YAŞAM VE ÖLÜM
Ceynur Pehlivan

Ceynur Pehlivan

YAŞAM VE ÖLÜM

14 Temmuz 2021 - 09:39

Son zamanlarda sıkça etrafımdaki eş-dostun yakınlarının ölüm haberini alıyorum. Gün geçmez gazetelerde yeni bir ölüm ilanı ile karşılaşıyorum, üzülüyorum. Özellikle son günlerdeki ani ölümler düşündürücü. Artan sıcakların etkisi mi, ekonomik sıkıntıların verdiği stresten kaynaklı mı, virüsün yarattığı kaygıdan dolayı mı, yoksa aşılardan mı, hiç bilinmiyor. Yapılan açıklamalar sıradan “eceli çağırdı, ömrü o kadardı” v.s. Oysa yaşarken hayatımızın bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu, belki de son günümüz olduğunu hiç düşünmeden yaşıyoruz. Bir yaşam kavgası içerisinde yoğrulurken sevdiklerimizi ihmal ediyoruz, hatır sormayı unutuyoruz, kıymet bilmeyi beceremiyoruz ve en önemlisi de bir para kazanma hırsı içerisinde kendimizi unutuyoruz. Ah şu kör olası para, ah şu bencillik, ah şu hırslar ve egolar…. Bizleri yiyip bitiren ve tüketen hep bunlar ve halen daha bu duyguları görmezden gelip üzerine üzerine yürüyoruz. Ne zaman bir dost, bir akraba, ya da bir tanıdığımın ölüm haberini alsam kendi kendime ilk düşündüğüm şey “acaba mutlu yaşadı mı?” sorusu oluyor. Şüphesiz herkes mutlu bir yaşam ister ve herkesin mutluluk anlayışı farklıdır. Kimisi paranın peşinde, kimisi rahatın, kimisi aşkı arar durur, kimisi hedefler koyup o yolda ilerler, kimisi şatafatlı hayat için yanlış yollara sapar, kimisi de “azacık aşım dertsiz başım” der ve yaşar gider işte. Yaptığım tanıtımlardan dolayı sürekli farklı mekanlar ve değişik yaş gruplarından insanlarla iletişim halinde oluyorum. Geçenlerde yine öyle bir günde yaşlı bir hanımla uzun uzun sohbet etme imkanım oldu. Ayakta duracak takati yok, yılların yorgunluğu yüzündeki derin çizgilerden belli oluyor. Haftanın üç günü diyalize giriyor, ama yine de yaşamında mutlu, tebessümü hiç eksik etmiyor yüzünden. Merak edip biraz hayatını irdelediğimde, yıllarca esir gibi çalışıp, belli bir yaşa gelince işlemeyi bırakıp sadece yaşamdan keyif alabilecek şekilde günlerini değerlendirdiğini anlatıyor. Öyle ki, o günlerin hazzı halen daha ona yaşam enerjisi veriyor ve mutlu bir hayat sürüyor. “Güzel anılar biriktirdim, lüks yaşamadım ama her fırsatta doğaya çıktım, insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım, evimde her zaman bana yoldaş olacak bir kedim oldu, fazla paraya tamah etmedim, ve asla müziği hayatımdan eksik etmedim” diye uzun uzun anlatıyor. Ben yaşlılarla sohbeti seviyorum, onların nasihatlerini kulak ardı etmiyorum. Oysa çevremdeki hayatları incelediğim zaman karşıma çıkan manzara çok da iç açıcı değil. Bir çoğumuz lüks araba sevdasında, villalar, yatlar katlar merakında. Sanki tüm bunları öbür dünyaya götürebilecekler. İnsanlıktan haberleri yok, yaşam kaynağını kendilerince lükse bağlamışlar. Zihinlerindeki yaşam anlayışı sıradan insanlarınkinden çok farklı oluyor. Dahası ölüm haberlerini bile ruhsuz bir edayla karşılayabiliyorlar. Bu sabah yine haberlerde bir ölüm ilanı görüyorum “apansız gitti” diye. Tanımıyorum ama üzülüyorum. Tıpkı Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi “ölümün saati yok”. İşte bu yüzden her günü kendimizi ve etrafımızdaki insanları mutlu edecek şekilde yaşamayı bir yaşam tarzı yapmamız gerektiğine inanıyorum. Yaşamdaki en güzel duygunun sevgi olduğunu, kişiliklerin parayla değil, insanlıkla yol aldığını, bir gün mutlaka toprak olacağımızın bilinciyle davranarak yaşamayı ve ardımızda güzel sözler, güzel izler bırakmayı hedefleyerek hayatımızı sürdürmeyi bilmemiz gerekiyor. Çünkü bu hayatın tekrarı yoktur. Dünyadaki salgın bizlere çok şeyler anlatıyor aslında. Corona bizlere, her nefes alıp-verişimizin, yaşamın, sevdiklerimizin kıymetini bilmemiz gerektiğinin öğreticisi olmasa da, hatırlatıcısı olmuştur. Toprak aldığını geri vermiyor. Ve evet, sevgi şifadır, hayattır, yaşamın kaynağıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar