında hakkını yemeyelim. Ama inanın onlar da bir elin parmaklarının sayısını geçmez kanaatimce ve de gözlemlerimce şu sıralar ilgili ve yetkili mercilerde.

            Yani demem o ki, ast-üst eskidendi.

            İtaat ve saygı eskidendi.

            İş bilirlik ve tecrübe eskidendi.

            Görev ve sorumluluk eskidendi.

            Birden aklıma Sezen Aksu’nun bir şarkısı geliyor. “Biz büyüdük ve kirlendi dünya”.

YORUMLAR

  • 3 Yorum

Son Yazılar